Obama’nın sekiz yıllık karnesi

ABD’nin 44. Başkanı Barack Obama’nın 8 yıllık karnesi, başarıların başarısızlıklarla gölgelendiği vasat bir performans ortaya koyuyor

ABD Başkanı Barack Obama, sekiz yıllık görev süresi boyunca birçok konuda tartışmalı kararlara imza attı. Özellikle sık sık cumhuriyetçilerin hedefindeki isim oldu. İç politikada en fazla tartışılan başlıklar ise sağlık reformu ve göçmen politikalarıydı…

Amerika Başkanı Obama’nın iç politikaya yönelik hamleleri sekiz yıl boyunca ağır tepkilere neden oldu. İç politikada cumhuriyetçilerin Obama’ya en fazla tepki gösterdiği başlıklar ise sağlık reformu ve bireysel silahlanma karşıtı söylemleriydi.

OBAMACARE

Barack Obama’nın görevi süresince uygulamaya koyduğu en büyük icraat 2010 yılında imzaladığı sağlık reformu oldu. Yani bilinen adıyla, Obamacare.

Obama’nın fazla sosyalistleşmekle eleştirilmesine neden olan bu yeni sistem, ülkedeki herkesin zorunlu sigorta yaptırmasını ve beraberinde de sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanmasını sağlamaya yönelikti. İşyeri sigortasına sahip çalışanların işlerini kaybettiklerinde sigortalarını kaybetmeyecek olmaları özellikle işadamlarının tepkisine neden oldu. Üstelik bu durumun ıstıfa ettiklerinde ya da kendi işlerini kurmak için ayrıldıklarında da geçerli olması tepkileri büyüttü.

Obama’nın bireysel silahlanma karşıtı söylemleri ise tansiyonun daha da yükselmesine neden oldu. Amerikan başkanı, bu konuda bir düzenlemeye gidilmesinde kararlıydı. Zira bu yılın başında yayınlanan raporlar ABD’de 2015 yılında 52 binden fazla silahlı saldırı gerçekleştiğini, 13 bin 232 kişinin öldüğünü, 26 bin 681 kişinin de yaralandığını ortaya koydu.

Sivillerin elinde yaklaşık 300 milyon civarında silah olduğu kaydedildi.

Barack Obama, her okul baskınının ardından Beyaz Saray’da basının karşısına çıkarak silah satışlarına ilişkin düzenlenme yapılması çağrısında bulundu. Bireysel silahlanmaya karşı önlemlerin artırılmasını istedi. Ancak cumhuriyetçilerin etkin olduğu bu alanda istediklerini gerçekleştirmedi.

2013 KRİZİ

Ne Amerikan Merkez Bankası’na yönelik hamleleri, ne yaşanan ekonomik sarsıntı, ne de vergiler… Obama’nın yönetimi boyunca hafızalarda en fazla yer eden ekonomik sorun, 2013’te cumhuriyetçiler ile demokratlar arasında yaşanan bütçe krizi oldu. Kriz, tüm ülkeyi derinden etkiledi. Zira ABD Kongresi, 1 Ekim 2013’te bütçe kanunu üzerinde anlaşamadı, ülke iflasın eşiğine geldi.

Ödeneksiz kalarak yetkileri kısıtlanan hükümet zorunlu olmayan tüm federal hizmetleri askıya aldı. Federal hükümete bağlı çalışan binlerce kişi kurumlarının kapatılması üzerine işsiz kaldı. Hükümetin kepenk indirmesi sadece kamu kurumlarında değil, milli parklardan Beyaz Saray’ın harcamalarına kadar hayatın her alanında etkisini gösterdi. Federal hükümete bağlı birçok kurumda hayat durdu. Müzeler, kütüphaneler ve sergi salonları kapandı…

18 bin çalışana sahip Amerikan Ulusal Havacılık Ve Uzay Dairesi NASA’da çalışanların yalnızca 367’si görev yaptı.

