Utanç belgesi Ve Mavi Marmara Davası Düşürüldü.

Alpaslan Cambaz

Alpaslan Cambaz

Yazar, Köşe Yazarı

“Bana mı sordunuz?” çıkışı ve sonrasındaki süreç fevkalade yakışıksızdı. Öyle ki üzüntüden rahatsızlanmama sebebiyet vermiştir. Ve ben, bu denli muhabbet beslediğim yerden böylesi tesirli bir yara aldığımda içimdeki kızgınlığı gizleyecek kadar “profesyonel” değilim. Allah için kızdıysam önümde kim varsa herkesle ederim kavgamı. 15 Temmuz gecesi babam vurulmadan sadece birkaç dakika öncesinde yazdıklarım halen ortada. Babamla da son gece buradan tartışmıştık. O, sevdiklerine karşı abartı derecede hüsnüzan sahibi olduğundan onlara karşı olan hıncını benden alırdı da öyle alevlenirdi tartışmalarımız. Ama içten içe söylediklerime hak verdiğine adım gibi emindim.

Bu memlekette “davanın” cefasını çeken insanlar ne yazık ki holigan, dalkavuk, sonradan görme bir kitle tarafından yıpratılıyor, onlara yem ediliyor. “Baskın olan, çaçaronluk yapan kazanır” mantığıyla işleyen ilkel mi ilkel, dinden imandan uzak bir mekanizmanın dişlileri dönüyor. Devletimizin başına bir musibet geliyorsa buradan geliyor, musibeti hayra çevireceksek buraya çözüm bulacağız.

Evladı, eşi veya kardeşi uluslararası sularda İsrailli teröristlerce katledilen insanlar tek bir şey istiyor: ADALET. Eğer ki dünyanın takip ettiği Mavi Marmara davası Türkiye’de düşerse gayrı dünyanın her yerinde katiller ellerini kollarını sallayarak dolaşsın, at koştursun. Ben, bizim şehitlerimizin hakkını aramak için kendi ülkem dışındaki ülkelere umut bağlayacak kadar kendimi fakir hissetmek istemiyorum. Dibindeki bu haksızlığa ses çıkarmaya korkan, görmezlikten gelenler bugün Halep’e niçin dikkat çeker mesela? Bu korkaklıkla ne yapabilirler ki Halep için? Halep oradaysa arşın burada. Çağlayan burada, dibimizde. Burayı halletmeden Halep’e uzanamayız.

Mavi Marmara şehitleri de, 15 Temmuz şehitleri de, terörle mücadelede toprağa düşen o gencecik çocuklar da bizim. Ve bu devlet aklından hiç çıkarmasın ki her şeyini milletine, şehitlerine borçlu. Her şeyini. Bir 15 Temmuz şehidinin oğlu olarak bugün babamların Mavi Marmara şehitlerinden ve terörle mücadele şehitlerinden daha ön planda tutulmasından mahcubiyet duyuyorum.

Gelin şu Mavi Marmara avukatlarını dinleyin. “Ülkeler anlaştı” denilerek bu davanın düşürülmeye uğraşılmasının başlı başına anayasal suç olduğunu haykırıyorlar mesela. Ortada kan davası var kan! İnsanların yakınları göz göre göre vurulmuş ve sen onların elinden davalarını alıyorsun. Yarın bana sormadan benim babamın katilleriyle devlet anlaşsa ve üstüne de davamdan vazgeçmem söylense, düşünmek bile istemiyorum. İnsanlara korkunç bir psikoloji yaşatıldığının farkına varılsın. Nasıl bir mahkemeyse maktul yakını mıyız, katil mi belli değil. Bu vebaldir. Ayıptır. Günahtır.

Şu utanç belgesini inceleyen var mı aramızda?

“Bu anlaşma hukuken “Af” niteliği taşıyor. Bu nedenle TBMM’den 330 oyla geçmesi gerekirken 206 ile geçti. Yani anlaşma, anayasaya aykırıdır!

Bu dava ceza davasıdır, tazminat davası değil. Şehit ailelerinin açtığı tazminat davalarının düşmesi tartışılabilir ama ceza davası düşmez.

Bu davada 800’e yakın mağdur var. Yarısı Türk, diğer yarısı 37 farklı ülke vatandaşı. Anlaşma ile herkesin davası düşürülüyor.

İsrail zindanında tecritte olan Raid Salah, Şehit Esma’nın babası Muhammed Biltaci, Başpiskopos Capucci gibi birçok isim de davada taraf.

Ceza davası düşerse, dışarıda İsrail aleyhine devam eden davalardaki sonuçlar da Türkiye aleyhine işleyecek.

Anlaşmanın 5. maddesine göre sonra oluşacak her davadaki İsrail’in avukatlarının parasını bile Türk Devleti ödemek zorunda kalacak!”
– Gülden Sönmez

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

*