Merkel’in sözleri ve AB’nin çöküşü: Nasıl bir fırtına yaklaşıyor?

İbrahim Karagül

İbrahim Karagül

Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül, 1969 yılında Trabzon’un Şalpazarı ilçesine bağlı Sinlice Köyü’nde doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli gazetelerde ve dergilerde dış haberler editörlüğü yaptı. 1995’de çalışmaya başladığı Yeni Şafak gazetesinde Dış Haberler Müdürü oldu. İyi derecede İngilizce biliyor. Evli ve iki çocuk babası. 2012 Temmuz ayında Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni görevini üstlenmiştir.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in; “Artık ABD ve İngiltere’ye güvenemeyiz. Biz Avrupalılar kendi kaderimizi gerçekten elimize almalıyız. Diğerlerine tam bağımlı olduğumuz dönemler belli ölçüde geride kaldı. AB kendi mücadelesini vermeli” şeklindeki sözleri, Avrupa genelinde bir şok dalgası oluşturdu.

Merkel’in sözlerinin bu kadar etkili olmasının sebebi; ilk kez bir Avrupa liderinin bu kadar açık konuşması, Batı’nın kendi içindeki sorunu böylesine net cümlelerle ortaya koyması, İngiltere-ABD ortaklığı ile Kıta Avrupa’sı arasındaki açının ne kadar genişlediğinin resmini çizmesi, Avrupa Birliği projesinin çöktüğünün ve daha çekirdek bir Avrupa’nın inşa edileceğinin habercisi olmasıdır.

Yaklaşan fırtınayı görebilmek

Birkaç aydır, hep bu konuya, küresel ölçekte yeni eğilimlere dikkat çekmeye çalışıyordum. Artık küresel sistem diye bir şey olmadığını, Transatlantik İttifakı’nın dünya düzenini tek başına şekillendirme gücünü kaybettiğini, ABD-Avrupa denkleminin bozulduğunu, birkaç çekirdek ülke arasında yeni bir üst yapı oluşturulmaya çalışıldığını söylüyordum.

Ama bunlar oldukça soyut, ancak dikkatle izlendiğinde görülebilecek, sessizlikte şekillenen gelişmelerdi. Nedense bizim aydınlarımız, siyasetçilerimiz, medyamız, gürültüden beslenir. Oysa gürültü koptuğunda iş çoktan olup bitmiştir. Maharet sessizliği, sessiz eğilimleri izleyebilmek ve yaklaşan fırtınayı kestirebilmektir.

Yeni tür Alman ordusu kurmak

Merkel’in sözleri malumun ilamıdır. Yakında başka liderler de benzer sözler söyleyecek, ülkelerin iradelerini, örtülü güç savaşını daha net cümlelerle ifade etmekten çekinmeyecektir. Çünkü uluslararası sistem inşasına yönelik bütün arayışlar çökmüştür. Birleşmiş Milletler sistemi çökmüştür. Avrupa Birliği projesi çökmüştür. İngiltere’nin ayrılması birliğin çözülme sürecini başlatmıştır.

AB bir Alman projesiydi ve İngiltere ona ilk darbeyi vurmuş oldu. Darbeler ardı ardına devam edecektir. Almanya, AB yerine daha dar ölçekte bir Avrupa projesini hayata geçirmeye çalışacaktır. Avusturya, Macaristan, Hırvatistan gibi Alman ekseni ülkeleriyle yeni bir birlik inşa etmeyi deneyecektir. Kuzey’den sonra Güney Avrupa ülkeleri de AB’den ayrılacak ve o Roma İmparatorluğu projesi tarihe karışacak.

Almanya’nın son zamanlarda “Avrupa Ordusu” adı altında kendi ittifak ordusunu inşa etmeye yönelmesi ve savunma harcamalarını artırması dikkat çekicidir. Almanya kendi çokuluslu ordusunu kurmaya hazırlanırken Alman milliyetçiliğinin patlama noktasına gelmesi kaçınılmazdır.