Kongre’deki cumhuriyetçiler, hükümetin bütçesini onaylamalarının karşılığında Obama’nın sağlık sigortası girişiminin bir yıl ertelenmesini şart koşuyordu. Uzlaşma sağlanamaması, federal hükümetin hizmetlerini durdurmasıyla sonuçlandı. 2013’teki bütçe krizi 16 gün sürdü.

Borç krizini çözmek üzere devlet hizmetlerini yeniden devreye sokmak ve ülkenin borçlanma limitini yükseltmek için hazırlanan önerge Senato’dan geçti. Oylamaya sunulan önerge 18 hayır oyuna karşılık 81 evet oyuyla kabul edildi. Önerge 3 saat sonra da 285 evet ve 144 hayır oyu alarak Temsilciler Meclisi’nde de onaylandı. Barack Obama’nın da yasaya imza atmasıyla kriz aşıldı…

Krizin Amerikan ekonomisine maliyeti ise büyük oldu. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart And Poors 1 Ekim’de başlayıp 16 Ekim’de sona eren bütçe krizinin ülke ekonomisine zararını 24 milyar dolar olarak hesapladı. Kapalı kalan ulusal parklara yakın bölgelerdeki günlük kayıp, 76 milyon dolara ulaşırken, Washington yönetimi vergi gelirlerinden de milyonlarca dolarlık zarara uğradı.

İSRAİL İLE İLİŞKİLER

Obama, göreve başladığı tarihten itibaren İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile sürekli gerilim yaşadı. İki siyasetçinin yıldızları sekiz sene boyunca barışmadı. Obama ile Netanyahu’nun başlıca gerilim nedeni ise İsrail’in yerleşim politikalarıydı.

Obama, Netanyahu’yu birçok kez yasadışı yerleşimlerden vazgeçmeleri konusunda uyardı. Netanyahu ise bunun mümkün olmadığını belirtti, üstü kapalı olarak Obama’yı eleştirdi.

Obama ise son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında “İsrail, Filistin topraklarını işgal etmeye devam edemez.” ifadesini kullandı. Filistin’deki Yahudi yerleşim yerlerinin endişe verici olduğunu yineledi.

Netanyahu ise Obama’nın ikinci kez başkanlık seçimine hazırlandığı dönemde Cumhuriyetçi kanat ile yakınlaştı. Hatta Obama’nın daveti olmadığı halde ABD’ye gitti.

İsrail’in Washington büyükelçisi Ron Dermer’in, Cumhuriyetçi parti liderleriyle işbirliği içinde organize ettiği sürpriz ziyaret, Obama yönetimi tarafından şaşkınlık ve tepkiyle karşılandı. Ziyaretin Amerikan yönetimini daha da endişelendiren tarafı ise Netanyahu’nun Temsilciler Meclisi’nde yapacağı konuşmanın içeriğiydi.

Obama’nın İran’a ek yaptırımlara karşı duruşuna rağmen, Netanyahu Temsilciler Meclisi’ndeki konuşmasında, Obama’ya muhalif Cumhuriyetçiler nezdinde İran’a ek yaptırımların uygulanması çağrısında bulundu. Bu nedenle, Beyaz Saray yetkilileri İsrail tarihinde ilk kez bir başbakana Washington ziyareti sırasında kapılarını kapalı tuttu. Öne sürülen gerekçe ise İsrail’deki genel seçimlerinin yakınlığıydı.

Ancak Obama, başkanlık yarışını ikinci kez kazandı. Netanyahu’nun Cumhuriyetçi kanattan umduğu destek dört yıllığına daha ertelenmiş oldu. Obama, ikinci döneminde İran ile daha da yakınlaştı. Netanyahu, iki ülke arasında devam eden görüşmelerden rahatsız olduğunu defalarca dile getirdi. İran ile 5+1 ülkeleri arasında yapılan müzakerelerin sonlandırılmasını istedi.

Tel Aviv’in iddiası, İran’ın nükleer bomba yapmaya yetecek kapasiteye ulaştığı ve bu konuda derhal harekete geçilmesi gerektiğiydi. Ancak İsrail’in tüm tepkilerine rağmen Viyana’da nükleer anlaşmaya imza atıldı.

