‘Ortak noktaları çok’

Düşünce kuruluşu PODEM’in araştırmasına göre, radikal görüşlere yakın duran Kürt, Alevi ve İslâmcı gençlerde, kimlikler arasında benzeşmeler farklılıklardan çok daha fazla.

Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Bu yıl 27 bombalı saldırı yaşandı. IŞİD, PKK saldırıları, 15 Temmuz’da Gülen Örgütü’nün darbe girişimi… 2016’nın ilk aylarında Güneydoğu’nun bazı yerlerindeki hendek savaşlarında yüzlerce insan, asker öldü, binlerce insan yerinden oldu. Alevi Açılımı rafta kaldı, Çözüm Süreci ise buzdolabında… Türkiye’nin kronik pek çok sorunu çözüm bekliyor.

TÜİK’in 2015 verilerine göre ise Türkiye nüfusunun yüzde 16,4’ü genç, 15 – 24 yaş arasında. Bu genç nüfusun içerisinde radikalleşenler de var. Düşünce kuruluşu PODEM (Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları), gençliğin siyasallaşma biçimleri üzerine araştırmalar yapıyor. Peki radikal görüşlere sempati duyabilen Kürt, Alevi ve İslâmcı gençler neler düşünüyor, zihin dünyaları, algıları nasıl, nasıl siyasallaşıyorlar? PODEM İstanbul’da dört ayrı bölgede 124 gençle, Diyarbakır’da iki saha araştırmasında 38 gençle yaptığı uzun mülakatlarla bu soruların yanıtlarını araştırmış.

Araştırmanın en çarpıcı sonucu, rapordaki ifadeyle “şiddet kullanabilen siyaset ve örgütlenmelerle ilişkide olan veya bunlara sempati duyan gençlerde” kimlikler arasındaki benzeşmelerin farklılıklardan çok daha fazla olması.

En büyük ortak payda: İdeoloji

Her grupta en belirgin ortak nokta, ideolojinin hayatlarındaki yeri. Araştırmaya göre, ideoloji aynı kimliğe sahip gençleri tek bir bakış altında birleştiren bir üst dil işlevi görüyor ve sosyal/psikolojik bağlar oluşturuyor. Tüm sorun ve çözümler ideolojik zeminde tanımlanıyor.

Ancak İstanbul ve Diyarbakır’dakiler için çevrelerindeki sosyoekonomik ortam, yaşam şartları, aile yapıları, vb. pek çok olgu siyasallaşma düzeylerini, yaklaşımlarını etkiliyor.

İstanbul’daki Alevi, Kürt ve İslâmcı siyaset ve ideolojilere yakın gençler, büyükşehirde yaşamanın etkilerini hissediyor, hızlı değişimden olumsuz etkileniyorlar, hayal kırıklıkları var. Şehir onlara hem özgürlük ve imkân hem de çözülmesi gereken bir sürü sorun getiriyor. Sürekli bir tehdit algısına sahipler. Çevrelerinde ‘düşman’ olarak gördükleri ve ‘ötekine ait’ bir dünya var. Güçlünün karşısında mağduriyet, yabancılık, güvensizlik, dışlanmışlık duyguları hakim. İlk kaygıları, korunma ve kendilerini ayakta tutma. Bu nedenle siyasi değerlendirmeleri de güven/güvensizlik kaygısıyla yakından ilişkili. Hepsinin ortak korkusu, onları çevreleyen düşman tarafından asimile edilmek, melezleşmek, kimliklerini yitirmek… Bu yüzden de kendi küçük dünyalarını kuruyor, kendi kimliklerindekilerle bir arada olabilecekleri mikro mekânlar yaratıyorlar. Diyarbakır’da ise “kimliğini kaybetme” kaygısı yok.

 

Hepsinin ortak korkusu, onları çevreleyen düşman tarafından asimile edilmek, melezleşmek, kimliklerini yitirmek… Bu yüzden de kendi küçük dünyalarını kuruyor, kendi kimliklerindekilerle bir arada olabilecekleri mikro mekânlar yaratıyorlar.


Güven duygusunun karşılığı hemen hepsinde farklı. Rapora göre, bu araştırma için görüşülen, radikal görüşlere sempati duyabilen Kürt gençler, PKK’ya güven duyabilirken, devlete ve iktidara karşı güvensiz. Aleviler ise çok güçlü şekilde ifade edilmese de Batı’ya güven duyuyor, onlar da devlete ve iktidara güvenmiyor. İslâmcılar ise aksine devlete ve iktidara güveniyor ama Batı’ya ve Batı’nın değerlerine güvensizlik duyuyor.

