Tüm Dinlerde Başörtüsü Gerçeği

Ya­hu­di­lik ve Hı­ris­ti­yan­lık­la tıp­kı İs­lam’da ol­du­ğu gi­bi, ör­tün­me biz­zat kut­sal me­tin­ler­de yer alır. Özellikle Or­to­doks yo­rum­la­rın­da, ör­tü­ye önem ve­ril­di­ği­ni gö­rü­lmektedir. Örneğin Ya­hu­di­lik­te er­kek­le­rin baş­la­rı­nı ört­me­le­ri, se­çil­miş ol­ma inan­cı­nın, İs­ra­ilo­ğul­la­rı­na yö­ne­lik Tan­rı’nın ila­hî ah­di­nin bir ge­re­ği ola­rak dü­şü­nü­lür. Er­kek­ler baş­la­rı­nı en azın­dan “ki­pa” de­ni­len kü­çük tak­ke­ye ben­zeri şapka ile ör­ter­ler. “Ki­pa”nın dı­şın­da “tal­lit” de­ni­len baş­tan aşa­ğı­ya doğ­ru atı­lan bir du­a şa­lı özel­lik­le iba­det­ler es­na­sın­da bü­tün Ya­hu­di er­kek­ler ta­ra­fın­dan kul­la­nı­lmaktadır.

Ya­hu­di­lik­te er­kek­le­rin baş­la­rı­nı “ki­pa” de­ni­len kü­çük tak­ke­ye ben­ze­yen şapka ile ör­ter­ler.

Ya­hu­di­lik­te er­kek­le­rin baş­la­rı­nı “ki­pa” de­ni­len kü­çük tak­ke­ye ben­ze­yen şapka ile ör­ter­ler.

Ka­dın­la­rın ör­tü­nme olayı ile ilgili olarak Ya­hu­di­lik­te ka­dın­la­rın baş­la­rı­nı ört­me­le­ri di­nî bir vecibedir, yü­küm­lü­lük­tür. Gü­nü­müz­de özel­lik­le Or­to­doks Ya­hu­di­ler içe­ri­sin­de­ki ba­zı grup­lar, bü­tün ha­nım­la­rın baş­la­rı­nın ör­tü­lü ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni sa­vu­nur­lar. Bun­dan do­la­yı Ba­tı Av­ru­pa ül­ke­le­rin­de ya­şa­yan din­dar Ya­hu­di ha­nım­lar, bi­raz­da ora­da­ki kül­tür ve ge­le­ne­ğin et­ki­siy­le ba­şör­tü­sü ye­ri­ne pe­ruk kul­la­nır­lar. Ama Or­ta­do­ğu’da, özel­lik­le de İs­ra­il’de ya­şa­yan Ya­hu­di ha­nım­lar, baş­la­rı­nı bi­zim an­la­dı­ğı­mız şe­kil­de bir ba­şör­tü­süy­le ör­ter­ler. Kı­sa­ca Ya­hu­di­lik­te ba­şı ört­me Tan­rı’ya ve­ri­len ah­de say­gı­nın bir ifa­de­si­dir.

Hı­ris­ti­yan­lı­ğın kut­sal ki­ta­bı olan Ye­ni Ahit me­tin­le­ri ara­sın­da bu­lu­nan Pav­lus’un mek­tup­la­rın­da açık­ça ha­nım­la­rın baş­la­rı­nı ört­me­le­ri ko­nu­su yer alır.

Hı­ris­ti­yan­lı­ğın kut­sal ki­ta­bı olan Ye­ni Ahit me­tin­le­ri ara­sın­da bu­lu­nan Pav­lus’un mek­tup­la­rın­da açık­ça ha­nım­la­rın baş­la­rı­nı ört­me­le­ri ko­nu­su yer alır.