5+1 ülkeleri ile gerçekleştirilen nükleer anlaşma ile birlikte İran Batı dünyası ile ilişkilerini geliştirmeye başladı.

Yıllarca tehdit olarak görülen İran, Batılı ülkelerin ticari ve siyasi ziyaretler yaptığı, dev anlaşmalara imza attığı bir ülke haline geldi.

DIŞ POLİTİKA

Obama dış politikada ise verdiği sözlerin büyük bir kısmını yerine getiremedi. Özellikle Afganistan’daki savaşı sonlandırma, Guantanamo hapishanesini kapatma vaatleri yerine gelmezken Rusya ile yaşanan gerilimde Rus lider Vladimir Putin karşısında pasif kalmakla itham edildi.

Barack Obama’nın başkanlığı boyunca önceliği dış politika oldu. İlk işi, ülkesinin imajını düzeltmeye yönelik adımlar atmaktı. Zira kendisinden önceki Amerikan Başkanı George Bush’un başlattığı savaşlar uluslararası arenada ülkeye yönelik tepkilerin artmasına neden olmuştu. Öncelikle Irak ve Afganistan politikalarını revize etti.

2011’in son günlerinde Amerikan askerlerini Irak’tan çekti. Ardından 2014’te tüm birliklerin Afganistan’dan çekileceğini duyurdu. Zira Obama’nın zafer sözü El Kaide Lideri Usame Bin Ladin’in öldürülmesi ile birçok Amerikalı için büyük oranda gerçekleşmişti. Ancak bugün halen ABD’nin en uzun soluklu savaşının devam ettiği Afganistan’dan Amerikan askerlerini çekemedi.

Söz verdiği gibi Guantanamo hapishanesini de kapatamadı…

ASYA PASİFİK AÇILIMI VE ORTADOĞU

Obama, süreç içinde dış politika hamlelerini Asya Pasifik bölgesine doğru yapmaya başladı. Rusya ve Çin’e karşı bölgedeki ittifaklarını kuvvetlendirerek askeri ağırlığını Asya’da daha fazla konuşlandırma yolunu seçti. Ancak Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler Amerikan başkanı Obama’yı askeri ağırlığını Asya’dan yeniden bölgeye yönlendirmeye zorladı.

Yeni tehdidin adı DEAŞ’tı. Amerikan başkanı, DEAŞ’la mücadele kapsamında hem Irak hem de Suriye’de sahaya ayak basmamaya özen gösterse de kendini bir savaşın içinde buldu.

Arap Baharı’nın kendi başkanlığı döneminde gerçekleşmiş olması da Obama’yı dış politikada daha fazla hamle yapmaya itti. Ancak bu coğrafyalardaki stratejileri de beklentileri karşılayamadı. Başarısızlığını geçtiğimiz yıl itiraf etti.

Obama, başkanlığı boyunca yaptığı en kötü hatanın, 2011 yılında Libya lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki sürece ilişkin plan hazırlamamak olduğunu söyledi.

Libya’ya 2011 yılında yapılan müdahaleyle ilgili yorumunda, Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki güne dair başarısız olduğunu belirtti. “Daha fazlasını yapabilirdik” itirafında bulundu.

İSLAM DÜNYASI İLE İLİŞKİLER

Obama’nın dış politika hamleleri sadece askeri çerçevede olmadı. Göreve ilk geldiği günden itibaren İslam dünyası ile gergin olan ilişkileri düzene koymak için de adımlar attı. Başkanlığının ilk döneminde Müslüman dünyası ile buzları eritmek için bir konuşma yaptı.  Kahire Üniversitesinin bin kişilik büyük salonundaki konuşmayı tüm dünya genelinde televizyonlar canlı yayınladı.

Obama yaklaşık bir saat süren konuşmasında Kur’an, Tevrat ve İncil’e sık sık atıfta bulundu. Müslüman bir aileden geldiğini vurguladı. “Çocukluğumda ezan sesiyle uyanırdım” diyerek Müslümanların kalbini fethetmeye çalıştı.

