Her milletin tarihinde, kelimelerle örülmüş görünmez bir paltosu vardır. O palto, geçmişin soğuk rüzgârlarına, kimliksizliğin ayazına ve kültürel unutuluşun dondurucu soğuğuna karşı korunma imkânıdır.
Türk milletinin bu anlamdaki en kadim ve kudretli paltolarından biri ise hiç şüphesiz Dede Korkut’tur.
Prof. Dr. Abdulkadir Emeksiz, Dede Korkut’un Paltosu adlı eserinde bu kadim figürü sadece tarihî bir anlatının kahramanı olarak değil, aynı zamanda kültürel hafızanın taşıyıcısı, sözlü geleneğin temsilcisi ve kimlik bilincinin yaşayan örneği olarak ele alıyor. Bu ince ve derinlikli çalışma, Dede Korkut’u yeniden tanımak isteyen her kesimden okuyucu için hem akademik hem estetik bir yolculuk sunuyor.
Dede Korkut, bir Bilgeden fazlasıdır.
Dede Korkut, anlatı evreninde kemençesiyle hikmet söyleyen, oğuz boylarını bir araya getiren, dua ve nasihat ile toplumu mayalayan bir figürdür.
Ancak Abdulkadir Emeksiz’e göre o, sadece bir hikâye anlatıcısı değil; aynı zamanda bir ideal tip, bir kolektif bilinç sembolü, hatta milletin aynasıdır.
Dede Korkut’un Paltosu, işte bu aynayı okuyucunun karşısına koyarak şu soruyu soruyor:
“Bu aynada kendini görebiliyor musun?”
Çünkü Dede Korkut’un anlattıkları yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar değildir. Onlar, Türk milletinin hâlâ süren varoluş serüveninin kodlarıdır.
Kitabın başlığındaki “palto” metaforu oldukça anlamlıdır. Bu palto, sadece fizikî bir giysi değil; tarihi, kültürü ve hafızayı örten, koruyan, kuşatan bir manevi katmandır. Yazar bu metaforla bize şunu hatırlatıyor:
“Kültür, milletin üzerine giydiği paltodur. Onu çıkarırsan, kimlik soğuğunda üşürsün. Bu palto sayesinde Türk toplumu, göçerlikten yerleşikliğe, savaşlardan barışlara, efsanelerden gerçekliğe geçerken kendi kimliğini koruyabilmiştir.”
Sözlü Gelenekten Kültürel Direnişe
Kitap, Dede Korkut hikâyelerini sadece edebi bir metin olarak değil, bir direniş biçimi olarak yorumluyor.
Sözlü anlatım geleneği, yazılı kültürün yok saydığı birçok unsuru içinde barındıran bir hafıza biçimidir. Modern çağın “unutkan toplumları”na karşı, Dede Korkut’un hikâyeleri bir hatırlatma aygıtı, bir millet belleği olarak işlev görür.
Bugün bile Dede Korkut’ta bulduğumuz değerler – yiğitlik, vefa, aile kutsiyeti, töre, dua, adalet ve direniş – aslında birer kültürel DNA gibidirler.
Kitap boyunca Abdulkadir Emeksiz Hoca,, hikâyelerde yer alan sembolleri (at, kılıç, ocak, dua, ağıt vs.) sadece folklorik unsurlar olarak değil; kutsal, mitolojik, varoluşsal simgeler olarak yorumluyor.
Bu da bize Dede Korkut’un yalnızca anlatılmadığını, aynı zamanda hala yaşandığını, yaşatıldığını gösteriyor.
Her satırı titizlikle işlenmiş bu çalışma, yalnızca akademisyenler için değil; öğrenciler, öğretmenler, entelektüeller ve kültür sevdalıları için de derin bir ufuk sunuyor.
Abdulkadir Emeksiz Hoca’nın üslubu, hem bilim boyutunda hem de şiir boyutunda özellikler taşıyor.Yer yer bir bilge anlatımı, yer yer bir ozan sesi duyuluyor satır aralarında.
Kitap, okuru bilgi dünyasında bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda ruhunu da bir kültürel bir yolculuğa davet ediyor.
Günümüz dünyasında; kimliksizleşmenin, köksüzlüğün ve tarihi kayıpların bu kadar yoğun yaşandığı bir çağda, Dede Korkut’un Paltosu hepimize şu çağrıyı yapıyor:
“Kendine dön. Paltonu giy. Kim olduğunu hatırla.”
Bu çağrı sadece geçmişe değil, geleceğe de sesleniyor.
Çünkü Dede Korkut sadece anlatılan bir geçmiş değil, inşa edilmesi gereken bir geleceğe de işaret ediyor.
FERİDUN MURAD TERZİOĞLU