Ulusüstü ortaklıkların artık etkisi olmayacak

Geleneksel üst yapı projelerinin çok dışında yeni bir eğilim öne çıktı. Birkaç “kurucu ülke” yeni bir şeyler deniyor. Doğu-Batı ekseni dışında, G-7 modeli dışında, daha dar ölçekte bir pazarlık öne çıkıyor. Küresel iktidarı şekillendirecek bu pazarlık nerelere uzanır, henüz bilmiyoruz ama “yeni bir şeyler” denediği kesin.

Arık ulus üstü ortaklıklar, çok katılımlı sözleşmeler, stratejik ortaklık ilişkileri ömrünü tamamladı. BM, NATO, İİT veya ASEAN benzeri ortaklıkların, üst yapıların da ömrü tükendi. Doğu-Batı ekseni ya da ayrışması da keskin bir çizgi oluşturmuyor. Artık hem yerleşik sistemlerin ağır yükünden, hem ulus üstü yapıların hantallığından kurtulmak isteyen bir siyasi irade, perspektif öne geçiyor.

Üç lider rol/model olarak öne çıkıyor

Ne gariptir ki, bu yeni eğilimde demokrasi ve insan hakları gibi değerler etkili olmayacak. Geri plana itilmiş durumda ve kimse de bunları öne çıkarma ısrarında değil. Yeni dönemde güç, kaynaklar ve pazarlar her şey.

Ülkeler ittifaklardan çok kendi tarihsel miraslarına, kimliklerine, ulusal iddialarına sarılacak, bunları öne çıkaracak. Çok sert, keskin bir uluslararası ilişkiler iklimine girdik.

Liderler, karizmatik kişilikler, ülkelerini ve milletlerini iyi yöneten siyasi öncüler belirleyici olacak. Onların tarihi başlayacak. Devletlerin, yerleşik sistemlerin bir adım geride duracağı bir dönem olacak. ABD’deki yerleşik sistemle savaşan Trump, Rusya lideri Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi liderlerin öncülük ettiği bir dönem bu.
Almanya’nın yalnızlaşması..

Merkel, çok akıllıca bir şey söyledi, yeni dönemin kapılarını açtı. O, ABD yerleşik sistemine de mesaj vererek, Trump’ın engellenmesini, böylece liderler çağının başlamadan bitirilmesini istiyor. Ama bunu başaramaz. Merkel, yaklaşmakta olan “Alman yalnızlaşması”nın önüne geçemez.

Trump Amerika’sı ile İngiltere yeni bir arayışa girdi. AB’nin yerleşik sistemi ile ABD’nin yerleşik sistemi buna ne kadar karşı olsa da bir süre sonra boyun eğmek zorunda kalacak. Çünkü yeni eğilim, kısa zaman içinde birçok ülke tarafından benimsenecek.

Almanya-Türkiye kavgasının sebebi

Türkiye ile Almanya’nın arasının açılması, 16 Nisan referandumu öncesi Almanya’nın bir cephe halinde Türkiye’yi vurması, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ne geçişi engellemeye çalışması, bütün muhalefet çevrelerini tek cephede toplaması bu yüzden olabilir. Türk-Alman ayrışmasının gerçek sebebi AB’yi ayrıştıran bu yeni eğilim olabilir.
ABD, Almanya, Rusya ve İngiltere arasında garip şeyler oluyor. Merkel’in açıklamaları, yeni bir kavganın hesaplaşmanın fitilini ateşledi. Daha doğrusu, yaşanan hesaplaşmayı alenileştirdi.

Yeni ittifaklar nasıl kurulacak? Kimler yalnız kalacak? Türkiye bu siyasi iklimde nasıl bir yer edinecek? Konjonktürel ortaklıklar hangi ülkelerde çatışmalara, savaşlara yol açacak?

Şimdilik herkes yalnız. Devamını zamanla göreceğiz…

Bir Cevap Yazın

*