Lozan hezimet değilse çeviriyle ilgili maddenin antlaşmada ne işi var?

Ali Sali

Ali Sali

1960 yılında Balıkesir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Dursunbey'de tamamladı. ODTÜ, Hacettepe ve AÜ AÖF'de üniversite öğrenciliği yapmaya çalıştı. 1996 yılından bu yana Yeni Şafak gazetesinde Başbakanlık ve bürokrasi muhabirliği yapmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır. İlk şiiri Bursa'da Sanat Edebiyat dergisinde çıktı. Şiirlerini Aylık Dergi, Yönelişler, Mavera, Ütopya, Ayça, Kayıtlar, Dergâh, Hece, Edebiyat Ortamı, Kökler gibi dergilerde yayımladı. Şiirlerini kitaplaştırmadı.

Türkiye’de ne yazık ki halen birçok alanda gündemi de, tartışmayı da Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan belirliyor. Tartışmayı başlattığı, gündemi belirlediği bazı meseleler ne yazık ki doğrudan tarihçilerin, doğrudan aydınların alanına giren meseleler. Tartışmanın Cumhurbaşkanımız tarafından başlatılması, yine gördüğümüz ve şahit olduğumuz gibi ne tarihçilerin, ne de aydınların birazcık da olsa yüzlerinin kızarmasına vesile olmuyor.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanımız Lozan’la ilgili birkaç cümle söyledi ve gündemi belirlediği gibi, tartışmanın fitilini de ateşledi. Üstelik bu meselenin gündeme getirildiği zeminin Muhtarlar Buluşması olması tarihçileri ve aydınları utançtan yerin dibine geçirmeli, yüzleri kızarmalı! Tarihçiler de, aydınlar da, siyasiler de hemen cepheler oluşturup vuruşmaya başladılar bile. Herkes ait olduğu cephenin mevzilerinden desteksiz atışlarını sürdürüyorlar.

Cumhurbaşkanımız Lozan Antlaşması’nın bir zafer gibi takdim edildiğine dikkat çekerek, sadece Ege adalarının elimizden çıkışını hatırlattı ve Lozan’ı bir zafer olarak görmediğini söyledi. Lozan’ın diğer maddelerini hatırlatsa, hele ki olduğu söylenen gizli maddelerini gündeme getirse demek ki ortalık toz duman olacak!

Bazı zevat hemen Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsını doğrudan hedef almadan, ama içinden çıkıp geldiği kesimi hedef tahtasına oturtarak mevzilerinden desteksiz atışa başladılar: “Biz Lozancıyız, Siz Sevrcisiniz!” Lozan’la ilgili cümlelerin devamını hesaba katmadan, hele ki 15 Temmuz’da Türkiye’de Sevr’in uygulamaya konulmaya çalışıldığı, bu teşebbüsün bir İŞGAL girişimi olduğuyla ilgili cümleleri görmezden gelirseniz zekânızda özür değil, doğrudan kötü niyet ve ihanet aranır! Çünkü İŞGAL bir yabancı güç, bir yabancı devlet tarafından yapılır. Bize Sevr’i göstererek Lozan’a ikna etmişlerdi. Şimdi de Sevr’i yeniden devreye sokmak istediler, başaramadılar.

Ben bir tarihçi değilim, ama bugüne kadar Lozan’la ilgili hiç gündeme getirilmemiş bir meseleyi hatırlatmak istiyorum. Birkaç yıl sonra neredeyse 50 yıl olacak kitap okumaya başlayalı ve bu süre içinde Lozan’da TÜRKÇE’YE YAPILACAK ÇEVİRİLERLE İLGİLİ BİR MADDENİN OLDUĞUNU bilmiyordum, bundan bahseden bir yayınla da karşılaşmadım! Belki yazan olmuştur, ama ben görmedim ve okumadım. Bu tabii ki benim eksikliğim!

Yeni öğrendiğim bu bilgiyi yorumsuz olarak aktarayım. Cumhuriyeti kuran irade ve kurucu kadronun gelecek tasavvuruna uygun yeni bir ulus ve yeni bir geçmiş inşa etme gayretleriyle ilgili mesele olduğu için konuyla ilgili kanaatlerimi sonraki yazılara bırakayım! Yeni öğrendiğim bilgi şu: Yeni Türkiye’nin çeviri konusunda zorlanmaması için Lozan Antlaşması’na bir madde konulmuş! Meseleyle ilgili bilgiyi Murat Belge’nin geçtiğimiz ilkbaharın sonunda çıkan Step ve Bozkır kitabının 144’üncü sayfasından olduğu gibi aktarıyorum:

Cumhuriyet dönemine girilince (Osmanlı’daki çeviri kitapların azlığından bahsediyor Murat Belge. A.S.) çevirideki bu durum değişmeye başladı. Bunda, Lausanne’ın bir maddesinin de rolü oldu. Yayımlanmasının üstünden on yıl geçmiş bir kitabın ‘copyright’ ödenmeden (ve dolayısıyla izin de almaksızın) yayımlanabilmesine imkân veren bir madde konmuştu bu antlaşmaya. Herhalde Türk tarafı ‘Batılılaşma’ isteğinin somut bir belirtisi olarak böyle bir talepte bulunmuş, talep kabul görmüştü. Görece yakın zamanlara kadar kural işledi ve böylece bolca çeviri yapılmasına maddî imkân sağlandı.

Bilmem herhangi bir yorum yapmaya gerek var mı?

Bir Cevap Yazın

*