Hı­ris­ti­yan­lı­ğa ge­lir­sek, Hı­ris­ti­yan­lı­ğın kut­sal ki­ta­bı olan Ye­ni Ahit me­tin­le­ri ara­sın­da bu­lu­nan Pav­lus’un mek­tup­la­rın­da açık­ça ha­nım­la­rın baş­la­rı­nı ört­me­le­ri ko­nu­su yer alır. Öy­le ki bir de­yi­şin­de Pav­lus, “Ha­nım­lar iba­det es­na­sın­da baş­la­rı­nı ört­sün­ler, saç­la­rı­nı ka­pat­sın­lar; çün­kü bir ka­dı­nın saç­la­rı­nı ka­zıt­mış bir şe­kil­de iba­det et­me­si saç­la­rı­nı gös­te­re­rek ba­şı açık­ken iba­det et­me­sin­den da­ha iyi­dir” der. Pav­lus’un bu de­yi­şin­den yola çıkarak ta­rih bo­yu Hı­ris­ti­yan­lar ba­şör­tü­sü­ne özel bir önem ve­rir­ler.

Hiristiyanlıkta Başörtüsü

Hiristiyanlıkta Başörtüsü

An­cak Rö­ne­sans, Re­form ve ar­dın­dan kendilerinin ay­dın­lan­ma olarak tabir ettiği dö­ne­m­de bir­çok ko­nu­da ol­du­ğu gi­bi ba­şör­tü­sü ko­nu­sun­da da ba­zı Hı­ris­ti­yan mez­hep­ler ara­sın­da bir­ta­kım fark­lı yo­rum­lar or­ta­ya çı­kmıştır. Gü­nü­müz­de ise özel­lik­le Or­to­doks Hı­ris­ti­yan­lık de­di­ği­miz Do­ğu Hı­ris­ti­yan­lı­ğında sadece rahibelerin değil di­ğer bü­tün ina­nan ha­nım­la­rın da baş­la­rı­nı ört­me­si ge­rek­ti­ği savunulmaktadır. Hat­ta kı­sa sü­re ön­ce Mos­ko­va Pat­rik­ha­ne­si ya­ni Rus Or­to­doks Ki­li­se­si yet­ki­li­si, Müs­lü­man­la­rı da ör­nek gös­te­re­rek, “Hı­ris­ti­yan ha­nım­lar da baş­la­rı­nı ört­sün­ler” şek­lin­de bir de­meç vermiştir.

Örtünme tüm kadim dinlerde geçerliliğini korur.

Örtünme tüm kadim dinlerde geçerliliğini korur.

Hı­ris­ti­yan­lık­ta­ki ör­tün­me­nin ga­ye­si:
Hi­ris­ti­yan­lık­ta­ki ör­tün­me­nin ga­ye­si, as­lın­da Tan­rı’nın hu­zu­run­da in­sa­nın kul­lu­ğu­nu ha­tır­la­ma­sı­dır; O’na du­yu­lan say­gı­nın bir ifa­de­si­dir. Bun­dan do­la­yı me­se­la Tan­rı’nın önün­de iba­det eder­ken in­san­la­rın baş­la­rı­nı ka­pat­ma­la­rı, üze­rin­de du­ru­lur. Hı­ris­ti­yan­lık­ta­ki ör­tün­me ge­le­ne­ği gü­nü­müz­de ise, da­ha zi­ya­de din adam­la­rı ola­rak bi­li­nen Ruh­ban sı­nı­fı­na yö­ne­lik bir uy­gu­la­ma ola­rak yay­gın­laş­mış­tır.

İs­lam, Hı­ris­ti­yan­lık ve Ya­hu­di­lik dı­şın­da­ki din­ler­de de şüp­he­siz ör­tü var.

İs­lam, Hı­ris­ti­yan­lık ve Ya­hu­di­lik dı­şın­da­ki din­ler­de de şüp­he­siz ör­tü var.

Ya­hu­di ve Hı­ris­ti­yan ge­le­ne­ğin­de örtünmedeki te­mel amaç, as­lın­da ki­şi­nin Tan­rı’nın önün­de kul­lu­ğu­nu ha­tır­la­ma­sı ve O’na say­gı duy­ma­sı. Ama ta­bii ka­dın­lar­la er­kek­le­rin baş­la­rı­nı ört­me­le­ri şe­kil açı­sın­dan ay­nı de­ğil. Er­ke­ğin ba­şı­nın sa­de­ce üst kıs­mı­nı “kipa” ben­ze­ri bir tak­key­le ört­me­si ye­ter­li gö­rü­lür­ken, ka­dın­la­rın ge­nel­lik­le baş­la­rı­nı, saç­la­rı­nı ta­ma­men ka­pa­ta­cak şe­kil­de ört­me­le­ri ön­gö­rü­lür.