İslam’ın Amerika’nın bir parçası olduğunu vurgulayan Obama, Kahire konuşmasını “Selamun Aleykum” diyerek bitirdi. Bu yaklaşım, ülkedeki cumhuriyetçilerin tepkisine neden oldu.

Ancak ülke içinde Obama’ya yönelik Cumhuriyetçi kanattan yapılan en sert eleştiri Rusya’ya karşı etkisiz kalmaktı. Ukrayna krizinin ardından başlayan Rusya Batı geriliminde gerekli sertlikte adımları atmamakla suçlanan Amerikan başkanı, yaptırım kararları alsa da hedefteki isim olmaktan kurtulamadı. Putin’e karşı geri planda kalmakla suçlandı…

Aslında eleştiriler, Ukrayna krizinden çok önce, 2010’da Rusya’yla yeni start anlaşmasını imzalamasıyla başlamıştı. Hatta son kazandığı seçim zaferinde rakibi Mitt Romney’e soğuk savaş döneminde çakılı kaldığı suçlaması yöneltmiş, Rusya ile yakınlaşma mesajları vermişti.

Muhafazkarlar bunu Obama’nın en büyük hatası olarak yorumlamış, Obama’yı Rusya’nın isteklerine boyun eğmek ve Amerika’nın güvenliğini tehlikeye atmakla suçlamıştı.

OBAMA’NIN EKONOMİK KARNESİ

ABD’nin 44. Başkanı Barack Obama’nın 8 yıllık ekonomi karnesi, başarıların başarısızlıklarla gölgelendiği vasat bir performans ortaya koyuyor.

Başkanlık koltuğunu yaklaşık bir ay sonra Donald Trump’a devredecek Obama’nın ekonomik vaatlerini ne derece yerine getirebildiği sorgulanıyor.

Obama, genel olarak istihdam artışı, finansal düzenlemeler ve temiz enerji politikalarına yönelik taahhütlerinde başarı sağladı. Ekonomik büyüme, ticaret politikaları ve sağlık reformu açısından tartışmaya açık bir tablo çizen Obama’nın başarısız olduğu alanlar ise gelir eşitsizliğiyle mücadele, vergi reformu ve rekor seviyedeki kamu borcu.

ABD’nin ilk siyahi başkanı olarak tarihe geçen Obama’nın 8 yıllık ekonomi karnesi şöyle:

BÜYÜME: ORTA

Obama, Kasım 2008’de başkan seçildiğinde ABD, tarihin en büyük finansal krizlerinden birini yaşıyordu. Aralarında Lehmann Brothers, Washington Mutual ve BankUnited gibi finans devlerinin bulunduğu onlarca şirketin ardı ardına iflas etmesiyle binlerce kişi işsiz ve evsiz kalmıştı.

ABD ekonomisi, finansal krizin etkisiyle Obama’nın ilk başkanlık yılında yüzde 2,8 küçülerek 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en kötü performansını gösterdi. Obama yönetimi, resesyona çare olması için yaklaşık 800 milyar dolarlık “Ekonomiyi Canlandırma Programı”nı hayata geçirdi. Aynı zamanda, ABD Merkez Bankası Fed, finansal krizin etkilerini gidermek amacıyla politika faizini sıfıra indirdi ve 600 milyar dolarlık varlık alım programını başlattı.

Genişlemeci mali ve parasal politikalarla toparlanmaya başlayan ülke ekonomisi, Obama’nın 2009-2016 arasındaki sekiz yıllık başkanlık dönemi boyunca yılda ortalama yüzde 1,5 büyüdü. Bu performans, ABD ekonomisini resesyondan çıkarmaya yetse de önceki durgunluk dönemlerini takip eden yüksek büyüme oranlarının altında kaldı.

Yeni başkan Trump, bu nedenle seçim kampanyası boyunca Obama’yı, ABD’ye “tarihinin en zayıf iyileşme dönemini” yaşattığı için sık sık eleştirmişti.

