Kuşatma altında Halep’te yaşamak

“Halep’te bombalar, açlık ve hastalıktan sağ çıkmaya çalışmak dışında yapacak bir şeyimiz kalmadı.” Halep’te yaşayan Suriyeli aktivist İsmail Alabdallah, kuşatma altındaki kentteki yaşam mücadelesini anlatıyor.

Sabahları ilk aklıma gelen soru, “Bugün nasıl ekmek alacağım?” oluyor. Yaşadığım şehre yeni bir Rus saldırısı olmasını beklediğim için bu soru kafamı daha da meşgul ediyor.

Ekmeksiz kalmamak için sabah 5’te kalkmak zorundayım. İnsanlar, 70 gün önce kuşatma başladığından beri haftanın sadece üç günü çalışan fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. Her ailenin günde sadece beş somun ekmek alma hakkı var.

Eğer bir aksilik olmazsa saat 6’ya kadar ekmeği almış oluyorum. Fırına varıyorum. İnsanlar kasanın etrafında toplanmış. Kasiyer aynı şeyi tekrarlayıp duruyor: “Beş somundan fazlasını veremem”. “Benim 10 çocuğum var. Kızım dul, onun da üç çocuğu var. Beş somun yetmez ki!” diyor bir kadın. Kasiyer “Bundan fazlasını veremem. Ekmek Dağıtım Komitesi Başkanı’nın talimatı böyle” diye yanıt veriyor. Herhangi bir aksilik yaşamadan bir saatten kısa bir süre içerisinde ekmekleri alıyorum.

Bugünün ilk görevini tamamladım, artık ikinci göreve hazırlanıyorum: Yiyecek başka bir şeyler bulmam lazım.

Gıda ve su sıkıntısı

Halep’in doğu mahallelerinde doğru düzgün yiyecek yok çünkü şehirde sebze veya et üretilmiyor. Daha önce Halep’i kırsala bağlayan yol üzerinden gıda tedarik edebiliyorduk, ama yol üç ay önce kapandı.

Şimdilerde en fazla pirinç, mercimek gibi kuru erzaktan geriye ne kaldıysa onu bulabiliyorsunuz.

Tezgahlarda pek bir şey olmasa da pazar yeri insan dolu. Şu anda bombardıman yok, o yüzden insanlar akıl almaz fiyatlara rağmen ne varsa almaya bakıyor. Eskiden kilosunu 250 Suriye lirasına (1,2 dolar) aldığımız şekerin kilosu şimdilerde 3 bin Suriye lirası (14 dolar).

Ama 3 bin Suriye liranız varsa o parayı veriyorsunuz, çünkü yakın gelecekte şehre yiyecek gelmeyeceğini biliyorsunuz. Rusya tarafından ilan edilen ateşkes sona erdiği anda evinizden dışarı adım atamayacaksınız.

Bir diğer sorun da yemek pişirecek gazınızın olmaması. Bu yüzden ateş yakmak için tahta parçaları aramaya çıkmak zorundayım.

Şehrin doğusunda üç yıldır devam eden bombardıman hemen hemen tüm aileleri etkilemiş durumda. Buradaki 250 bin kişi sürekli bir korku ve kaygı atmosferinde yaşıyor. Bu duyguyu sokakta gördüğünüz ya da evine gittiğiniz insanların yüzlerinden okuyabiliyorsunuz.


Tahta aramaya gittiğim yer, anne babaları tarafından aynı sebeple oraya gönderilmiş çocuklarla dolu. İkisinin konuşmasına şahit oluyorum. Biri “Annem bu akşam ne yemek yapacak?” diye soruyor. Diğeri cevap veriyor: “Dün ve ondan önceki gün ne yaptıysa o!”

Eve gidip ateş yakmak ve bir şeyler pişirmek için çatıya çıkıyorum.

Elektriğin olmaması, bizi sadece tahta aramaya mecbur etmiyor, susuz da bırakıyor. Halep’in doğusunda korkunç bir içme suyu sıkıntısı var. Bu mahallelerdeki su jeneratörleri sadece elektrikle çalışıyor.

Ben şanslıyım çünkü yaşadığım mahallede bir su kuyusu var. Her Perşembe mahalle sakinleri olarak birleşip kuyudan su çıkarıyoruz.

İki saatliğine jeneratör kiralıyoruz. İçimizden biri de jeneratör için mazot getiriyor. Mazot bulmak zor. Öyle ki kimileri plastik ve çöpleri geri dönüştürerek mazot ve benzin üretiyor.

Ama ne olursa olsun her seferinde bir şekilde su çekmeyi başarıyoruz. İçmeye uygun olmadığı halde insanlar bu suyu içiyor çünkü başka seçenekleri yok.

Yemeğimi yedikten sonra yürüyerek bir arkadaşımı ziyaret ediyorum. Yolda okuldan eve dönen çocukları görüyorum. Şehirde halen faal durumda olan okulların çoğu bodrum katlarına taşındı. Yaşadığım mahallede öğretime devam eden tek bir okul var. Yer altındaki on ayrı sınıfta yaşları 6 ile 12 arasında değişen 400 çocuk okuyor. O soğuk, rutubetli bodrumda saatlerce oturmak zorunda kalıyorlar.

Yine de şanslı sayılırlar. Pek çok çocuk günlerini sokaklarda yiyecek için dilenerek geçiriyor. Birçoğunun ailesinin geçimini sağlayan kişi savaşta ölmüş.

Korku ve kaygı atmosferi

Şehrin doğusunda üç yıldır devam eden bombardıman hemen hemen tüm aileleri etkilemiş durumda. Buradaki 250 bin kişi sürekli bir korku ve kaygı atmosferinde yaşıyor. Bu duyguyu sokakta gördüğünüz ya da evine gittiğiniz insanların yüzlerinden okuyabiliyorsunuz.

Elektrik, az sayıda yerde var ve insanların çoğu, cep telefonlarını şarj etmek için buralarda toplanıyor. Bir araya geldiklerinde konu ister istemez ateşkese ve ateşkesin son ermesinden sonra yaşanacaklara geliyor.

Son ateşkes bittiği anda Halep’in doğu mahalleleri her tür silahla bombalandı.

İnsanlar şimdiki ateşkes bitince de aynısının olmasını bekliyor: devrimcileri bölgeden çıkmaya mecbur bırakacak şiddetli bir bombardıman… Tıpkı Deraya’nın da aralarında bulunduğu diğer kurtarılmış mahallelerde olduğu gibi…

Arkadaşlarımla birkaç saat kuşatmayla ilgili sohbet ediyorum. Kuşatma bittikten sonra ne yapacağımızı, koşulları iyice sıkılaştırılan kuşatma kalkmadığı takdirde nasıl hayatta kalacağımızı düşünüyoruz.

Ateşkes kısa bir süre içerisinde sona erecek ve yeni bir bombardıman dalgası başlayacak. Halep’te bombalar, açlık ve hastalıktan sağ çıkmaya çalışmak dışında yapacak bir şeyimiz kalmadı.

İsmail Alabdallah,

Halep’te yaşayan

Suriyeli aktivist ve

Beyaz Baretliler üyesi.

Bir Cevap Yazın

*