Di­ğer din­ler ve ge­le­nek­ler­de­ki ör­tün­me:
Ta­bii İs­lam, Hı­ris­ti­yan­lık ve Ya­hu­di­lik dı­şın­da­ki din­ler­de de ör­tü veya örtünme var. Me­se­la Hin­du­izm, Sih di­ni, Sâ­bi­îlik, Me­cu­si­lik ve di­ğer ge­le­nek­ler­de de ör­tün­me­yi gö­rü­yo­ruz. Bu din­ler­de de ba­şı ört­mek te­mel­de yi­ne Tan­rı’nın em­ri­ne ve O’na du­yu­lan say­gı­ya da­ya­nır. Bu­nun ya­nı sı­ra ba­zı Or­ta­do­ğu din­le­rin­de ör­tün­me, top­lum­da­ki hür-kö­le ay­rı­mı­nın bir gös­ter­ge­si sa­yı­lır. Ba­şı ka­pat­mak, hür ka­dı­nı hür ol­ma­yan ka­dın­dan ayı­ran bir üs­tün­lük gös­ter­ge­si ola­rak dü­şü­nü­lür. Ba­zı top­lum­lar­da, me­se­la Sü­mer­ler­de, ba­şın be­lir­li şe­kil­ler­de ör­tül­me­si, özel­lik­le ki­şi­le­rin sos­yal ve mes­le­ki ko­num­la­rı­nı ifa­de eder. Hin­du­izm­de de ba­şı ört­me­nin da­ha zi­ya­de iba­det es­na­sın­da tan­rı­la­ra say­gı­dan kay­nak­la­nan bir tu­tum ola­rak or­ta­ya çık­tı­ğı söy­le­ne­bi­lir. Yi­ne Hin­dis­tan’da do­ğan Sih di­nin­de sa­çı uzat­mak, ya­ni hiç­bir za­man sa­ça bı­çak vur­ma­mak di­nî bir emir ola­rak gö­rü­lür. Uza­tı­lan sa­çın ör­tül­me­si için hem er­kek­ler hem de ka­dın­lar bu çer­çe­ve­de baş­la­rı­nı ka­pa­tır­lar.

Hı­ris­ti­yan­lık­ta­ki ör­tün­me ge­le­ne­ği gü­nü­müz­de ise, da­ha zi­ya­de din adam­la­rı ola­rak bi­li­nen Ruh­ban sı­nı­fı­na yö­ne­lik bir uy­gu­la­ma ola­rak yay­gındır.

Hı­ris­ti­yan­lık­ta­ki ör­tün­me ge­le­ne­ği gü­nü­müz­de ise, da­ha zi­ya­de din adam­la­rı ola­rak bi­li­nen Ruh­ban sı­nı­fı­na yö­ne­lik bir uy­gu­la­ma ola­rak yay­gındır.

