Şam belgeleri Amerika’lılar ve İngilizler’e peşkeş mi çekiliyor?

Bu belgeler şimdi İstanbul’da, İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi‘nin arşivinde.

Şam Belgeleri” adıyla bilinen bu muazzam arşivde; yandığı, kaybolduğu sanılan ve Hz Ebubekir (r.a.) devrinde ilk kez derc edilen, Hz Osman (r.a.) zamanında çoğaltılan Mushaf-ı Şerif nüshaları da dâhil, tarihin yeniden yazılmasına yol açacak stratejik, siyasî, iktisadî, ilmî belgelerin olduğu dile getiriliyor.

Belgelerin içinde Emevi, Abbasi, Eyyubi, Memluk, Selçuklu ve Osmanlı dönemi arşivlerinin olduğu sanılıyor.

Şu ana kadar hiçbir Müslüman ve Türkiye vatandaşı araştırmacı hatta MİT de dâhil kimsenin incelemediği bu eşsiz arşive, İngilizlerin ve Amerikalıların tasnif ve ciltleme numarasıyla girme ihtimalinden söz ediliyor.

Ulaştığımız bilgilere göre, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı‘na ait Kitap Şifahanesi ve Arşiv Dairesi Başkanlığı 2014 yılında ‘The Islamic Manuscript Association (TIMA)’ ve ‘The Thesaurus Islamicus Foundation‘ isimli kuruluşlarla bir protokol imzalar.

Erken Dönem İslami Cilt Yapılarına ve Parşömen Konservasyonuna Giriş” adlı eğitim, koruma, ciltleme ve tasnif içeren çalışma ile Yazma Eserler Genel Müdürlüğü’nde kimsenin erişemediği eserler yabancıların elinden geçiyor. (Bu bilgiler kurum sitesinde yer alıyor zaten…)

logo

Batı kütüphanelerinin eline bir yazma eser geçse hazine bulmanın hazzı yaşanırmış. Çünkü buralarda tasnif edilmemiş hiçbir eser yokmuş. Bunlar çeşitli vakıf ve dernekler kurup, oyun numara ile dünyanın hazinesini barındıran Türkiye başta olmak üzere, başka ülkelerdeki kıymetli eserlere dadanıyorlarmış.

Mesela, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde henüz tasnif edilmemiş, dijitali çıkartılmamış 17 bin eser varmış. Bürokrasi ise bunu yapmak yerine korkunç bedellere Şeyh Hamdullah’in El Yazması Kur’an nüshasının tıpkıbasımı yapıp, devlet ricali ve ahbaba dağıtıyormuş.

Nasılsa para bürokrasinin cebinden değil, devletten çıkıyormuş. Bir de Murat Bardakçı gibi imtiyazlı dostlarına gönderiyorlarmış. O da bürokratları övüp, koltukları kabartan, bakana ise çakan bir yazı patlatmış.

KİM BU KURULUŞLAR?

İsim ve remizlerine bakarak sakın Müslümanlara ait İslamî bir müessese falan sanılmasın. İslamî motif ve isimlere sahip bu yabancı kuruluşların Müslümanlarla hiçbir ilgisi yok. Anlayacağınız İslamî isim ve motifler sinsi amaçlarının maskesi…

Amerikalı The Islamic Manuscript Association yani İslamî El Yazması Derneğikendi sitesinde ‘Cambridge Üniversitesi bünyesindeki İslam Araştırmaları Merkezi ile ‘Prens Al Waleed Bin Talal Merkezi’e bağlı bir projesiyiz’ diyor.

Time Dergisi’nin ‘Arapların Warren Buffet’ı‘ lakabını taktığı Prens, ölen Suudi Kralı Abdullah’ın kardeşinin oğluymuş. Gâvur kuruluşlarına akıttığı servetle tanınan baş belası bir azgın yani…

Cambridge, 10 asırlık Sion Tarikatı mensuplarınca kurulduğu iddiaları dolaşan bir üniversite.

‘İslamî Çalışmalar Vakfı’ da denilebilecek olan ‘The Thesaurus Islamicus Foundation‘ ise Cambridge Üniversitesi, İngiltere ve Stuttgart merkezli Alman vakıflarının ortak girişimi.

Bunlara bağlı kuruluş ve projeleri ise: The Islamic Manuscript Association, Through the Sunna Project, Dar al-Kutub Manuscrieipt Project, Editio Electrum is the Foundation’s design studio, The Islamic Art Network…

Mısır, Yemen, Etiopya, Moritanya başta olmak üzere pek çok ülkede İslam medeniyetine ait yazmaların ve kıymetli arşivlerin tasnifi, korunması, dijital hale getirilmesi adı altında ele geçirilmesi, belki de çok özellerinin talanı, devletler ve araştırmalarca görülmesi istenmeyenlerinin ise gizlenmesi gibi bir faaliyetini; işbirliği, yardım vs. maskesi altında yürüten bir resmi korsanlık müesseseler zinciri ile karşı karşıyayız…

Evet, evet galiba en doğru tabir, ‘remi korsanlık zinciri’ olmalı.

