Uzaktan Sevmek

Ayşe Şener

Ayşe Şener

1962 Nisan doğumlu. Bu nedenle her an yeniden yaratılıyormuş hissini hiç üstünden atamıyor. İçinde hep bir dağ, çimen ve kır çiçeği halkı var. Ölüm tarihini kendisi de dahil kimse bilmiyor. Dostları, dost çocukları ve pispasları var. İzmir’de yaşadı. Büyüdü. “Herkesten olabildiğince özgür, Allah’a bağlı bir yaşam” hayalini kaynağı bizzat okuyarak, yazarak, çizerek hayatının gerçeği kılmak istedi. Selçuk Üniv. İlahiyat Fak. ve terkettiği Felsefe Eğitimi olsa da diplomayı hiç sevmedi. Akademik hayatın babadan oğula geleneğini babadan kıza şeklinde bozmamak için, ilk gençliğinden bu yana kendince bir halk hareketine koyuldu. Özellikle İzmir ve Akdeniz olmak kaydıyla Anadolu’nun farklı illerinde ve uzun bir süredir de İstanbul’da farklı sivil toplum kuruluşlarında ve kültür merkezlerinde ANLAM ARAYIŞI adlı periyodik söyleşiler, seminerler verdi/veriyor.

Bu yaz. Hani toplu taşımların bedava olduğu aylar. İrademize sağlık dediğimiz günlerden bir gündü. Ada’dan dönüyorum. Vapur hınca hınç. O an bizim Nuh’umuz bu kaptandı âdeta. “Herkes vapura binecek” anonsuyla kapışmayı, izdihamın zararlarını önlemeye çalışıyordu. Hepimizi adada mahsur kalmaktan ve İstanbul’suzluktan kurtarmaya söz veriyordu. Fakat vapura herkesi aldı. Çift veya tek. İstisnasız herkesi…

Ayrıca hemen oracıkta nezaketsiz, kaba saba, açıkgöz, bencil tutumuyla bir adım öne çıkanları da… Vapura aldı.

Vapur dönüşü yeni tanıştırıldığım ve memnun olduğum nadidenin kulağına eğildim. “İnsanlık insanlık diye çıldıran ben, bir vapur dolusu bunca kargaşayı, bir saatlik yer için açıkgözlüğün zirvesinde kapışmayı görünce o çılgın sevdamdan şuracıkta vazgeçmiş gibiyim” dedim. Halbuki toplumsal dertleri dert edinen insanların başı daimi kalabalıktır. Fakat hayali kalabalık uslandırılmış vaziyette çözüm bekler. Nezaketli ve masumdur. Bir şekilde ezilmiş ve haksızlığa uğramışlığını zihinde yavaş çekimle tekrar eder halde hareketlidir en fazla…

Hiç unutmuyorum; bir ara, içlerinde pek çok sorumsuz olan dokuz kardeşli bir arkadaşımı telefonla aradığım ve hatırını sorduğumda, mahzunca, “Ne olsun… Bir sürü gereksiz kardeşle aynı evdeyim” demişti. Birlikte yaşadığı, kahrını çektiği kardeşlerinden “gereksiz” diye bahsetmesine gücenmiştim. Şaşırdığım o diyaloğu, bir sürü kardeşle aynı şehri paylaştığımı bu kadar yakından görünce yeniden hatırladım.

İnsanlık soyut olduğu için uzaktan sevildiğinde incitmiyor hiç birimizi. Fakat yakından, şartsız, ayırt etmeden sevmesi ne zor. Kahrını çekerek, emek vererek sevmesi. Rahmani bir durum. Merdivenli. Zor.

Yakınlaşmak uzaklaşmak mı? Hayır. Sadece sevgi; bizzat emek istiyor. Kahırsız tebessümünü ruhun. Görmek ve kendine inanmak istiyor.

Ayrıca sevilme potansiyeline sahip nicelik/kalabalık, kendi edip eylediklerindeki nitelik veya niteliksizlikle kendi kendilerini fasl’ediyor, ayırt ediyorlar zaten. Kimileri, kimisi kalbe; cennetimize giriyor, kimileri de uzağa, hasretsizliğin bile değmediği çukura atılıyorlar. Biz de öyle. Ya kalbe, cennete alınıyor veya cehenneme, hasrete atılıyoruz. Akil mahrem odalarda bir izdihama rastlanmıyor.

Vapurda -nasıl oldu bilmiyorum ama- oturabildim. Beyefendi ise ayakta kaldı. Oturmayı paylaşamadığım zaman (bu herhangi bir imkânı paylaşamadığımda da oluyor) ayakları ağrıyan biriyim. Yine eğildim: ” Pozitif ayrımcılığı kabul etmiyorum. Sıra ile oturalım lütfen.” Güldü. “İlginç. Ben de kabul etmiyorum. Ama lütfen otur… Rahatsız olma!” deyince ayaklarımın yanı sıra karnım da ağrıyarak, İstanbul’a geldim. Paylaşılmayan menfaat bana daima bir parça zarar/ağrı olarak geri döner zira.

Vapurdan inerken, yanımda; binerken olmayan bir cümle vardı. Uzaktan sevmek ile yakından sevmek arasında, sevmek ile sevmemek kadar büyük bir fark var, cümlesi… Yıllardır sevgilerimizin uzaklara atılganlığı, yakınlara ise gönülsüzlüğünü eleştirirken haksız sayılmazdık. Uzaktaki insan kardeş, Müslüman kardeş, uzaktaki bir akraban, uzaktaki fakir daima daha çok seviliyordu, yakındakilerden. Hele uzak halklar. “O kadar değerliydi ki”…Onun için meydanlarda toplanır, varsın olsun damarların acıyasıya slogan atar, sosyal medyanda(hususi yanlış yazıldığı için tashih istemez) istediğin duygusallığı yapar, en olmadı aracı kurumla biraz yardım yapar sıyırırdın kardeşliğin her türünden. Fakat mesafe yakınlığı başlı başına problem. Bildiğin emek istiyor.

Mesela insanın en yakınındakilerden eşi; insan kardeşidir. Hatta ilginçtir çoğu zaman din kardeşi. Allah allaah! Cidden mi? Vallahi de billahi de öyle. Çocukları da mı? Evet! Hem insan, hem Müslüman kardeşi…Komşusu. Mahalledeki, o mahaldeki muhtaç kişi de. Bilmem hangi ülkedeki fakir gibi. Hatta ondan önce ve şimdi.

Mültecilerimiz, şu koca dünyaya sığdırılamayanlar da bizim insan kardeşimiz, hatta Müslüman kardeşimiz çoğu. Fakat işte artık uzak değiller. Uzaklardayken olduğu gibi sevilmiyor olabilirler. Uzakların mucizevî sevgisinden çıkıp gelip yakınlığın sevimsizliğine büründüler. Verilesi emekleri, çekilesi kahırları var. Ciddi ciddi hayatı ve menfaati paylaşması var. Var da var…

Bir Cevap Yazın

*