İs­lam’da­ki ör­tün­me an­la­yı­şı­:
İs­lam’da da ba­şı ört­me Al­lah’a say­gı­dan, O’na ita­at et­me­den kay­nak­la­nır. Na­sıl ki bir Müs­lü­man’ın na­maz kı­lar­ken ön­ce­lik­li ama­cı Al­lah’ın bir em­ri­ne ria­yet et­mek­se, ba­şı­nı ka­pa­tır­ken de bir Müs­lü­man ha­nım Al­lah’ın em­ri­ne ria­yet et­tiğini gösterir. Bu yö­nüy­le bü­tün di­ğer din­ler­le bir ben­zer­li­ği bulunmaktadır. İs­lam’da ba­şör­tü­sü Müs­lü­man ha­nı­mın kim­li­ği­nin bir ifa­de­si­dir bir bakıma. Bun­dan do­la­yı za­ten Kur’ân-ı Ke­rim’de Müs­lü­man ha­nım­la­ra yö­ne­lik ola­rak “Baş­la­rı­nı ört­sün­ler, ba­şör­tü­le­ri­ni ya­ka­la­rı­nın üze­ri­ne ka­dar sal­sın­lar” ifa­de­si ge­çi­yor. Bu­nun ya­nı sı­ra ta­bii ba­şör­tü­sü sa­de­ce ba­şı ka­pat­mak de­ğil; ge­nel an­lam­da te­set­tü­rün bir par­ça­sı. İs­lam’da­ki te­set­tür an­la­yı­şı, as­lın­da in­sa­nın dış gö­rün­tü­sü ve ah­la­ki ya­pı­sıy­la Al­lah’ın “Hu­du­dul­lah” de­di­ği te­mel ku­ral­la­rı­na, had­le­ri­ne bağ­lı kal­ma­sı ve bu çer­çe­ve­de ken­di­si­ni bir fit­ne ve­si­le­si ola­rak ve­ya yan­lış bir­ta­kım tu­tum ve dav­ra­nış­la­ra bir araç ola­rak kul­lan­dır­ma­ma­sı­na da­ya­nır. Bu yö­nüy­le te­set­tür, sa­de­ce Müs­lü­man ha­nım­lar için de­ğil er­kek­ler için de ge­çer­li, on­lar için de te­set­tür ka­ide­le­ri söz ko­nu­su.

Başörtüsü gericilik değil tüm kadim dinlerin bir gereğidir.

Başörtüsü gericilik değil tüm kadim dinlerin bir gereğidir.

Son zamanlarda İs­lam’da, Kur’ân-ı Ke­rim’de ba­şör­tü­sü­nün ol­ma­dı­ğı yö­nün­de­ki id­di­ala­rı sık­lık­la du­yar ol­duk. Bu konuda tar­tış­ma­ya ma­hal ve­re­cek ya da ko­nu­yu tar­tış­ma­ya aça­cak hiç­bir du­rum söz ko­nu­su de­ğil. Kur’ân-ı Ke­rim’de açık­ça Müs­lü­man ha­nım­la­rın baş­la­rı­nı ört­me­le­ri ve hat­ta ba­şör­tü­le­ri­ni gö­ğüs­le­ri­nin üze­ri­ne sal­ma­la­rı ko­nu­sun­da bir emir var ki bu­ra­da kul­la­nı­lan te­rim “hu­mur” te­ri­mi. “Hu­mur” ba­şör­tü­sü an­la­mın­da kul­la­nı­lır. Kur’ân’ın ya­nı sı­ra yi­ne Hz. Pey­gam­ber dö­ne­min­den iti­ba­ren 1400 kü­sur yıl­lık İs­lam ta­ri­hin­de bü­tün Müs­lü­man din adam­la­rı­nın, âlim­le­ri­nin sa­yı­sız eser­le­rin­de vur­gu­la­dık­la­rı gi­bi ve Müs­lü­man­la­rın da bu­nu biz­zat ya­şat­tık­la­rı gi­bi ba­şör­tü­sü ar­tık ta­ri­he mal ol­muş bir uy­gu­la­ma. Do­la­yı­sıy­la bu ko­nu­da bir tar­tış­maya gerek bile yok.

Ba­tı’da Ay­dın­lan­ma olarak tabir edilen bir süreçle bu konuda önemli bir kırılma yaşandı. Bu kı­rıl­ma, önem­li öl­çü­de bü­tün di­nî ya­şan­tı­yı, inanç­la­rı, iba­det tarz­la­rı­nı, dı­şa yan­sı­yan sem­bol­le­ri et­ki­le­di. Bu an­lam­da ör­tün­me an­la­yı­şı da et­ki­len­di. Ay­dın­lan­ma ha­re­ke­ti di­ni, ar­tık mo­da­sı geç­miş hat­ta ta­bi­ri ca­iz­se bi­lim­dı­şı olan, mo­dern in­sa­nın ya­şa­mın­da ar­tık yön­len­di­ri­ci­li­ği ol­ma­yan bir fe­no­men ola­rak yo­rum­la­dı. Di­nin ye­ri­ne po­zi­ti­vist bir ba­kış açı­sı­nı ge­tir­di. Hat­ta bu­ konuda Au­gust Com­te’un “ar­tık po­zi­ti­viz­min in­san­lı­ğın ye­ga­ne di­ni ol­du­ğu” yö­nün­de­ki tez­le­ri­ni ha­tır­la­ya­cak olur­sak, bir ba­kı­ma ge­le­nek­sel din­le­rin ye­ri­ne sa­de­ce salt akıl ile tec­rü­be­yi esas alan po­zi­ti­viz­min ge­çi­ril­di­ği­ni gör­dük.

