Küresel Britanya için İngiltere Türkiye stratejik ortaklığı Amerika’ya meydan okuyor!

5 Mart 2016’da Türk basınında ilk kez Türkiye ve İngiltere’nin bölgesel bir anlaşma sürecine girdiklerini gündeme taşımıştım. Maalesef kimsenin dikkatini çekmedi. Gelen haberlere bakılırsa İngilizler’in Irak ve Suriye’de, Türkiye’nin çıkarlarını gözetme sözünü verdiklerini, bu işbirliğinin en net göstergesinin, Türkiye ve İngiltere’nin (Birleşik Krallık), savunma sektöründe ikili ortaklığı geliştirmek için Güvenlik Anlaşmasını imzalaması olduğunu, Ankara’da imzalanan Güvenlik Anlaşması’yla iki ülke arasında savunma alanında gizli bilgilerin paylaşılmasına imkân sağlayacak yasal zemin oluşturulduğunu belirtmiştim. Birleşik Krallık Büyükelçiliği Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamada, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın uzun yıllardan beri müttefik iki ülke olduğuna dikkat çekilmişti.

“Türkiye; Birleşik Krallık için kilit öneme sahip bir stratejik ortak, aynı zamanda NATO’da da iyi bir dost konumunda. Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron’un 2010 yılında Türkiye’yi ziyaret etmesi ve Stratejik Ortaklık Anlaşması’nı imzalaması, ilişkilerin daha da güçlenmesi için uygun bir ortam sağlamıştı. Stratejik Ortaklık Anlaşması karşılıklı ticaret ve yatırımı arttırmış, savunma ve güvenlik gibi konuları da kapsayacak pek çok alanda işbirliğini güçlendirmişti. Stratejik Ortaklık Anlaşması’nı takiben, Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı da savunma ve güvenlik sektörlerinde düzenli diyaloglar, ortaklık ve teknoloji alışverişi yoluyla Türkiye ile işbirliğini arttırmıştı.” Birleşik Krallık Büyükelçiliği Basın Bürosu’nun açıklamasından sonra şu temennide bulunmuştum. İngiliz ipiyle indiğimiz Ortadoğu kuyusundan umarım başımıza bir iş gelmeden, kazasız belasız çıkmak nasip olur! (Bkz. http://www.haber-sanliurfa.com/yazarlar/omur-celikdonmez/rus-istihbaratciyi-lubnan-da-turkler-mi-oldurdu/18383/ )

Sorulması gereken soru şu; yüzyıl öncesi bölgeden Türkleri kapı dışarı eden İngiliz siyaseti şimdi neden tekrar bölgede görmek istiyor? Her ne kadar romantik bir söylemle Türkiye’de ‘Musul bir varil petrol değil vatan toprağıdır’ denilse de bir o vatan toprağının milyonlarca varil petrolün çıkarıldığı yer olduğu yadsınmamalı. Dolayısıyla sözde kurtarma savaşı, Musul halkının kara gözü karakaşının hatırı için değil! Musul’u, kurtarma operasyonuna batının gösterdiği ilgi, buradaki zengin petrol ve doğal gaz rezervinin hatırından. Musul ve Kerkük enerji sahalarındaki rezervlerin parasal değeri 4 trilyon doların üstünde. Kuzey Irak’taki doğalgaz rezervi Türkiye’nin 300 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek büyüklükte. 50’nin üzerinde uluslararası enerji şirketinin çalışma yaptığı Musul ve Kerkük’te çıkarılan petrol Türkiye üzerinden dünya açılıyor. Dünyanın altıncı en büyük petrol ülkesi konumundaki Irak’ta, tespit edilmiş 143 milyar metreküp petrol rezervi mevcut. Bu rezervin 45 milyar metreküpü Musul’da, 10 milyar metreküpü ise Kerkük’te. Kuzey Irak’ta tahmin edilen doğalgaz miktarı ise 3,2 trilyon metreküp. Bu miktar Türkiye’nin gaz ihtiyacını 300 yıl karşılayabilecek bir rezerv demek. Bölgede 50’den fazla uluslararası şirket varlık gösteriyor. Türk-İngiliz ortaklığıyla kurulan Genel Energy PLC de Kuzey Irak’tan Türkiye’ye boru hattıyla petrol çıkarıyor, işliyor ve satıyor.
Türk-İngiliz ortaklığıyla kurulan Genel Energy PLC şirketi aynı zamanda Irak’ta Türkiye-İngiltere işbirliğinin kodlarını taşıyor. Mehmet Emin Karamehmet ile Mehmet Sepil’in, Kuzey Irak’ta petrol arama ve üretimi gerçekleştiren petrol şirketi Genel Energy, İngiliz Vallares PLC ile birleşmiş, ardından Genel Enerji Plc adını alan şirket, Londra Borsası’na kote ilk Türk şirket olmuştu. Eylül 2011’de BP’nin Meksika Körfezi’ndeki sızıntıdan sonra istifa eden eski CEO’su Tony Hayward’ın ortak olduğu İngiliz petrol şirketi Vallares’in finansörleri arasında Rothschild ve bankacı Julian Metherell’in bulunduğu biliniyor. Rothschild hanedanı; İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın yaverliğini yapan bir aile olarak ortaya çıkıyor. Rothschildler, 18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Alman kökenli Yahudi bir aile. Rothschild ailesi Yahudi topluluklarının en üst organı sayılan ve Yahudi İhtiyar Meclisi’nin günümüzdeki devamı olarak bilinen Yahudi Ajansı Kurulu’na yöneticilik yapmış ve gücünü elinde bulunduran yapıdır, bu kurul resmi bir oluşum. Eylül 2016’da paranın ve politikanın patronları Henry Kissinger ve Rothschild ailesi üyesi James Rothschild, Birleşmiş Millet Genel Kurulu’na katılmak üzere ABD’de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmişti.
Genel Energy PLC, ağırlıklı olarak Kuzey Irak’ta petrol arama ve üretim alanında faaliyet gösteriyor. Dünya klasmanında yer alan 2 üretim sahasına ve 4 adet potansiyeli yüksek arama lisansına sahip olan Genel International’ın bu sahalarda, hissesine karşılık gelen kanıtlanmış petrol rezervinin 356 milyon varil olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre bu hacim, muhtemel rezervler ile beraber 1.4 milyar varil petrol eşdeğeri rezerv toplamına ulaşmakta. Genel International’ın ortak olduğu sahalarının toplam üretim kapasitesi ise 155,000 varil/gündür. Bu üretim, Kerkük-Yumurtalık boru hattı (ITP) üzerinden Türkiye ve dünya pazarlarına taşınıyor. Genel International’ın, Kuzey Irak’ta sahip olduğu en büyük üretim alanı olan Taq Taq sahasında yüzde 44 payı bulunuyor. Genel’in DNO şirketi tarafından işletilen Tawke sahasında ise yüzde 25 payı mevcut. (Bkz. http://www.kafkassam.com/turkmen-devleti-turk-ingiliz-petrol-ortakligina-bagli.html )

