Türk Devletleri Teşkilatı’nın Yükselişi’nin ; Şanghay İşbirliği Örgütü Üzerindeki Etkileri Neler Olabilir?

Bu makale, Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) yükselişinin Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üzerindeki etkilerini, Rusya, Çin, ABD ve Birleşik Krallık gibi aktörlerin perspektifinden değerlendirmektedir.

TDT’nin çok yönlü yükselişi, Avrasya jeopolitiğinde yeni bir denge unsuru oluşturmakta; Rusya açısından stratejik iş birlikleri ile Çin-Batı ilişkilerinin seyri karşısında kritik bir alternatif haline gelmektedir.

Bu bağlamda makale, TDT’nin kurumsal gelişimi, kültürel gücü, askeri ve ekonomik potansiyeli çerçevesinde Şangay İşbirliği Örgütü üzerindeki etkilerini ve bölgesel güçlerin bu sürece yaklaşımlarını incelemektedir.

 

Türk Devletleri Teşkilatı’nın Yükseliş Süreci ve Kurumsal Yapısı

Türk Devletleri Teşkilatı , 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile kurulan bir yapıdır. Başlangıçta kültürel ve tarihî bir birlik hedeflenirken, gelişen süreçte ekonomik, diplomatik ve güvenlik alanlarında derinleşen bir entegrasyon sürecine girmiştir.

TDT’nin tarihi arka planı 1990’lara uzansa da, kurumsal yapı olarak 2009 yılında kurulan Türk Konseyi ile somut bir çerçeveye kavuşmuştur. 2021 yılında İstanbul Zirvesi’nde alınan kararla isim değişikliğine gidilerek “Türk Devletleri Teşkilatı” adını almıştır. Bu değişiklik sadece sembolik değil, aynı zamanda işlevsel bir dönüşümün de göstergesidir. TDT artık siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlik boyutlarında daha etkin roller üstlenme niyetindedir. 2040 Vizyon Belgesi, bu niyetin yazılı bir stratejiye dönüştürülmesidir. Belge, ulaşım koridorlarından enerji entegrasyonuna, savunma iş birliğinden dijital dönüşüme kadar geniş bir hedef yelpazesi sunmaktadır. Bu vizyon, sadece söylem düzeyinde kalmayıp, Trans-Hazar ulaşım projeleri, Türk Yatırım Fonu, ortak askeri tatbikatlar gibi somut girişimlerle desteklenmektedir.Türkiye bu süreçte lider aktördür. Özellikle Azerbaycan ile askeri ve siyasi ittifakı, Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleriyle kurduğu ticaret ve ulaşım ilişkileri TDT’yi bölgesel bir güç merkezi hâline getirmiştir. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan gibi üyeler ise hem Rusya hem Çin etkisinden uzak bir denge arayışı çerçevesinde TDT’ye stratejik değer atfetmektedir. Bu yapının genişleme potansiyeli, sadece Türk devletlerini değil, gözlemci üye Macaristan gibi Batılı aktörleri dahi etkilemektedir. Türkiye’nin liderliğinde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi ülkelerin katılımıyla bölgesel ölçekte önemli bir dayanışma zemini inşa edilmiştir. TDT, 2020’li yıllarda ekonomik iş birliği, ulaştırma koridorları, askeri tatbikatlar ve ortak eğitim programları gibi alanlarda kurumsal yapısını güçlendirmiştir.

Bu yükseliş, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi güvenlik merkezli yapılar üzerinde dolaylı ve doğrudan etkiler oluşturmaktadır. Özellikle Orta Asya’daki çoklu üyelikler, iki teşkilat arasındaki öncelik dengesini değiştirme potansiyeline sahiptir.

 

TDT-ŞİÖ Çatışma Noktaları ve Kurumsal Farklılıklar

ŞİÖ, 2001 yılında Çin ve Rusya’nın öncülüğünde kurulmuş, ilk etapta sınır güvenliği ve bölgesel istikrarı hedefleyen bir güvenlik örgütü olarak şekillenmiştir. Ancak zamanla, Hindistan, Pakistan ve İran’ın katılımıyla daha geniş ve karmaşık bir yapıya bürünmüştür.

Bu genişleme, örgütün karar alma mekanizmasını yavaşlatmış ve iç bütünlüğünü zayıflatmıştır. ŞİÖ’nün temel sorunlarından biri, üyeleri arasındaki çıkar çatışmalarıdır. Örneğin Çin ve Hindistan arasındaki sınır anlaşmazlıkları, Pakistan-Hindistan rekabeti, hatta İran’ın Batı karşıtı pozisyonu örgütte ortak bir stratejik vizyon oluşturulmasını engellemektedir.