Bununla birlikte, yavaş büyümenin Obama’nın politikalarından değil yaşanan finansal krizin şiddetinden, küresel ekonominin zayıflığından ve yapısal değişimlerden kaynaklandığını düşünenler de mevcut.

İSTİHDAM: BAŞARILI

ABD ekonomisi, Obama döneminde 80 aydan fazla süren en uzun istihdam artışıyla yaklaşık 15,5 milyon kişiye iş imkanı oluşturdu.

Finansal kriz nedeniyle 2009 ortalarında yüzde 10,3 ile 26 yılın en yüksek seviyesine çıkan işsizlik oranı, yavaş yavaş azalarak 2016 ortalarında yüzde 5 ile kriz öncesi seviyelere geriledi. İstihdamdaki bu “tarihi” artış, Obama’nın ortalama sayılabilecek ekonomi karnesindeki en büyük başarılardan birini oluşturdu.

Obama’nın istihdam alanında yerine getiremediği taahhüt ise federal asgari ücretin artırılmasıydı. Cumhuriyetçi Kongre’nin engeli nedeniyle federal asgari ücreti artıramayan Obama, Şubat 2014’te yayınladığı Başkanlık Kararnamesi ile federal hükümet çalışanlarının saatlik asgari ücretini 10,10 dolara çıkardı.

GELİR EŞİTSİZLİĞİYLE MÜCADELE: BAŞARISIZ

ABD ekonomisi, Obama döneminde resesyondan çıktı, işsizlik azaldı. Buna karşın, ekonomide elde edilen kazanımlar Obama’nın vaat ettiği gibi eşit bir şekilde paylaşılmadı.

Resmi ve akademik araştırmalar, ülkede son 20 yıldır giderek kötüleşen gelir dağılımı eşitsizliğinin, Obama’nın başkanlık döneminde son 100 yılın en yüksek seviyesine çıktığını gösteriyor.

Allianz Sigorta’nın “Global Zenginlik Raporu”na göre, gelir eşitsizliğini ölçmek için kullanılan Gini Katsayısının en yüksek olduğu ülkelerin başında 80,56 ile ABD geliyor. Ülkede giderek artan sosyal tansiyonunun önemli nedenlerinden birini oluşturan ciddi gelir eşitsizliğinde, ortalama hane halkı gelirinin 2007-2014 arasında sürekli düşüş göstermesi büyük rol oynadı.

Bu negatif göstergeler, Obama’nın orta sınıf odaklı ekonomi politikalarının istendiği gibi işlemediğine işaret ediyor.

FİNANSAL REGÜLASYONLAR: BAŞARILI

Obama, ayrıca, dünya ekonomisini çöküşün eşiğine getiren 2008 finansal krizinin tekrar etmemesi için Wall Street’e yeni düzenlenmeler getireceğini vaat etmişti.

Bu amaçla, çok büyük bankaların Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla kurtarılmaları ve tüketicilerin riskli finansal uygulamalarla suistimal edilmesinin önüne geçilmesi için “Dodd-Frank Bankacılık Reformu” hazırlandı.

Obama yönetimi, Wall Street reformu olarak adlandırılan Dodd-Frank’in 2010 yılında kongreden geçmesiyle büyük bir zafer kazandı.

Reformlar çerçevesinde sermaye piyasası türev araçları, karmaşık piyasa işlemleri ve şirket yöneticilerinin ikramiyeleri hükümetin denetimine tabi tutulmaya başlandı. Uluslararası kuruluşlara göre, Amerikan finans sistemi Dodd-Frank yasası sayesinde geçmişe kıyasla daha istikrarlı ve dirençli hale geldi.