“Türkiye’nin batısı ile ilişkileri yok”

Saha araştırmaları kapsamında Diyarbakır’da görüşülen gençlerde de ayrımcılık, adaletsizlik duygusu çok ön planda. İstanbul hariç Türkiye’nin batısı ile hemen hiçbir ilişkileri yok, böyle bir istekleri de yok. Türkiye’ye bir aidiyet duygusu ile bağlı değiller. Türkiye geneline hâkim olan yaşama biçimi ve yönetim anlayışı çoğu zaman yadırganıyor, gençlerde dışlanma ve aşağılanma duygusu yaratıyor.

Hem Kürt, hem İslâmcı kimliği yansıtan gençlerde bir görüş yelpazesi var, ‘yumuşak’tan ‘sert’e giden… Kürt kimliğini öne çıkaranlarda sertleşme, örgüte yakınlıkla doğrudan alâkalı. İslâmcılardaki sosyal yapılanma daha yatay ve çoğul, sertlik bağlı olunan cemaate göre değişebiliyor.

İstanbul’daki gençler genellikle mücadeleyi daha ‘mikro’ ölçekte, kendi yaşam alanlarıyla sınırlandırıyor. Diyarbakır’dakiler içinse, mücadele ‘makro’ ölçekte, coğrafi alanı ve kimliksel bağlantıları olabildiğince genişletiyorlar. Kürt kimliğini öne çıkaran gençler (Türkiye içinde veya Ortadoğu’daki) Kürt coğrafyasına aidiyet duyuyor, İslâmcı olanlar ise İslâm coğrafyasına veya daha geniş ve muğlak bir tanımla ‘ümmete’.

Diyarbakır’daki gençler için ‘siyaset’ hayatlarının merkezinde, siyasetin gereklerini yerine getirerek kimliklerini pekiştiriyorlar.

Kendine ait dünya isteği

Araştırmaya göre, hemen hepsi ataerkil ve tutucu ailelerde yetişiyor. Bütün gençlerde aileden kopma ve onu ‘aşma’ isteği var. Bağımsızlaşmak, kendi iradeleri ile hayatlarını planlamak, yeteneklerini geliştirmek istiyorlar. İstanbul’daki aileler, Diyarbakır’dakilere oranla daha korumacı.

Kadınlar üzerindeki baskı çok daha yoğun. Araştırmaya göre, kadınlar aileye meşru bir tepki verebilmek için de siyasete yönelebiliyor ve göreceli olarak daha özgür bir ortama geçebiliyorlar. Kadının siyasallaşması, Kürt ve Alevi ailelerde çok daha yaygın.

Sosyal medya gençler için çok önemli, bireyselleşme yönünde en etkili alanlardan biri. Burada çevre baskısı ve beklentisi olmadan tercih ettikleri mecralarda zaman geçirebiliyorlar.

Araştırmada Aleviler ile ilgili bir tespit ilgi çekici. Rapora göre, daha üst sosyal statüde olan Alevi ailelerde, inanç İslâm’ın dışında telakki edilerek, Alevilik daha siyasi bir yaklaşım olarak tanımlanabiliyor. Alt gelir gruplarında ve mahalle yaşamında ise Alevilik İslâm’ın içinde kabul ediliyor ve böylece kültürel yönü ile ortaya çıkıyor. Araştırma, Kürt ve İslâmcı kimliğinde entegrasyon ile kimliğin siyasallaşması arasında ters, Alevilerde ise doğrusal bir ilişkinin olduğuna dair işaretlere dikkat çekiyor.

İyi yaşam koşulları = yumuşak kimlikleşme

Araştırma sonuçları, genelde daha iyi yaşam koşullarının daha ‘yumuşak’ bir kimlikleşme yarattığını ortaya koyuyor. İstanbul’da gençler sınıfsal yükselmeyi, hayat koşullarının iyileştirilmesini istiyor. Oysa Diyarbakır’da bir ‘yükselme’ hevesinden çok, var olan sorunlara vurgu yapılıyor. İstanbul’daki gençler için çözüm daha bireysel olabilirken, Diyarbakır’da daha toplumsal bir nitelik taşıyor.

 

Diyarbakır’daki her şey ideolojiye, siyasete bağlansa da gençlerin bireyselleşme istekleri de çok fazla. Araştırmaya göre, seyahate gitmek, dil öğrenmek istiyorlar.


Ancak özellikle Diyarbakır’daki her şey ideolojiye, siyasete bağlansa da gençlerin bireyselleşme istekleri de çok fazla. Araştırmaya göre, seyahate gitmek, dil öğrenmek istiyorlar.

Bireyselleşme İstanbul’da daha kolay ama daha tehlikeli

İstanbul’da hangi görüşten olursa olsun, bireysel arayışlar mümkün ve kınanmıyor ama Diyarbakır’da hem Kürt hem İslâmcı gençlik içinde siyasal örgütlenmeler, cemaatler çok egemen oldukları için bireysel arayışlar siyasetten ve kimlikten uzaklaşma olarak algılanıyor.

Daha bireyselleşmiş gözüken gençler, hangi siyasi kimliği benimserlerse benimsesinler, şiddete daha mesafeli duruyor.

