Türkiye’de bağışçılık ve hayırseverlik: 10 yılda neler değişti?

Evet, hayırseveriz ama bağışlarımız azalıyor. Bağışlar konusunda ise kafamız karışık. Mesela tanıdığımıza yardım etmeyi tercih ediyoruz ama en çok yardımı dilencilere yapıyoruz. STK’ların şeffaf olmasını istiyoruz ama faaliyetleriyle ilgilenmiyoruz.

Hayırseverlik, yardımseverlik ve iyilikseverliğin Türkiye toplumunun önde gelen özellikleri arasında yer aldığı yaygın bir görüş. Birçoğumuz şartlar el verdiğince ulaşabildiğimiz ihtiyaç sahiplerine bağış yapmanın ya da farklı şekillerde yardım etmenin dayanışma ve yardımlaşma kültürümüzün temelinde yer aldığına inanıyoruz.

Peki, bu algımız gerçeği ne kadar yansıtıyor? Türkiye toplumu gerçekten hayırsever mi? Yardım ve bağışlarımızı hangi koşullarda, kimlere yapmayı tercih ediyoruz? Bağışlarımız, bağış yapma tercih ve eğilimlerimiz son 10 yılda nasıl değişti?

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV) hayırseverlik algısını ve bireysel bağışçılık eğilimlerini ortaya koymak amacıyla yaptığı “Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik” raporu bu konuda dikkat çekici veriler sunuyor.

Türkiye’de bir kişi bir yıl içerisinde ortalama 228 TL yardım ve bağış yapıyor. 18 yaş üzeri nüfusun bir yıl içinde yaptıkları toplam bağış miktarı ise 13,7 milyar TL’ye denk geliyor. Bu tutar, Türkiye’nin 2014 yılı gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 0,8’i. Bu oran, birçok Avrupa ülkesinin hatta bağışçılığın en yaygın olduğu ülkelerden biri olan ABD’nin (yüzde 1,5) çok da gerisinde kalmıyor.


Tanıdığımız kadar hayırseveriz

Türkiye’de bireyler yaygın olarak bağışlarını iki şekilde gerçekleştiriyor: doğrudan yapılan yardımlar ve sivil toplum kuruluşlarına (STK) yapılan bağışlar. Türkiye’de bir kişi bir yıl içerisinde ortalama 228 TL yardım ve bağış yapıyor. On sekiz yaş üzeri nüfusun bir yıl içinde yaptıkları toplam bağış miktarı ise 13,7 milyar TL’ye denk geliyor. Bu tutar, Türkiye’nin 2014 yılı gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 0,8’ine denk geliyor. Uluslararası araştırmaların sonuçları ile karşılaştırdığımızda, bu oranın birçok Avrupa ülkesinin, hatta bağışçılığın en yaygın olduğu ülkelerden biri olan ABD’nin (yüzde 1,5) çok da gerisinde kalmadığını söylemek mümkün.

Bağışçılık eğilimleri açısından incelendiğinde, Türkiye’nin diğer ülkelerden farklılaştığı en önemli nokta, bağışların kurumlar ya da STK’lar yerine bireyler arasında ve doğrudan yapılması.

[[{“fid”:”1029186″,”view_mode”:”default”,”fields”:{},”type”:”media”,”attributes”:{“height”:”856″,”width”:”856″,”class”:”media-element file-default”}}]]

Peki, bu oranlar Türkiye’nin “hayırsever” bir toplum olduğunu söylemek için yeterli mi? Bu soruya cevap verebilmek için “hayırseverlik” kavramından ne anladığımızı da netleştirmek gerekiyor.

Türkiye toplumu hayırseverliği “yardım etmek” olarak algılıyor. Araştırmanın sonuçlarına göre muhtaç ve yoksullara yardım etmek, Türkiye’de hayırseverlik denince akla gelen ilk şey. Hayırseverlik faaliyetlerinin yapılmasında önde gelen sebep ise “dini vecibeleri yerine getirmek”. Bu oranın (yüzde 32,5) geçtiğimiz 10 yılda hiç değişmemiş olması ise dikkat çekici. Araştırmanın diğer bulguları da düşünüldüğünde, Türkiye toplumunda hayırseverliğin dini bir karşılığı olduğunu ve acil görülen temel ihtiyaçların (gıda, yiyecek, giyecek vb.) karşılanması amacıyla bireyler arasında gerçekleştiğini söylemek mümkün.

Türkiye’de bağışçılık eğilimlerini yorumlarken, dikkate alınması gereken önemli faktörlerden bir diğeri de sosyal sermaye. Araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de her 10 kişiden yalnızca biri diğerine güveniyor. Söz konusu güven eksikliğini kanıtlar biçimde kişiler öncelikle aile, akrabalık ya da hemşehrilik ilişkisiyle bağlı olduğu kişilere yardım etmeyi tercih ettiklerini söylüyorlar. Bu bulgular yapılan yardım ve bağışların daha dar kesimlerde, anlık ihtiyaçlara cevap vermek üzere yapıldığı fikrini destekler nitelikte.

Araştırmaya katılanlar yardım yaparken yakın çevrelerindeki kişilere öncelik verdiklerini söyleseler de rakamlar bu konuda önemli bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Öyle ki, sene içinde yapılan yardımların toplamı kişi başı 209 TL (fitre, zekat, akrabalara, komşulara ve diğer kişilere) iken bu yardımların en büyük bölümü 53.2 TL ile dilencilere yapılıyor. Diğer bir deyişle, en fazla yardımı tanıdıklarımıza yapacağımızı söylerken gerçekte en yüksek miktarda bağışı hiç tanımadığımız kişilere yapıyoruz.