Türkiye ile İngiltere arasındaki teni süreçteki ortaklık sadece Güvenlik Anlaşması’yla sınırlı olamaz. Nitekim Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren Türk-İngiliz ortaklığıyla kurulan Genel Energy PLC şirketi aynı zamanda Irak’ta Türkiye-İngiltere işbirliğinin kodlarını taşıyor. Daha da önemlisi geçtiğimiz hafta sonu Antalya’da yapılan Tatlı Dil Forumu için gelen, Birleşik Krallık (İngiltere) Dışişleri Bakanı Boris Johnson’un verdiği mesajlar çok dikkat çekici. Ali Kemalin torunu diyor ki, “ Türkiye-AB güçlü ortaklığı herkesin yararına. Benim de AB’den çıkmayı istememin nedenlerinden birisi, Birleşik Krallık’ın, dış politikamızın ufuklarını genişletmesini ve Türkiye dahil tüm dünyadaki dostlarımızla bağlarımızı güçlendirmesini istememdi. Bu bizim ‘Küresel Britanya’ dediğimiz şeyin esasını oluşturmaktadır. Daha fazla faal ve ilişki içinde olacağız. Türkiye, Birleşik Krallık’ın vazgeçilmez bir ortağı olmaya devam edecek. Karşı karşıya olduğumuz bazı en ciddi sorunların ön saflarında siz varsınız.” (Bkz. http://www.abhaber.com/ingiltere-disisleri-bakani-boris-johnsonturkiye-ab-iliskileri-zarar-gormemeli/ )

İngiliz Kemal’in pardon Ali Kemal’in torunu kraliçenin dışişleri bakanı Boris Johnson’un sözlerinin analizi şart. Bu sözlerin kodları çözülmeden yeni süreçte ABD ile Türkiye’nin neden ters düştüğü kolay kolay anlaşılmaz. Boris Johnson kör göze parmak dercesine Türkiye’nin yeni misyonunun ‘Küresel Britanya’ tarafından belirlendiğini mi söylemek istiyor? Ona göre; Türkiye, Birleşik Krallık’ın vazgeçilmez bir ortağı olmaya devam edecek. Hem de Küresel Britanya’nın karşılaştığı sorunları çözmek için en baş safta yer tutacak. Sanırım bu temenni ve bakış açısı tek taraflı değil! Boris Johnson’dan sonra Türkiye ile İngiltere arasında siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerinin geliştirilmesi için kurulan ve bu yıl 6’ncısı düzenlenen Tatlıdil Forumu’nun akşam yemeği ve kapanış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’da; geçtiğimiz çarşamba günü Londra’da yaşanan terör eyleminden duyduğu üzüntüyü ve Birleşik Krallık halkına başsağlığı dileklerini dile getirdi. İngiltere’nin terörle mücadelesinde “tüm imkânlarımızla İngiliz dostlarımızı desteklemeye devam edeceğiz.” dedi.