ABD ekonomisinin zamanla güçlenmesi ve finansal istikrar piyasalara da yansıdı. Obama’nın göreve başladığı Ocak 2009’da Dow Jones Sanayi Endeksi 8 bin puan, S&P 500 Endeksi 840 puan ve Nasdaq Teknoloji Endeksi bin 500 puan seviyesindeydi. Son 8 yılda kademeli olarak yükselen ABD endeksleri, bugünlerde rekor üstüne rekor kırıyor. Dün itibariyle, Dow Jones Sanayi Endeksi 18.956 puana, Standard & Poor’s 500 Endeksi 2.198 puana ve Nasdaq Teknoloji Endeksi de 5.368 puana yükselerek, Aralık 1999’dan bu yana en yüksek seviyelerine ulaştı.

TİCARET POLİTİKALARI: ORTA

Obama’nın ekonomi alanında yerine getirebildiği bir diğer vaat ihracatın artırılmasıydı.

ABD Ticaret Bakanlığının verilerine göre, 2009 yılında yüzde 15 azalarak 1 trilyon 588 milyar dolara gerileyen ihracat, bu yıldan sonra istikrarlı şekilde arttı ve 2014’de 2 trilyon 343 milyar dolar ile tarihin en yüksek seviyesini gördü. Ülkenin ihracatı, geçen yıl güçlenen dolar nedeniyle biraz azalsa da Obama’nın göreve geldiği döneme kıyasla artış kaydetti.

Obama, ayrıca, Güney Kore, Kolombiya ve Panama gibi ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları imzaladı.

Buna karşın, Trans Pasifik Ortaklığı (TPP) ve Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nın (TTIP) Obama’nın en büyük hayal kırıklıkları arasında yer alması bekleniyor.

ABD ile Pasifik Okyanusu’na kıyısı bulunan 11 ülke arasındaki ticari sınırlamaları kaldıracak TPP’yi Ekim 2015’te imzalamıştı. Yürürlüğe girebilmesi için tüm üye ülkelerin parlamentolarından geçmesi gereken anlaşmanın ABD Kongresi’nden geçmeyeceği ise artık kesinleşti. Obama yönetimi, Donald Trump’ın başkan seçilmesinin ardından TPP’ye yönelik çalışmaların durdurulduğunu açıklayarak mağlubiyeti kabul etmiş oldu.

Avrupa Birliği (AB) ile ABD arasında üç yıldır müzakere edilen TTIP’in hayata geçemeyeceği de geçen hafta belli oldu. Almanya Başbakanı Angela Merkel geçen hafta Obama ile görüşmesinin ardından TTIP’in Donald Trump’ın başkanlığı süresince tamamlanmasının mümkün görünmediğini belirtti.

VERGİ REFORMU: BAŞARISIZ

Barack Obama’nın 2008 yılında Amerikan halkına verdiği seçim vaatlerinden biri de orta sınıfı kalkındıracak vergi reformuydu. Amerikan şirketlerinin yurt dışında elde ettikleri gelirlere ilişkin vergi ödemelerini sıkılaştıracak, vergi kaçırmayı kolaylaştıran yasa boşluklarını kapatacak ve zenginlere yönelik sermaye ve gelir vergisi oranlarını yükseltecek vergi reformunun, kamu gelirlerini 10 yıl içinde 210 milyar dolar artabileceği taahhüt edilmişti.

Ayrıca, zorunlu emekliliği yasallaştırmaya çalışan ve yıllık kazancı 50 bin doların altında olan yaşlı vatandaşlardan vergi alınmamasını sağlamak isteyen Obama, bu vaatlerini sekiz yıl geçmesine rağmen tutamadı.

Vergi reformu kapsamında vaat edilenlerden sadece düşük gelirli ailelere yönelik vergi indirimleri ve çocuk bakımı için vergi kredileri gibi küçük çaplı düzenlemeler hayata geçirildi.

OBAMACARE: ORTA

Obama’nın yerine getirebildiği vaatlerden bir diğeri sağlık reformuydu. Kamuoyunda “Obamacare” olarak bilinen Hesaplı Sağlık Hizmetleri Yasası, Cumhuriyetçilerin bitmek bilmeyen muhalefetine karşın 2010 yılından itibaren kademeli olarak yürürlüğe girdi.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi verilerine göre, Obamacare sayesinde 40 milyona yakın Amerikalı sigortalandı, ülkedeki sigortasızların oranı ise yüzde 15,7’den yüzde 9,2’ye geriledi.