Ba­şör­tü­sü­ne ve ör­tün­me­ye yö­ne­lik bu tu­tu­mun, ge­nel an­lam­da di­ne yö­ne­lik tu­tu­mun bir uzan­tı­sı ol­du­ğu­nu söy­le­mek müm­kün. Çün­kü bu ye­ni dö­nem­de­ki an­la­yış, di­nin ki­şi­nin sa­de­ce iç ya­şan­tı­sı­na ya­ni gü­nü­mü­zün mo­da de­yi­miy­le sa­de­ce vic­da­nı­na hi­tap eden bir fe­no­men ol­du­ğu, in­sa­nın bi­rey­sel dış gö­rün­tü­sü de dâ­hil ol­mak üze­re sos­yal ya­şan­tı­sı­na ege­men ol­ma­ma­sı ge­rek­ti­ği yö­nün­dedir. Di­nî kim­li­ği­ni ifa­de eden sim­ge­le­ri ve­ya sem­bol­le­ri kul­la­nan in­san­lar da bu ye­ni pa­ra­dig­ma çer­çe­ve­sin­de di­ni si­ya­sal­laş­tır­mak­la ve­ya gös­te­riş yap­mak­la suç­lan­dı. Bu­nun özün­de ise as­lın­da di­nin ken­di­si­ne kar­şı bir baş­kal­dı­rı, di­ne kar­şı çık­ma tav­rı ya­tı­yor.

Ay­dın­lan­ma dö­ne­mi ön­ce­sin­de Hı­ris­ti­yan top­lum­la­rın­da ör­tün­me­nin çok da­ha yay­gın ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­riz. 1800’lü yıl­la­ra ka­dar bü­tün Hı­ris­ti­yan top­lum­la­rın­da ör­tü­ye gün­de­lik ya­şan­tı­da da­ha faz­la yer ve­ri­li­yor­du. An­cak özel­lik­le Hı­ris­ti­yan­lı­ğın dış­tan ge­len da­ha güç­lü dal­ga­lar kar­şı­sın­da di­re­ne­me­me­si ve bu çer­çe­ve­de ken­di içe­ri­sin­de ye­ni ye­ni tü­rev­ler üret­me­ye uy­gun bir din ol­ma­sı gi­bi bi­za­ti­hi ya­pı­sın­dan kay­nak­la­nan se­bep­ler­le ba­şör­tü­sü ge­le­ne­ği, mo­dern dö­nem­de Pro­tes­tan ve Ka­to­lik ge­le­nek­le­rin ege­men ol­du­ğu ül­ke­ler­de önem­li öl­çü­de kı­rıl­dı. Ka­to­lik­ler­de din ada­mı sı­nı­fıy­la sı­nır­lı kal­dı bu ge­le­nek. Bu­gün dün­ya­nın ne­re­si­ne gi­der­se­niz gi­din bü­tün Ka­to­lik ra­hi­be­ler mut­la­ka ör­tü­lü­dür; ra­hip­ler de iba­det­ler es­na­sın­da di­nî gö­rev­le­ri­ni ic­ra eder­ler­ken baş­la­rı­nı kıs­men ya da ta­ma­men ör­ter­ler. Ama ör­tün­me­nin Or­to­doks ca­mia­da, Do­ğu Hı­ris­ti­yan­lı­ğın­da Ka­to­lik ve Pro­tes­tan­la­ra na­za­ran da­ha di­renç­le de­vam et­ti­ği­ni söy­le­ye­mek mümkün.