Türkiye’nin Birleşik Krallık’la stratejik ortaklığının ve Tatlıdil Forumu’nun kendisi için ayrı bir önemi olduğunu; çünkü her ikisinin de temellerinin başbakanlığı döneminde atıldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Böylesine kritik bir dönemde dost, müttefik ve stratejik ortak olan Türkiye ve Birleşik Krallık’ın dayanışmasının her alanda artırması; küresel barış, istikrar ve refah için, birlikte daha fazlasını yapmanın yollarını araması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan İslam’a ve Kuran’a hakaret eden filmin gösterimine Birleşik Krallık’ta izin verilmemesinin herkese örnek olması gerektiğini, 15 Temmuz darbe girişimi ertesinde Birleşik Krallık’ın bakanını gönderip Türkiye’nin acısını paylaşarak takdir edilecek bir duruş ortaya koyduğunu ifade etti.

“Bizler tecrübeyle edindiğimiz dostları ruhumuza çelik halkalarla bağlayan bir milletimiz, bizim böyle bir özelliğimiz var. İnşallah ülke olarak bu desteğinizi ve dayanışmanızı asla unutmayacağız” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tatlıdil Forumu’nun ikili iş birliği açısından bir sıçrama tahtasına dönüştürülmesi gerektiğini, forumun diğer alanlarla beraber ekonomik ve ticari ilişkilerin de geliştirilmesi için de eşsiz fırsatlar sunduğunu dile getirdi. (Bkz. http://www.tccb.gov.tr/haberler/410/73474/avrupa-giderek-irkci-ve-fasist-partilerin-oyun-alanina-donusuyor.html ) Bu iki konuşma bence bölgesel ve küresel işbirliğinin önemli ipuçlarını gösteriyor. İngiliz ipiyle sek sek oynamayı seven bazı köşe yazarlarının sözde İngiliz düşmanlığının bu süreçte başlarına iş açabileceğini kendilerine kim hatırlatır bilemiyorum.

Türkiye kuru vaatlerde kanacak bir ülke olmadığını her fırsatta deklare ediyor. Örtülü bir ekonomik kriz kapıda. Bu nedenle siyasi ve ekonomik açılımlar için sermayeye ihtiyaç duyuluyor. Sıcak para lazım. Körfez ülkelerinin sözde yatırımları sadra şifa olamıyor. Anlaşılan gerekli fonu İngiltere sağlayacak. İngiltere Başbakanı Theresa May, Brexit adına Lizbon Antlaşması’nın 50’inci maddesini devreye sokacak mektubu imzalamasıyla, Londra merkezli finans kuruluşlarının İstanbul’a kayması hedefleniyor. Nitekim London School of Economics’in Finansal Piyasalar Grubu Direktörü ve eski Bulgaristan Başbakan Yardımcısı Simeon Djankov, Brexit nedeniyle Londra’dan ayrılacak bazı finans şirketlerinin İstanbul’a yöneleceğini, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa’yla yapılan işlemler için İstanbul’un mevcut finansal altyapısıyla bir numaralı aday olduğunu düşündüğünü belirtiyor. ( http://www.komplohaber.com/ekonomi/ab-yi-sarsan-gelisme-sonrasi-istanbul-a-para-yagacak-h30919.html )

Madem söz İngiltere’den açıldı, İngiltere Terörle Mücadele Birimi Ulusal Koordinatörü Neil Basu, Londra’daki terör saldırısının faili Adrian Russell Ajao’nun, terör örgütleri DEAŞ ya da El Kaide ile bağlantısı olduğu yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığını bildirerek, benim tezimi doğruladı. Hatırlarsanız Londra’daki terör eylemin hemen ardından yaptığım analizde; Brexit kararından dolayı Brüksel’in, Büyük Britanya’ya kestiği cezanın Londra saldırısı olduğunu kaydetmiştim. “Terör saldırısının gerçek failinin, planlayan üst akılın sanıldığı ve İngiliz medyasına servis edildiği gibi uluslararası İslami terör saldırısı olmadığını düşünüyorum. Mahir Kaynak eğer yaşıyor olsaydı Londra’daki hain terör saldırısı için “Bir olayın failinin kim olduğunu anlamak için öncelikle ‘Bu olay kimin işine yarıyor’ sorusunu sormak gerekir.” diyecekti. İngilizlerin de bunun farkında olduğunu belirtmiş, Londra saldırısı Avrupa Birliğinin iç hesaplaşmasıdır böyle biline!” demiştim. İnanmayan baksın. ( Bkz. http://www.kafkassam.com/brukselin-buyuk-britanyaya-kestigi-ceza-londra-saldirisi.html )

Son söz; Musul operasyonu sonlanmadan Kerkük’te gönderlere Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin armasının çekilmesine Türk Dışişlerinin gösterdiği tepkiyi ben gerçekçi bulmuyorum. Çünkü Mesut Barzani’nin son Ankara ziyaretinde İstanbul’da Atatürk Havalimanında KBKY armasının havalandırılması, Ankara’nın bir tasarrufuydu. Musul savaşı sürerken Kerkük Valisinin bayrak kararı, bence Ankara’nın bilgisi dâhilindedir. Siz siz olun hüküm vermekte acele etmeyin. Daha ne gelişmeler olur görürsünüz! Ne de olsa Birleşik Krallık stratejik ortağımız.…

 

Bir Cevap Yazın

*