Musul’u ‘kim’, ‘kimden’ kurtarıyor?

Musul Operasyonu üzerine;

TİMETÜRK | HABER MERKEZİ
EDİTÖR MASASI

Timetürk Editör Masası, Türkiye’nin hem Musul hem de Rakka’ya yönelik bir Koalisyon operasyonunun parçası olabileceğini yazdığında tarih 10 Mart 2015’ti.

Üzerinden bir sene geçmeden ABD, Türkiye’yi Rakka’ya yönelik bir operasyona mecbur etmek için hala ısrarlı. Esasen 2015 baharında yapılması planlanan Musul operasyonu ise herkesin bildiği sebeplerden ötürü 2016 sonbaharına kaldı. Uluslarlarası bütünlükten uzak ve her yönüyle İran’ı kazançlı çıkaracak operasyonun planlamasında herkes kendi dengesini korumanın peşinde. Herkesin dengesi kırılgan ve herkesin dengesi bir diğer gücün temel hassasiyetlerini rahatsız edecek nitelikte.

2015 yılının Mart ayında bahse konu değerlendirmemiz yayınlandığında metnin özü şuydu: Koalisyon’un bütün gücüyle Kobani gibi stratejik önemini kimsenin anlayamadığı bir ilçeye yüklenmesi, Türkiye’nin PKK ile tarihsel mesafesini kenara koyarak Kobani’deki Kürt güçlerine destek vermeye ikna edilmesi, Özgür Suriye Ordusu’na bağlı ve doğrudan Batı destekli unsurların bir buçuk yıl önce tamamen terk ettikleri bir bölgeye yeniden YPG’nin rızasıyla girmesi, Peşmerge’nin daha önce bizzat YPG tarafından çıkarıldığı Rojava bölgesine ağır silahlarla dönüşü elbette bölgede ‘asimetrik’ bir planın varlığına işaret ediyor. Esasında YPG’nin ağır silahlı IŞİD güçlerine karşı yürüttüğü savaş eğer Koalisyon havadan bu kadar kesin şekilde müdahale etmemiş olsaydı hezimetle sonuçlanabilirdi. Ancak IŞİD’e karşı YPG’nin verdiği asimetrik savaş, yukarıda bahsettiğimiz müdahalelerle yeni bir şekle büründü. Kobani’nin merkezinde sıkışan ve Türkiye sınırının hemen dibindeki bir mahallede direnmeye gayret eden YPG, şu anda IŞİD’i Suriye’de ciddi bir çıkmaza soktu. Hatta asimetrik savaşta tarafların yer değiştirdiğini bile söylemek mümkün. Dün av olan bugün avcı olurken, dün avcı olan taraf bölgede inisiyatifi kaptırarak av haline geliverdi.

Bu değerlendirmeden hemen önce yayınlanan “Şah Fırat Koalisyon operasyonuna hazırlık mı?” başlıklı Editör Masası analizinde ise temel soru şuydu: ABD’nin başını çektiği Koalisyon, Irak’taki ve Suriye’deki Kürt grupları yanına alır, İran destekli unsurları 2003 Irak işgalindeki gibi ikna eder, Suriye’de ılımlı güçlerin kontrolünde bir yarı-otonom bölge vaadiyle Suriye ve Irak’ın kuzeyinde operasyon yapmaya kalkarsa Türkiye’nin tavrı ne olur?

Dün ‘av’ olan PKK, ABD’nin bitmek bilmeyen desteği ile hem maharetli bir avcı haline geldi hem de Türkiye’nin içerisinde etki alanını genişletmek için çabalamaya başladı. ABD’nin başını çektiği Koalisyon, Suriye’de PYD/YPG ve Irak’ta ise Peşmerge güçlerini yanına aldı. Operasyon için Şii milislerle çalışmayı arzu etmeyen Peşmerge’nin de ikna olmasıyla zahiren Şii milisler operasyon kapsamı dışında bırakıldı. Ancak hakikatte Irak Ordusu çatısı altına girdi.

Yani fiilen Musul operasyonunu 1.5 sene geciktiren sebep, hiçbirisi devlet olmayan ama her birisi bir örgüt sayılmalarına engel teşkil edecek kadar büyük bir sahayı kontrol eden örgütlerin bir türlü ikna edilememesiydi. Önce Türkiye’yi ikna etmek için ellerinden geleni gayreti gösterdiler ancak daha sonra örgütlerin neredeyse hiçbirisinin Türkiye’yi istemediği ortaya çıkınca bu kez “Operasyonda kimin yer alacağına Irak karar verir” diyerek kıvrak bir diplomatik dansa giriştiler. Her birisi ortak hareket etmeye zor ikna edilen örgütlerin korkusu ile Türkiye’ye karşı gösterilen tavır esasen ABD’nin Türkiye’yi ilk yolda bırakışı değil.

2003 yılından bu yana iktidarın fiilen ABD-İran-Barzani arasında paylaşıldığı Irak topraklarında, bugün de iktidarın temelini teşkil eden güç değişmiş değil.