Ya­hu­di­lik­te ise Has­ka­la de­ni­len Ya­hu­di Ay­dın­lan­ma­sı ha­re­ke­tin­den son­ra or­ta­ya çı­kan Re­for­mist, Ye­ni­den Ya­pı­lan­ma­cı, Li­be­ral Ya­hu­di­lik gi­bi akım­lar­da ör­tü ge­le­ne­ği bir ta­ra­fa bı­ra­kıl­dı. Çün­kü bu akım­lar sa­de­ce ör­tü­ye de­ğil, Ya­hu­di­li­ğin ne­re­dey­se bü­tün dog­ma­tik inanç­la­rı­na kar­şı bir baş­kal­dı­rı içe­ri­si­ne gir­di­ler. Arz-ı Mev’ud’u, İs­ra­i­lo­ğul­la­rı­nın se­çil­miş­li­ği­ni vs. sor­gu­la­dı­lar ve bu çer­çe­ve­de ba­şör­tü­sü­nü terk et­ti­ler. Or­to­doks Ya­hu­di­ler ise ör­tün­me ge­le­ne­ği­ni geç­miş­te ol­du­ğu gi­bi bu­gün de de­vam et­ti­ri­yor­lar.

İs­lam söz ko­nu­su ol­du­ğun­da, İs­lam’ın geç­miş­ten gü­nü­mü­ze ta­ri­hin her dö­ne­min­de ör­tü ge­le­ne­ği­ne ıs­rar­la top­lum­sal ya­pı­da bağ­lı kal­dı­ğı­nı, bu ko­nu­da ta­viz ver­mez bir an­la­yı­şa sa­hip ol­du­ğu­nu gö­rü­yo­ruz. Hiç kuş­ku­suz bu­nun en önem­li se­be­bi Kur’ân-ı Ke­rim’in biz­zat ken­di­si. Al­lah’ın tar­tı­şıl­maz vah­yi ve me­sa­jı­nı içe­ren Kur’ân’da iki yer­de ba­şör­tü­süy­le il­gi­li çok açık, yo­ru­ma bi­le ma­hal ver­me­ye­cek hük­mün ol­ma­sı, bü­tün dün­ya Müs­lü­man­la­rı­nın -ya­şam­la­rın­da ba­şör­tü­sü­ne yer ver­sin­ler ve­ya ver­me­sin­ler- bu­nun di­nin bir ge­re­ği, bir em­ri ol­du­ğu­nu ka­bul et­me­le­ri­ni sağ­la­dı. Bu çer­çe­ve­de Tu­nus gi­bi ba­zı ör­nek­ler ha­ri­cin­de ge­nel­lik­le ba­şör­tü­sü­nün Müs­lü­man ka­dın­lar ta­ra­fın­dan ye­ri­ne ge­ti­ril­di­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz.

Aslında Cum­hu­ri­yet’in Ba­tı­lı­laş­ma po­li­ti­ka­la­rı­nın en yo­ğun uy­gu­lan­dı­ğı ilk dö­nem­le­rin­de bi­le Müs­lü­man ha­nım­la­rın ör­tü­sü­ne yö­ne­lik her­han­gi bir dü­zen­le­me ya­pıl­ma­dı. Bu dü­zen­le­me da­ha zi­ya­de son­ra­ki dö­nem­le­rin, tek par­ti dö­ne­mi­nin ve son­ra­sı­nın bir ürü­nü ola­rak or­ta­ya çık­tı. Ba­şör­tü­sü­nün İs­lam dün­ya­sı­nı ge­ri bı­rak­tı­ğı, ge­ri­ci­li­ğin ve­ya­hut ge­ri kal­mış­lı­ğın bir sem­bo­lü ol­du­ğu yö­nün­de­ki söy­lem­ler ide­olo­jik bir­ta­kım id­dia­lar ol­mak­tan öte­ye git­me­di. Za­ten bu ide­olo­jik söy­lem halk ara­sın­da ke­sin­lik­le prim yap­ma­dı.