Diğer taraftan Cumhuriyetçi Parti, Obamacare’e sağlık sigortasını zorunlu kıldığı için bireysel özgürlükleri ve ABD Anayasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle en başından beri şiddetle karşı çıktı.

Obamacare’in sigorta primlerini ve bütçe açığını sürdürülemez seviyelere çıkardığı eleştirileri gün geçtikçe daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.

Tepkiler, ABD Sağlık Bakanlığının, Obamacare kapsamında temin edilen sağlık sigortalarının 2017 yılının başından itibaren ortalama yüzde 25 pahalılaşacağını duyurmasıyla had safhaya ulaştı.

Yeni başkan Donald Trump, seçim sonrası yaptığı açıklamalarda Obamacare’i bir iki maddesi haricinde iptal etmeye kararlı olduğunu gösterdi. Dolayısıyla, başarısı tartışma konusu olan Obamacare, Obama’nın yerine getirdiği vaatler arasında yer almasına karşın uzun ömürlü olmayacağa benziyor.

KAMU BORCU: BAŞARISIZ

Obama’yı eleştirenlerin gündeme sıklıkla getirdiği diğer başlıklar ise yükselen federal harcamalar ve kamu borcu.

ABD Hazine Bakanlığının verilerine göre, Obama’nın başkanlık döneminde kamu borcu 10,6 trilyon dolardan 19,9 trilyon dolara yükseldi.

Federal harcamalar yüzde 10’un üstünde artış gösterirken, bunun önemli bir kısmını Obamacare çerçevesinde genişletilen Medicare (yaşlılar için devlet sağlık sigortası) ve Medicaid (yoksular için sağlık sigortası) programları oluşturdu.

Ekonomistler, Obama’nın, ocak ayına gelindiğinde 45’inci ABD Başkanı’na yaklaşık 20 trilyon dolarlık kamu borcu devredeceğini öngörüyor.

ENERJİ: BAŞARILI

Obama, 2008’deki seçim kampanyası sırasında ABD’nin enerjide dışa bağımlılığının ciddi oranda azaltılacağını vadetmişti. Nitekim, Obama’nın başkanlık döneminde ABD’nin petrol endüstrisinde sıçrama yaşandı. 2008’de “hidrolik çatlatma” ve “yatay sondaj” gibi yeni tekniklere yönelen Amerikan petrol sektörü ülkenin ham petrol üretiminin hızla artmasına yol açtı.

ABD, 2008’de günlük ortalama 5 milyon varil ham petrol üretirken, 2015’te bu miktar nereyse iki katına çıkarak 9,6 milyon varile kadar ulaştı. Obama yönetimi, böylece ABD’nin ham petrolde dışa bağımlılığını yarı yarıya azaltarak, bu konudaki vaadini büyük derecede yerine getirdi.

Yine seçim kampanyasında ABD’nin yenilenebilir enerji kapasitesini iki katına çıkarma ve “temiz enerji” kaynaklarını teşvik etme sözü veren Obama, bu vaatlerinde de başarılı oldu.

Petrol arama ve üretim faaliyetlerine çevresel nedenlerden ötürü bir takım sınırlamalar getiren Obama’yı en fazla zorlayan gelişmelerden biri Kanada’nın ham petrolünü ABD’ye taşıyacak olan Keystone XL petrol boru hattı projesi oldu. Yaklaşık altı yıl boyunca Obama’nın imzasını bekleyen proje, ABD Kongresi’nde üç kez onaylanmasına karşın Obama tarafından her seferinde veto edildi.

Ayrıca, bu yılın nisan ayında ABD dahil 193 ülke tarafından imzalanan, kasım ayında yürürlüğe giren ve dünya genelinde karbon emisyonlarını azaltmayı amaçlayan Paris İklim Anlaşması, Obama yönetiminin en önemli miraslarından biri olarak değerlendiriliyor.

Bir Cevap Yazın

*