OECD ülkeleri içerisinde sezaryenle doğum oranının en yüksek olduğu ülke neden Türkiye’dir?

Ülkelerarası Sezaryen Doğum Oranları

  1. Türkiye 50%
  2. Meksika 45%
  3. Amerika 33%
  4. Kanada 26%
  5. İngiltere 23%
  6. Fransa 21%
  7. İsveç16%
  8. Hollanda %15.6

Yukarıdaki istatistikten de görüleceği üzere OECD ülkeleri içerisinde sezaryenle doğum oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir.

Sağlık hizmetlerinin ve hayat şartlarının en yüksek olduğu ülkelerden İsveç’te bu oranın 16.4, Hollanda da ise; 15.6 olarak seyretmesi elbette bir tesadüf değildir.

Olayın özü sadece doktorlarımızın doğumlarını programlamada ki kolaylık gerçekleştirilmesi ve daha fazla gelir kaynağı oluşturmasının sağlanması gayreti değildir.

Avrupa ülkelerinde ki sezaryen oranının düşük çıkmasının sebebi ülkelerinin devlet politikalarını belirleyenlerin bu hadiseyi “Nüfus Artırıcı Politikalar”la birlikte düşünmüş olmalarıdır. Yani; bütün gelişmiş ülkelerde ve Avrupa Birliği ülkelerinde kendi gelecekleri için çok büyük tehlike arz eden nüfusun gitgide azalması problemine karşı uygulamaya koydukları nüfus artırıcı politikaların tabii bir yansıması olarak sezaryenli doğum da bu ülkelerde teşvik edilmemektedir.

Sezaryenle doğum tekniğinin uygulanması sonucu sezaryenli doğum yapan annenin en fazla 3 çocuk yapabileceği bilinen bilimsel bir gerçekliktir. Bu konuyla ilgili yapılan tüm araştırmalar ve literatürdeki veriler üçten fazla çocuk sahibi olmak isteyen ve ilk doğumunu sezaryen yapan anneleri dördüncü çocuğunu yapma konusunda doktorların sınırlı davranmasına sebep olmaktadır.

Böylelikle sezaryenle doğum yapan bir anne genel itibariyle ve çoğunlukla maksimum 3 çocuk sahibi olabilmektedir.

Bu sebepten dolayı iki çocuktan daha fazla çocuk sahibi olunmasının gerekliliğini sürekli hem Cumhurbaşkanı hem de Başbakan’ın açıklamalarıyla vurgulayan hatta üç çocuktan daha fazlasının gerekli olduğunun altını çizen Türkiye’deki nüfusla ilgili olarak bütün uzmanların ve devlet yetkililerinin söylemleriyle tezat teşkil eden bir durumla karşı karşıya bulunmaktayız.

2025 yılından sonra Türkiye’deki nüfusun %18-20 arasındaki bir bölümünün 65 yaş ve üzerinde seyredecek olması, Türkiye’nin orta vadede ki bütün hesaplarını altüst edebilecek negatif demografik bir gelişmedir.

Tüm istatistiki veriler bir ülkenin 65 yaş ve üzeri nüfusunun %11’in üzerine çıkması halinde o ülke için “kırmızı çizgi”’nin belireceğini söylemektedir.

Almanya, Avusturalya, Kanada, İsveç, Norveç vb. bütün gelişmiş ülkeler demografik yapılarında meydana gelecek bu dengesizliğe karşı yabancı ülkelerden işlerine yarayacak nitelikteki mültecileri almak suretiyle kurtulmaya çalışmaktadırlar.

Üretimi devam ettirebilmenin, büyümeyi sağlayabilmenin vazgeçilmez ve yegâne yolu; ya nüfusu artırmak ya da yeni ve genç nüfusu ithal etmekle mümkündür.

Bir Cevap Yazın

*