Kürt siyasi ortamı tek bir örgüt tarafından domine edildiği için Kürt gençlerin önünde dikey ve hiyerarşik bir örgütlenme var. Araştırmaya göre, İslâmcı gençlerin karşısında geniş bir siyaset ve örgütlenme yelpazesi mevcut. Belirli bir cemaate dahil olmuş İslamcı gençler bir arayışın sonucunda bireysel bir tutum alabiliyor.

Diyarbakır’da bireyselleşme daha zor ama olumlu sonuçları daha net zira orada bireyselleşme, sert siyasetten uzaklaşmak demek.

Ancak bireyselleşme imkânlarının çok daha fazla olduğu İstanbul’da, bu yolun sonunun nereye varacağını kestirmek imkânsız. Söz konusu gençlerin daha ılımlı bir yöne veya çok daha radikal bir çizgiye yönelmesi de ihtimal dahilinde.

Şiddetin anlamı herkes için farklı

Hemen hepsi için eylem önemli bir deneyim. Rapora göre, kimlikten bağımsız olarak söz konusu gençler eylem arayışındalar, eylem içinde kimlikleşiyor, kişilik kazandıklarına inanıyorlar. Dolayısıyla eylem onlar için bir bireyselleşme ve özgürleşme aracı.

Şiddetin ise anlamı ve işlevi hepsi için farklı. Araştırmaya göre, radikal görüşlere sempati duyabilen Kürt gençleri için şiddet bir duygu boşalması, var olan ve devam ettiği düşünülen mağduriyete karşı bir varoluş tepkisi. Alevi gençler içinse şiddet bir vicdani sorumluluğun uzantısı, kendi kimliğinin masumiyetini kanıtlama işlevi olan bir yükümlülük. İslâmcı gençler içinse şiddet haksıza ve zalime ders vermenin aracı. Diğer bir deyişle şiddet, araştırma kapsamında görüşülen Kürt kimliğini öne çıkaran gençler için daha ziyade psikolojik, Alevi gençleri için ideolojik, İslamcı gençler için ise siyasi bir işleve ve anlama sahip gözüküyor.

 

Bireyselleşme, Diyarbakır’da daha zor ama olumlu sonuçları daha net zira orada bireyselleşme, sert siyasetten uzaklaşmak demek. Ancak bireyselleşme imkânlarının çok daha fazla olduğu İstanbul’da, bu yolun sonunun nereye varacağını kestirmek imkânsız. Söz konusu gençlerin daha ılımlı bir yöne veya çok daha radikal bir çizgiye yönelmesi de ihtimal dahilinde.


Diyarbakır’da Kürt ve İslâmcı siyasetlere yakın gençler şiddete ilkesel olarak karşı çıkıyorlar ama faydacı bir onaylamadan da uzak değiller. Bu onaylama, gencin yakın hissettiği siyasi çizgi ve onun neresinde durduğu ile alâkalı.

Araştırmaya göre, Kürt kimliğini siyaseten sahiplenen gençler, şiddeti işlevselleştiren bir faydacılığa daha yakın. Yine aynı kesimler için konu daha makro hale geldikçe ve coğrafi anlamda daha geniş bir alanı ilgilendirdikçe şiddetin kabullenilmesi daha kolay oluyor. Yani Suriye’de şiddetin geçerliliği her iki kimlikteki gençlerce de kabul görüyor. Konu daha ideolojik bir zemine oturdukça şiddet zihinlerde normalleştiriliyor.

Şiddet konusunda görüş ayrılıkları da var. İslâmcı gençlere göre, Türkiye’de sivil siyaset esas olmalı ve şiddete ancak çaresiz kalındığında müracaat edilmeli. Kürt kimliğini öne çıkaran gençler ise şiddeti Türkiye’de de ‘kenarda’ tutmak gerektiği ve mücadelede meşru görülebileceği kanısında.

“Gençlerin siyasete müdâhil olacakları bir kamusal alan yaratılmalı”

Saha araştırmalarının değerlendirme raporunu kaleme alan gazeteci ve PODEM kurucu üyesi Etyen Mahçupyan’ın karar alıcılara önerileri de yer alıyor raporda. Mahçupyan’a göre, önümüzdeki dönemde sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisi daha da artacak ve gençler kendilerini küresel ve bölgesel meseleler üzerinden tanımlamaya devam edecek. Hem gençlerin algıları hem de gidişat böyleyken, karar alıcılar gençlerin sorunlarını sorunu kimliksel değil, bölgesel olarak değerlendirmeli; artık genel geçer insan hakları, vatandaşlık hakları, vb. söylemler bu gençler için yeterli değil. Mahçupyan, gençlerin siyasete müdâhil olabilecekleri ya da kendilerini müdâhil hissedebilecekleri bir kamusal alanın yaratılması, buna yönelik araçların çeşitlenmesi ve özgürleşmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Kaynak: Al Jazeera

Bir Cevap Yazın

*