Bu durum, ŞİÖ’yü daha çok deklaratif bir yapı olarak bırakmakta, pratikte ortak projeler sınırlı kalmaktadır.

ŞİÖ, 2001 yılında Çin ve Rusya’nın öncülüğünde kurulmuş, ağırlıklı olarak güvenlik tehditlerini önleme ve bölgesel istikrarı sağlamayı amaçlayan bir platformdur. TDT ise hem tarihî kimlik hem de siyasi-iktisadi iş birliği temelinde farklılaşmaktadır.Bu iki yapı arasındaki farklardan biri üyelerin ortak kimlik ve kültür paydasıdır. ŞİÖ, çok farklı rejim ve etnik yapılardan oluşurken, TDT üyeleri ortak bir tarih ve dil kökenine sahiptir. Bu durum, TDT’yi daha sağlam ve bütünleşik bir çerçeveye taşımaktadır.

Buna karşın ŞİÖ, Çin’in ekonomik gücü ve Rusya’nın askeri kapasitesi sayesinde hâlen önemli bir bölgesel güç platformudur. Ancak TDT’nin yükselişi, bu platformun cazibesini ve bağlayıcılığını azaltma potansiyeline sahiptir.

TDT’nin küçük ama homojen yapısı, daha çevik karar alma imkânı sunmaktadır. Üyelerin dil, tarih, kültür ve ekonomi bakımından benzerliği, ŞİÖ’nün aksine bir “ortak kader” algısını mümkün kılmaktadır. Bu durum, ŞİÖ içindeki Orta Asya üyelerinin TDT’ye yönelmesini tetiklemektedir. Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerin TDT içerisindeki etkinlikleri, ŞİÖ’nün bölgedeki baskın rolünü törpülemektedir.

 

Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatına Yaklaşımı: Çekince, Strateji ve Fırsat

Rusya, Orta Asya’yı tarihsel olarak kendi nüfuz alanı olarak görmektedir. Sovyet sonrası dönemde kurduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi yapılarla bu etkiyi sürdürmeye çalışmıştır. Ancak 2020 sonrası gelişmeler, Rusya’nın bu etkinliğini giderek kaybettiğini göstermektedir. Özellikle Ukrayna Savaşı sonrası Rusya’nın uluslararası izolasyonu, ekonomik daralması ve askeri yıpranmışlığı Orta Asya’daki nüfuzunu sınırlamaktadır. Kazakistan’ın bağımsız dış politika vurgusu, Ermenistan’ın KGAÖ’ye yönelik eleştirileri ve Kırgızistan-Özbekistan’ın Türkiye ile askeri iş birliği adımları bu bağlamda okunmalıdır.

Bu zayıflama, Rusya’nın TDT’ye karşı iki yönlü tutum takınmasına neden olmaktadır: Bir yandan Türkiye’nin artan etkisini dengeleme kaygısı taşırken, diğer yandan Çin’le tek başına denge kurmanın risklerini görerek TDT ile sınırlı iş birliğine de sıcak bakmaktadır.

Moskova, Ankara ile yeni denge modelleri geliştirme arayışına girebilir; fakat bu arayış, tarihî rekabetin tamamen sona erdiği anlamına gelmemektedir.Rusya, TDT’nin yükselişine başlangıçta şüpheyle yaklaşmıştır. Özellikle Pan-Türkizm potansiyeli ve Türkiye’nin artan etkisi, Rusya’nın geleneksel Avrasya liderliğini tehdit eder görünmüştür.Ancak son dönemde Rusya, bu oluşumu dışlamaktan ziyade kontrollü şekilde dahil olmayı ve yönlendirmeyi hedefleyen bir politika benimsemeye başlamıştır.

Bu çerçevede Rusya, ŞİÖ ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) aracılığıyla bölgedeki etkisini sürdürmek isterken, TDT içindeki ayrışmaları da fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Türkiye ile kuracağı pragmatik işbirliklerinin, Rusya’nın Çin karşısındaki denge arayışında önemli bir rol oynayabileceği görülmektedir.

