PKK iç savaş çıkartmak için vuruyor

Geçen hafta bugün PKK İstanbul’u Beşiktaş’ta vurmuş 46 kişiyi katletmişti, geride 166 yaralı bırakmıştı.

Bu sabah Kayseri’de saldırdı, izne çıkan 14 silahsız asker şehit oldu, 56 yaralı var.

Bu saldırı, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra PKK’nın gittiğini ilan ederek terör eylemlerine başlamasından itibaren gerçekleşen 18’inci intihar bombacısı saldırısı oldu.

İstihbarat raporları PKK saldırılarının önümüzdeki haftalarda artabileceği, özellikle de büyük şehirlerde yoğunlaşabileceği yönünde uyarı veriyor.

İstanbul, Ankara ve başka yerlerde sayısız ihbarlar nedeniyle insanlar evlerine kapanmaya başladı, ya da öfkeyle sokaklara dökülmeye.

Bir kaç saat önce Kayseri’de öfkeli kalabalıklar HDP il başkanlığını basıp ateşe verdi. Öfkeden Kayseri CHP gençlik kollarının bir yöneticisi de nasibini aldı, polisin ancak havaya ateş açarak kurtardığı haberi var.

Zaten bugünkü eylemin bir özelliği de Kayseri’de yapılması.

PKK ya da onun daha da kirli eylemlerini üstlenen hayalet örgütü TAK ilk defa Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerin dışında bu çapta bir terör eylemini, intihar eylemini gerçekleştirdi.

Kayseri özel bir nokta, AK Parti’nin Türkiye oy rekorları kırdığı bir şehir. Daha iki hafta önce, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve neredeyse bütün kabine, önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül adına kurulan müze-kütüphane açılışı için oradaydı.

Milliyetçi, muhafazakar duyguların çok yüksek olduğu bir şehir Kayseri.

Kayseri’nin hedef alınması halkın tepkisinin daha da kışkırtılıp bir Türk-Kürt çatışmasına dönüştürülmek istendiğini gösteriyor.

Suriye iç savaşıyla ABD ordusunun IŞİD’e karşı piyadeliğini üstlenerek yeniden Kürdistan hedefine dönen PKK, işlerin kendi istediği gibi gitmemesi üzerine son kozunu oynamaya karar vermiş görünüyor.

Elindeki militanları şehirlerde kitlesel tepkiye yol açacak, tepkinin kendi kontrolüne alamadığı Kürt vatandaşlara yönelecek terör eylemlerine sevk ederek iç savaş kışkırtıcılığı yapıyor.

Neden mi şimdi tırmanıyor?

İç ve dış nedenleri var ve ikisi de birbiriyle bağlantılı.

Dış cephede iki gelişme PKK’nın hesaplarını alt üst etti.

Birincisi Erdoğan’ın Putin ile (Naz’arbayev ve Çağlar aracılığıyla) anlaşması ardından 15 Temmuz kanlı darbe girişimiyle hasar almış da olsa orduyu Suriye’ye sokması oldu.

Böylelikle PKK ya da onun Suriye kolu PYD’nin Hatay-Gaziantep hizasına düşen Efrin kantonuyla, Şanlıurfa hizasına düşen Kobani kantonunu Türkiye sınırı boyunca birleştirme planına darbe vuruldu. PKK Suriye’de Türk askerine karşı hareketlendiğinde ABD’yi istediği şekilde yanında göremedi. Bu ABD’deki Obama yönetiminin Rakka operasyonunu 8 Kasım başkanlık seçimleri öncesinde başlatıp Clinton’a başkanlık etme planını da bozdu.

İkincisi, ABD Başkanlık seçimini Donald Trump kazandı. Dolayısıyla ABD bölge siyaseti 20 Ocak’ta Trump görevi devralana dek bekleyişe girdi.

Halep krizi Türkiye’yi tam istediği şekilde olmasa da Suriye resminin içine tekrar aldı.

Yani dış dinamikler bakımından PKK ABD tarafından Suriye ve Irak’ta ortada bırakılma tehlikesine karşı dişlerini daha da gösterme telaşı içinde saldırılarını artırdı.

İçeride HDP milletvekillerinin tutuklanması gibi gelişmeler PKK’nın propaganda makinesini işletmesine imkan tanıyor.

Ancak nasıl 7 Haziran sonrasında Temmuz 2015-Şubat 2016 arasında sürdürdüğü hendek-barikat ayaklanması PKK açısından hüsranla sonuçlanmış, kitle bağlarını koparmışsa, bu terör eylemlerinin de yaşadığımız korkunç can kaybı ve toplumsal gerilime rağmen aynı hüsrana uğrayacağı söylenebilir.
İşte bu noktada PKK’nın tek tutunacağı dal, kendisine yönelik tepkiyi HDP, ya da HDP’ye yönelmesini sağlamak ve giderek etkisine hiç alamadığı Kürt atandaşlara yönelmesini sağlamak.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un önceki gün Halep tepkilerinden yola çıkarak Alevi-Sünni çatışması kışkırtmak isteyenlere karşı uyarmasını unutmayalım.

Aynısı ve daha fazlası PKK’nın Türk-Kürt çatışması senaryosu için geçerlidir.

Halkın çoğunluğunun tepkilerinin halkın saldırılardan aynı şekilde rahatsız olan başka kesimlerine yönelmemesini sağlamak ise başta hükümete ama muhalefetten sivil toplum ve medyaya dek sorumluluk sahibi herkese düşüyor.

kaynak:  Hürriyet

Bir Cevap Yazın

*