Bağışlarımız son 10 yılda azalıyor

STK’lara yapılan bağışlar da Türkiye’de bireysel bağışçılığın bir parçası. Ancak, söz konusu STK’lar olduğunda bağış miktarları doğrudan yardımların oldukça gerisinde (16.7 TL) kalıyor. On sene öncesiyle kıyasladığımızda ise STK’lara yapılan bağışlarda düşüş görüyoruz (2004’te yüzde 18,4’ten 2015’te yüzde 12,9’a). Sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin önemli unsurları arasında kabul edildiği, gerek hizmet sağlama gerekse hak mücadelelerinde önemli sorumluluklar üstlendiği bir ortamda STK’lara yapılan bağışlar neden bu kadar düşük?

Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 12’si bağışlarını bir kurum aracılığıyla yapmayı tercih ettiğini söylüyor. STK’lara bağış yapmanın tercih edilmemesinin başlıca nedenleri arasında ise bağış miktarlarının düşük olması (yüzde 52), bağışların düzensiz şekilde ve ancak ihtiyaç sahibi kişilerle karşılaşıldığında yapılması (yüzde 26) ile STK’lara güven duyulmaması (yüzde 13) yer alıyor.


Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 12’si bağışlarını bir kurum aracılığıyla yapmayı tercih ettiğini söylüyor. STK’lara bağış yapmanın tercih edilmemesinin başlıca nedenleri arasında ise bağış miktarlarının düşük olması (yüzde 52), bağışların düzensiz şekilde ve ancak ihtiyaç sahibi kişilerle karşılaşıldığında yapılması (yüzde 26) ile STK’lara güven duyulmaması (yüzde 13) yer alıyor.

Kuşkusuz bu veriler STK’lar açısından araştırmanın en önemli bulguları çünkü bir yandan mevcut durumu gösterirken diğer yandan da Türkiye’de STK’lara yapılan bağışların artması için atılması gereken adımlar hakkında fikir veriyor. Örneğin tüm STK’lar miktarı ne olursa olsun düzenli yapılan bağışların bir araya geldiğinde büyük etkiler yaratacağını söylüyor. Oysa bu veriler STK’ların bağışçılara küçük bağışların önemini, yaptıkları çalışmaların nedeni ve aciliyetini anlatmakta yetersiz kaldığını; kendilerini tanıtmak, yaptıklarını anlatmak ve güven ilişkisi kurabilmek için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini gösteriyor.

[[{“fid”:”1029191″,”view_mode”:”default”,”fields”:{},”type”:”media”,”attributes”:{“height”:”856″,”width”:”857″,”class”:”media-element file-default”}}]]

Yardımlar için neden STK’lar tercih edilmiyor?

Öte yandan, araştırmanın bireylere sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bağış yapmama sebepleri sorulduğunda alınan cevaplar ve bireylerin söz konusu alandaki davranış eğilimleri arasındaki çelişkili durum da dikkat çekiyor.

STK’lara bağış yapan küçük kitleye bağış yapacakları STK’yı neye göre seçtikleri sorulduğunda alınan cevaplar arasında kurumun bağışı amacına uygun kullanacağına dair verdiği güven yüzde 84.6 oranı ilk sırada yer alıyor. Bu oranı kurumun iyi yönetileceğine dair duyulan güven ve kurumun şeffaflığı takip ederken, bireylerin yüzde 66’sının bağış yapmadan önce kurum hakkında araştırma yapmamaları ve yüzde 68’inin de kurumlardan faaliyetlerine dair rapor almadıkları verisinin üzerine düşünülmesi gerekiyor. Bağışçıların destekledikleri STK’ları tanımaları, bağışlarının nasıl kullanıldığına dair görüş bildirmeleri ve bilgi almaları tüm dünyada yaygınlaşan bir eğilim iken, Türkiye’de bu tür uygulamalar henüz yeterince yaygın değil.

Türkiye’de bireysel bağışçılığın durumunun on yıl öncesine kıyasla geliştiğini söylemek oldukça zor. Bu durumu sosyal sermaye eksikliğinin yanı sıra, artan ekonomik durgunluk ve siyasi gerginliklerin yarattığı belirsizliklerle de açıklamak mümkün. Diğer yandan, Türkiye toplumundaki yaygın hayırseverlik algısı düşünüldüğünde bu kavramının dini bir çağrışımı olması ya da geleneksel bir yapıda gerçekleşmesi pek de şaşırtıcı değil.

Bağışçılık konusu küresel boyutta incelendiğinde birçok ülkede hayırseverliğin yanı sıra “stratejik bağışçılık” kavramının da önem kazandığını görüyoruz. Stratejik bağışçılar,  günümüzün karmaşık sosyal sorunlarına çözüm bulabilmek ya da çözümün parçası olabilmek için ilgi duydukları alanlarda çalışan STK’lara miktarı küçük bile olsa düzenli bağış yapıyorlar. Bağışçılığı bir katılım yolu olarak da gördüklerinden, destekledikleri STK’ların çalışmalarına dahil olarak bağışlarının nasıl kullanıldığını da yakından izliyorlar.

Tevfik Başak Ersen

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) Genel Sekreteri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi üyesi. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, yüksek lisans eğitimini New York Long Island Üniversitesi’nde tamamladı. Danışmanlık şirketlerinde iş hayatına başladıktan sonra 2004 yılında TÜSEV’de çalışmaya başladı. Dernek ve vakıf mevzuatı alanında çok sayıda eğitim vermenin yanı sıra, STK’larda kapasite gelişimi, kamu-sivil toplum işbirliği, STK’larda hukuk reformu ve savunuculuk, vergi kanunlarının iyileştirilmesi ve sosyal girişimler konularında çalışmaları ve bu konularda birçok rapor ve makalesi bulunuyor.

Twitter’dan takip edin: @basakersen

Bir Cevap Yazın

*