Bir bölümünün Gezi kalkışmasında Erdoğan’a meydan okuyucu sosyal medya paylaşımları ile 7 Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti’ye oy hırsızlığı yaptığı suçlamaları hâlâ hesaplarında duran yöneticilerin bu kurumlarda hâlâ çeşitli görevlerde olduğunu not ettikten sonra devam edelim.

Bu resmi korsanlık zincirinin ajanları, kurum yöneticilerinin odasına girip saatlerce kalıyorlarmış. Bir kez değil, yıllardır sayısız kez hem de… Bunu bir değil, çok kişi teyit ediyor.

Ne yapılıyor burada? Elbette muhabbet ediyor veya tasnif işi yapıyor değiller… Bu kişiler arşive erişme yetkisi olmayan başka yöneticilerin odasına gidecek değil ya? Bütün arşiv elinin ve emrinin altında olanları tercih etmeleri çok tabii değil mi?

Sadece Yazma Eserler Genel Müdürlüğü‘nün değil, Topkapı Müzesiİstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi ve diğer pek çok müzenin tüm arşivinin dijitalleri de burada, yani ellerinin altındaymış.

Bu vesileyle bir not daha. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde yazma eser kütüphaneleri var. Bunların çoğuna kimse uğramıyormuş. Genellikle ana ziyaret ve istifade yeri İstanbul kütüphaneleri.

Peki, bu kadar kütüphane niye var? Gereksiz harcamalar yerine, hepsi bir veya birkaç merkezde toplansa, kaynaklar ve buradaki personel tasnif ve sair için kullanılsa olmaz mı?

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı’na bağlı Kitap Şifahanesi ve Arşiv Dairesi Başkanlığı‘nın sitesinde yer alan dokümanlar ve sosyal medya paylaşımlarına göre Türkiye’deki proje eğiticileri Marco de Bella, Nikolas Sarris, Davidson MacLaren, Cheryl Porter gibi isimler…

2

Yine iddialara göre projenin başındaki kişi ise David Salamon.

Bu isim bile her şeyi anlatmaya yeter değil mi?

Şapkada İslamî motif, şapkanın içinden çıkan isim Salamon…

ŞAM BELGELERİNE ULAŞIRLARSA…

İddialara göre Türk devletinin bile muhtevasından bihaber olduğu Şam Arşivi ve diğer pek çok eserin, bir başka deyişle asırlardır gün yüzü görmemiş hazinenin, söz konusu yabancılara açılması gibi bir fikrin olduğu iddia ediliyor.

İşin aslına bakılırsa açılıp açılmadığı bile belli değil.

Hatırlayalım neredeydi bu arşiv? İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi’nde…

Bunları kim açacak yabancılara? Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ait Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı ve adı geçen müze yönetimi.

İddiaları duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Yüreğim ağzıma geldi. Mensubu olmakla şeref duyduğum ümmet, millet ve ülkem adına kahroldum.

Okuduğunuzda elbette siz de öyle olacaksınız.

Numan Kurtulmuş henüz çiçeği burnunda bir Kültür ve Turizm Bakanı. Kuvvetle muhtemel mevzudan haberi yok.

Olsa zaten tanıdığım Numan Bey asla izin vermez. Sizin bizim hissettiklerimizi o da hisseder! Hele bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duyduğunu farz edin. Neler olur neler?

Bu yazıdan sonra zaten harekete geçilecektir.  Ama yetmez. Bu yabancılar bu kurumlardan def edilmeden, bunların kurumlara girişi kanunla/KHK ile yasaklanmadan, buna rıza gösterenler ve tevessül edenler cezalandırılmadan öfkemiz soğumaz, yürek çarpıntımız ve acımız dinmez.

Bu ülke çok talana uğradı, bari bu dönemde buna izin vermeyelim. Artık zayıf, aciz, muhannete muhtaç bir ülke değiliz. Yeterince insanımız, yeterince paramız var. Yeter ki, şu makamlara ehil ve sadık insanlar getirilsin.

“Sadık” dedik ya paraya değil, davası İslam ve millet olan, bu değerlere sadık kimseleri kast ediyoruz.

Talep eden, torpiller araya koyanları ve de sadece akademik unvanlarına bakılarak da değil, adam gibi adamlar getirin her yere.

Bilin siz bâki değilsiniz, ama kıyamete dek, millet ve devlet bâki.

Bugün zaman geçirmeden Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan açıklama bekliyoruz.

Açıklamayı da yayınlayacağız. Gelmeme ihtimalini düşünmüyoruz ama gelmezse bu işin peşini bırakmayacağız, vesselam!

 

Kaynak: Can Kemal Özer

Bir Cevap Yazın

*