Biraz tarih okuması esasında bugünkü pek çok stratejik sorunsalın sebeplerini anlamaya yetebilir. 2003 yılında hiç bulunamayan kimyasal silahları bahane ederek ve Saddam Hüseyin’i devirme iddiasıyla ülkede fiili bir ‘devlet terörü‘ estiren ABD, iktidarı isimleri değişen ancak İran’a sadakatleri hiç değişmeyen isimlere bıraktı. Askeri anlamda ülkeyi hiçbir zaman kontrol dışı bırakmayan ABD, siyasal iktidarı devretmesine karşın askeri iktidarı – elbette silah ve mühimmat transferinde tek kaynak olduğu için – hep elinde tuttu. 2003 yılında 2013 yılına kadar tam 10 yıl ülkede sistemin tamamen dışına itilen Sünnilerin Suriye devriminin akabinde başlattığı gösteriler, önce silahlı isyana ve sonra da Sünni çoğunluklu kentlerin içlerinde IŞİD’in de olduğu güçlerin eline geçmesine sebep oldu. Kaldı ki bahse konu güçler hem sadece IŞİD’den ibaret değil hem de sosyal taban anlamında Musul halkından ibaret değil. Görünen o ki 2003 yılında Sünni bölgeleri tamamen İran yanlısı iktidara temsil eden ABD, 10 yıl sonra bölgenin tamamen Sünniler tarafından geri alınmasına sebep olan ‘enerji’yi anlamaktan hala çok uzak. Suriye’de de sürecin neden bu kadar İslami bir görünüme evrildiğini anlamayan ABD’nin Irak gibi çok daha karmaşık bir çerçeveyi kavrayamaması ise oldukça normal.

Bölgedeki asıl ittifakını İran ile kuran ve hem İran’a hem de Rusya’ya istediğini vererek kendi stratejik pozisyonunu güçlendirmeyi amaçlayan ABD için Musul aşılması gereken bir detay. Petrolün ise zannedildiği kadar büyük bir önemi yok ve esasen hem İsrail hem ABD’nin hem de İran’ın yürüttüğü ‘teolojik’ temelli savaşlar için bütün bunlar ‘stratejik / ekonomik’ kılıflar olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

Musul’un demografik yapısının değiştirilmeyeceğine dair garantiler ise esasında 2003 yılında ABD tarafından Bağdat için verilen garantinin devamı niteliğinde. ABD garantörlüğünde hüküm süren Şii hükümetler eliyle Bağdat neredeyse tamamen Şiileştirildi. Bununla da yetinilmeyerek Irak’ta devleti tümüyle ele geçiren mezhepçi odaklar Iraklı Şiileri, Suriye’de İran’ın kurşun askerleri olarak konumlandırdılar.

Bu kargaşanın içerisinde tek sorunun IŞİD olduğunu söyleyenler, esasında daha büyük diğer sorunların tartışılmasını da önleme derdindeler. IŞİD, 2003 yılında ABD’nin tasarladığı Irak’ın “bir sonucu” olduğu gibi Iraklı Sünniler IŞİD tamamen ortadan kalksa Irak’ı İran’a terk edecek yahut kendi topraklarını savunmaktan vazgeçecek değiller. Bu yalın hakikat hem Irak’ta hem de Suriye’de kamilen idrak edilemediği için mütemadiyen Irak’a giren işgal güçleri bombalarla karşılaşıyor. 2001 yılında Afganistan’a giren ABD, bugün kurdurduğu hükümetin genelkurmay başkanını dahi Taliban’dan korumaktan aciz. Irak’ta Şiilere teslim edilen Musul ise sadece bir haftada Sünni güçler tarafından ele geçirilmişti. İki yıldır hazırlanılan operasyon neticesinde Musul Irak hükümeti tarafından geri alınsa bile kaç yıl kontrol edilebileceğini tahmin edebilecek bir analist var mı?

Musul’u Hz.Hüseyin’in intikamını almak için kurtaracaklarını söyleyen Şii liderler, Saddam Hüseyin’i öldürecek idam sehpasının başına Sadr’ı getirdiklerinde de Irak’ta hem intikam aldıklarını hem de Irak’ı ele geçirdiklerini düşünmüşlerdi. Ancak on sene bile geçmeden Irak’ın yarısını birkaç ay içerisinde kaybedip geri almak için on binlerce Şii milisi Irak çöllerine gömmek zorunda kaldılar.

Bir buçuk yıl önce belirttiğimiz gibi, Musul’u kurtarmaya değil, daha büyük savaşları başlatmaya ve daha büyük katliamlar yapmaya geliyorlar. Savaşı bitirmek için başlatılan bir savaşın daha başlayacak savaşları tetiklediği Irak’ta, Musul’u Musullulardan ve Sünni bölgeleri de Sünni aşiretlerden kurtarma planı kaç yıl sonra çökecek ve kaç cana mal olacak? Denklemin tek bilinmeyen kısmı burası.

Bir Cevap Yazın

*