 

Çin’in TDT’ye Yönelik Sessiz Politikası ve Derin Kaygıları

Çin, TDT’nin kurumsallaşmasını resmen eleştirmese de,TDT’nin etkinliğinin artması halinde bölgedeki etkisinin kısıtlanabileceğini düşünmektedir. Orta Asya’daki enerji projeleri, Kuşak ve Yol Girişimi’nin güvenliği ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin durumu, Pekin’in bu bölgeye özel önem vermesinin temel nedenlerindendir. Çin için TDT’nin artan etkisi, özellikle kültürel ve kimlik temelli bir yapı olması nedeniyle hassasiyet arz etmektedir. Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur meselesi (ki bunu Türkiye’deki hemen bütün siyasi Parti ve gruplar, Doğu Türkistan Meselesi olarak adlandırmakta ve kabul etmektedir.), TDT’nin doğrudan gündeminde olmasa da, kamuoyundaki etkisi nedeniyle Çin için ileriye dönük büyük bir risk taşımaktadır.

Bu nedenle Çin, TDT’nin kontrolsüz büyümesini dolaylı yollarla sınırlamak, Orta Asya ülkeleriyle ikili anlaşmalar yoluyla Türkiye etkisini dengelemek eğilimindedir. Ancak Türkiye kamuoyundaki artan Milliyetçilik eğilimi ve İslami kesimlerde de Kudüs Davasının toplum nezdinde daha meşru kabul edilmesini sağlama çabası, önümüzdeki yıllarda Çin’in Uygurlara dönük politikalarına karşı muhafazakar kesimdeki tepkilerin daha da radikalleşmesine yol açacaktır.

Çin, TDT’yi Uygur meselesi üzerinden potansiyel bir tehdit olarak görmektedir. TDT’nin kültürel bütünleşme söylemi, Çin’in “tek Çin” politikasına ters düşen etkileşimler yaratabilir. Özellikle Türkiye’nin Doğu Türkistan’a dair duyarlılığı, Çin’in iç güvenlik kaygılarını artırmaktadır.

Çin, bu nedenle ŞİÖ üzerinden Orta Asya üzerindeki etkisini korumak istemektedir. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamında bölge ülkelerine yaptığı altyapı yatırımları, TDT’nin ekonomik çekim gücünü dengelemeyi amaçlamaktadır.Ancak TDT’nin sunduğu “kimlik temelli yakınlık”, Çin’in ekonomik araçlarına karşı uzun vadede daha güçlü bir çekim alanı oluşturabilir.

Uygur meselesi, ŞİÖ içindeki bazı Türk devletlerinin Çin’e mesafeli yaklaşmasına neden olmaktadır. Özbekistan ve Kazakistan gibi ülkeler, Çin’in baskıcı iç politikasını doğrudan eleştirmese de, TDT üzerinden alternatif bir dayanışma zemini kurmayı tercih etmektedir. Bu durum, TDT’nin yumuşak güç kapasitesini artırırken, ŞİÖ’nün iç uyumunu zedeleyen bir faktör hâline gelmektedir.

ABD ve İngiltere Açısından Türk Devletleri Teşkilatı

Batı, TDT’yi doğrudan rakip değil; ancak küresel düzende yeni bir “dengeleyici blok” olarak görmektedir. ABD ve İngiltere gibi aktörler, TDT’nin Avrasya’daki Çin ve Rusya merkezli yapılar karşısında denge unsuru olabileceği görüşündedir. Bu nedenle, Türkiye’nin bu yapıdaki liderliğini jeopolitik bir kaldıraç olarak okumaktadırlar.

Nitekim son yıllarda İngiltere’nin Macaristan üzerinden TDT süreçlerine dolaylı ilgi göstermesi, bu bağlamda anlamlıdır. Aynı şekilde ABD merkezli düşünce kuruluşları, TDT’yi “ılımlı bölgesel alternatif” olarak değerlendiren raporlar yayımlamaktadır. Türkiye’nin NATO üyesi oluşu ve Orta Asya’daki etkisi, Batı’nın dikkatini çeken önemli parametrelerdir. Ancak bu destek, doğrudan müdahale veya sponsorluk anlamına gelmemektedir. Batı, TDT’nin Rusya ve Çin’i dengelemesini arzu etmekte; fakat bu yapının Batı dışı kimliğini de not etmektedir. Dolayısıyla TDT, Batı’nın ne parçası ne de karşıtı olarak, “özerk Avrasyacılık” yaklaşımının temsilcisi konumuna yerleşmektedir.

TDT ve ŞİÖ arasında bir çatışma değil, ama potansiyel bir rekabet doğmuştur. Özellikle enerji, ulaşım ve güvenlik gibi alanlarda her iki örgüt de Orta Asya devletleri için alternatif yapılar sunmaktadır. TDT’nin normatif kimliği, ŞİÖ’nün pragmatik yaklaşımına karşı bir avantaj sağlarken; ŞİÖ’nün kurumsal yaygınlığı da hâlen güçlü bir araçtır.