Ana­do­lu’nun dört bir ta­ra­fı­na ba­ka­cak olur­sak, çok fark­lı ba­şör­tü­sü bi­çim­le­ri­nin ol­du­ğu­nu gö­rü­rüz. Ba­şör­tü­sü­ne ve­ri­len isim­ler bi­le fark­lı­dır; ki­mi yö­re­ler­de yaz­ma, ki­mi yö­re­ler­de tül­bent, ki­mi yö­re­ler­de ba­şör­tü­sü de­ni­lir. Ama ba­şör­tü­sü, ba­şı ör­ten bir ör­tü ola­rak bun­la­rın hep­si­ni kap­sı­yor. Fa­kat son dö­nem­ler­de ger­çek­ten ba­şör­tü­sünün si­ya­sal­laş­tı­rıl­ma­sı söz ko­nu­su. Tür­ban kav­ra­mı son­ra­dan tü­re­di bir kav­ram. Bu kav­ram, Fran­sa ge­le­ne­ğin­den ha­re­ket­le özel­lik­le 80’li yıl­lar­dan iti­ba­ren li­te­ra­tü­rü­mü­ze gir­di. Esa­sen Fran­sa’da ve hat­ta İn­gil­te­re’de tür­ban, Sih­le­rin er­kek­ler için ön­gör­dük­le­ri, sa­de­ce saç­la­rı ka­pa­tan ka­vu­ğa ben­zer ge­le­nek­sel giy­si için kul­la­nı­lır. Bu giy­si 80’li yıl­la­rın baş­la­rın­da za­ma­nın ba­zı yö­ne­ti­ci­le­ri ve ba­zı si­ya­si­ler ta­ra­fın­dan Ana­do­lu’da­ki ba­şör­tü­sü­ne bir al­ter­na­tif ola­rak su­nul­du. Bu doğ­ru­su ba­şör­tü­sü­nün fark­lı bir­ta­kım amaç­lar­la si­ya­sal bir mec­ra­ya ta­şın­ma­sı ha­re­ke­ti­dir; ama tür­ban kav­ra­mı Ana­do­lu’da hiç­bir za­man tut­ma­dı.

Mo­dern­leş­me ku­ram­cı­la­rı ba­şör­tü­sü­nün il­kel ya­şa­ma ko­şul­la­rı­nın ve ata­er­kil dü­ze­nin bir so­nu­cu ol­du­ğu­nu id­di­a edi­yor. Fe­mi­nist te­ori­yi be­nim­se­yen­ler ise ör­tün­me­nin er­kek­le­rin ka­dın­lar üze­rin­de­ki ta­hak­kü­mü­nün bir so­nu­cu ol­du­ğu­nu sa­vu­nu­yor. Bun­lar ke­sin­lik­le doğ­ru id­dia­lar de­ğil; ta­ma­men ide­olo­jik yak­la­şım­lar. Biz­zat di­ni ve di­nî tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı tah­lil eden, ta­nım­la­mak­tan zi­ya­de an­la­ma­ya ça­lı­şan bir ba­kış açı­sı bu­nun ke­sin­lik­le böy­le ol­ma­dı­ğı­nı bi­lir. Ba­şör­tü­sü­nün er­kek ta­hak­kü­mün­den kay­nak­lan­dı­ğı, Ana­do­lu’da ba­şı­nı ka­pa­tan­la­rın abi­si­nin, ba­ba­sı­nın, çev­re­si­nin bas­kı­sıy­la ka­pat­tık­la­rı sav­la­rı ger­çe­ği yan­sıt­mı­yor. Za­ten Tür­ki­ye’de tar­tı­şı­lan şey oku­ma­yan, sos­yal alan­da ça­lış­ma­yan, yö­ne­ti­ci­lik yap­ma­yan sı­ra­dan bir ha­nı­mın ba­şı­nı ka­pat­ma­sı de­ğil. Top­lum­sal ha­yat­ta, eği­tim-öğ­re­tim ha­ya­tın­da “Ben de va­rım” di­yen, hak ta­le­bin­de bu­lu­nan, mo­dern ha­ya­tın içe­ri­sin­de olan ha­nım­la­rın ba­şör­tü­sü­dür tar­tı­şı­lan. Hu­ku­ki an­lam­da her tür­lü so­rum­lu­lu­ğa ha­iz olan, ken­di ka­ra­rı­nı ve­re­bi­len, oy kul­la­na­bi­len bi­ri­si­nin hâ­lâ bas­kı yo­luy­la ba­şı­nı ka­pat­tı­ğı­nı söy­le­mek doğru bir yaklaşım değil.

Bir Cevap Yazın

*