“Üst akıl-istiklâl savaşı” niye alay ediliyor?

Ali Sali

Ali Sali

1960 yılında Balıkesir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Dursunbey'de tamamladı. ODTÜ, Hacettepe ve AÜ AÖF'de üniversite öğrenciliği yapmaya çalıştı. 1996 yılından bu yana Yeni Şafak gazetesinde Başbakanlık ve bürokrasi muhabirliği yapmaktadır. Evli ve dört çocuk babasıdır. İlk şiiri Bursa'da Sanat Edebiyat dergisinde çıktı. Şiirlerini Aylık Dergi, Yönelişler, Mavera, Ütopya, Ayça, Kayıtlar, Dergâh, Hece, Edebiyat Ortamı, Kökler gibi dergilerde yayımladı. Şiirlerini kitaplaştırmadı.

Türk Devleti tarihinin en büyük ihanetiyle 15 Temmuz paralel gâvurluğunda karşı karşıya geldi! Ne Osmanlılar ne Selçuklular ne de bir başka Türk devleti böylesine bir gâvurlukla karşı karşıya kalmamıştı! Türk tarihinin böylesine hainane teşebbüse muhatap dahi olmadığı gâvurluk karşısında halen darbeye maruz kalanları suçlayan yazılar yazılabiliyor, konuşmalar, değerlendirmeler yapılabiliyor! Bu yapılanları gâvurluk kelimesi dışında bir kelime ile izah etmenin imkânı yok. Gâvurluk kelimesini kültürel tedailerini göz önünde bulundurarak kullandığımızı belirtelim ki kimseyi irtidatla, mürted olmakla suçladığımız sanılmasın! Bizim yetiştiğimiz bölgede gâvur kelimesi Türk’e, bu isim altında toplanan millet ve değerlerine düşmanlık edenler için kullanılır. İsmet Özel bu kelimeyi Türk’e ve onun temsil ettiği değerlere düşmanlık edenler için kullanıyor.

Bir önceki yazımızda askeri vesayet deyiminin birden bire zuhur ettiğini, ne olduysa herkesin bu vesayetten şikâyet eden yazılar yazmaya başladığını hatırlatmıştık! Bizim bu hatırlatmamız askeri vesayetin olmadığı anlamına gelmez. Tamam, öyle bir vesayet vardı ve bu milletin ensesinde boza pişirdiler bunu kullanarak. Fakat vesayetin askeri olanından şikâyet edilirken, herkes bu vesayete yüklenilirken bazı vesayet şekilleri görmezden gelindi, daha doğrusu bazı kesimlerin vesayeti perdelendi.

Bu perdeleme işinde ise en aktif rolü medya baronunun üstlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz! Medya baronunun aktif rol aldığı bu perdeleme işinde kalem oynatan, ya da kelam dile getiren her kalem veya dilin medya baronunun talimatıyla bu işi icra ettiklerini söylemek de bühtan olur! Medya baronunun talimat vermesine gerek yok, mutemet kalem ya da muteber ağızlardan birisi ilk kelamı eder ve gerisini getirmek kolaydır! Mutemet kalem ya da muteber ağzın ilk kelamı etmesinin de ya medya baronunun talimatıyla, ya da durumdan vazife çıkararak medya baronunun gözüne girmenin murad edilmesiyle olduğunu söyleyebiliriz! Gerisi çorap söküğü gibi gelir ve koroya katılanların yüzde 90’ı neye hizmet ettiklerinin farkına bile varmazlar!

Medya baronu kim mi?

Kim olacak, bir vakfın kurucu başkanlığını çok uzun yıllar yapmış bir muteber, candan ve nafiz bir Türk vatandaşı! Kendisinin gayet pak ve er kişi olduğu da söyleniyor! Üstelik bu zata yandaş-havuz tesmiye olunan medyamız da çok itibar ediyor! Ilgaz Zorlu’nun mahkemede yaptığı savunmada bu zatla ilgili oldukça ayrıntılı bilgiler de mevcut! Eski Türkiye’nin mutemet adamlarından biri! Yaşlı Kurt’tan sonra medya baronu oldu. Birkaç yıl önce medya baronu olduktan sonra medyadaki gavurluklar çok daha sofistike yapılmaya başladı! Bazı “İslâmcı” yazarlarla da doğrudan şirket ortaklığı var!

İşte bu yeni medya baronunun marifeti olarak gördüğümüz yeni bir itibarsızlaştırma saldırısı başlamıştı ki araya 15 Temmuz paralel gâvurluğu girdi! Neydi o itibarsızlaştırma saldırısı? Cumhurbaşkanımızın çok sık telaffuz ettiği “üst akıl-istiklâl savaşı” deyimlerini ele ve dile alınamayacak hale getirmekti! Bu iki kavram/deyimle dalga geçtiler, alay ettiler! Bu itibarsızlaştırma ateşini de ne yazık ki Taha Akyol yakmıştı Hürriyet Gazetesi’nde! Hemen ardından birtakım “İslâmcı” kalemler 15 Temmuz’a kadar sürdürdüler! “İslâmcı” kalemler bıraktılar, ama Etyen Mahcupyan üç-beş gün önce yeniden dalga geçmeye başladı!

Sizce bu deyim/kavramlar dalga geçilecek şeyler mi?

Bir Cevap Yazın

*