Ancak önümüzdeki yıllarda iş birliği alanlarının gelişmesi de mümkündür. Örneğin ulaşım koridorlarının entegrasyonu, bölgesel ticaret platformlarının birleşmesi veya sınır ötesi güvenlik konusunda eşgüdüm sağlanabilir. TDT-ŞİÖ ilişkisi, çatışmadan ziyade “paralel çok taraflılık” ilkesiyle şekillenebilir.Bu noktada Türkiye’nin diplomatik manevra kabiliyeti ve Çin’in ekonomik stratejileri belirleyici olacaktır. Eğer aktörler sert güç rekabetinden ziyade, bölgesel ortaklık vizyonunu öncelerlerse; TDT ve ŞİÖ, Avrasya’nın istikrarı için tamamlayıcı roller üstlenebilir.

ABD için TDT, Rusya ve Çin’in bölgesel etkisini dengeleyebilecek potansiyel bir blok olarak değerlendirilebilir. Ancak Türkiye’nin Batı’dan özerk dış politikası, bu yapının doğrudan desteklenmesini zorlaştırmaktadır. NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye’nin bağımsız dış politika hamleleri, TDT’nin Batı çıkarları açısından tam güvenilir görülmesini engelleyebilir.

İngiltere ise Brexit sonrası Avrasya açılımında enerji ve finans sektörü üzerinden TDT ülkeleriyle ilişkileri artırmayı hedeflemektedir. Ancak pan-Türkist bir TDT, Londra için de kontrol dışı bir gelişme olarak algılanabilir. Dolayısıyla Batı, TDT’yi temkinli biçimde izlemekte, fırsatlar kadar risk unsurlarını da dikkate almaktadır.

 

Gelecek Perspektifi: Türkiye-Rusya Dengesi ve TDT’nin Kurumsal Derinliği

TDT’nin geleceği, büyük ölçüde Türkiye’nin liderliğinde kurumsallaşma hızına ve Rusya ile geliştirilecek stratejik iş birliğine bağlıdır. Eğer Türkiye ve Rusya, TDT üzerinden ortak bir Avrasya vizyonu inşa ederse, bu yalnızca ŞİÖ’ye değil, Batı eksenine de alternatif bir kutup doğurabilir. TDT’nin yükselişi, sadece Türk dünyasının değil, tüm Avrasya’nın jeopolitik haritasında önemli bir değişimi temsil etmektedir. ŞİÖ’nün zayıflayan iç uyumu, TDT’yi yeni bir kutup hâline getirmektedir. Özellikle Türkiye’nin liderliği ve bölge devletlerinin entegrasyon arzusu bu sürecin başarısını belirleyecektir.

Ancak bu yükseliş, kaçınılmaz bir çatışma anlamına gelmemektedir. TDT ve ŞİÖ arasında çok boyutlu bir ilişki gelişebilir. Nihayetinde bu yapıların kaderi, Rusya’nın stratejik ayarları, Çin’in tepkisi, Türkiye’nin istikrarı ve bölge ülkelerinin iradesiyle belirlenecektir. Bu süreçte savunma sanayii iş birlikleri, ulaşım koridorları (Orta Koridor, Zengezur hattı), ortak enerji projeleri gibi alanlar ön plana çıkmaktadır. Ayrıca eğitim, medya, siber güvenlik gibi alanlarda ortak yapıların kurulması, TDT’yi daha da güçlendirecektir

 

KAYNAKÇA

Dugin, A. (2015). Avrasyacılık Doktrini. Moskova Yayınları.

– Brzezinski, Z. (1997). Büyük Satranç Tahtası. İstanbul: İnkılap Yayınları.

– Öztürk, T. (2023). Türk Dünyası Jeopolitiği. Ankara: SETA Yayınları.

– Kardaş, Ş. (2022). Türkiye’nin Avrasya Stratejileri. SETA Raporu.

– Wilson, J. (2024). The Rise of Multipolarity in Eurasia. Brookings Institution.

– Yılmaz, M. (2022). Orta Asya’da Güç Mücadelesi. TASAM Raporu.

– Şahin, A. (2023). Çin’in Kuşak-Yol Projesi ve Türk Dünyası. Bilgesam.

-Davutoğlu, A. (2009). Stratejik Derinlik. Küre Yayınları.

Brzezinski, Z. (2001). Büyük Satranç Tahtası. İnkılap Yayınları.

Türk Devletleri Teşkilatı 2040 Vizyon Belgesi.

ŞİÖ Resmi Belgeleri, 2022–2024.

SETA, ORSAM vb. kurumların Avrasya analiz raporları

 

Feridun Murad Terzioğlu

Bir yanıt yazın

*

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.