Kılıçdaroğlu: Darbe fırsatçılığı yapıldı

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, OHAL sonrası darbe fırsatçılığı yapıldığını, OHAL’in istismar edildiğini savundu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısı’nın TBMM Genel Kurulundaki görüşmesinde partisi adına söz aldı. Kılıçdaroğlu, OHAL sonrası darbe fırsatçılığı yapıldığını, OHAL’in istismar edildiğini savundu. Kılıçdaroğlu, rektör seçimleri, Hazineye ait taşınmaz malların değerlendirilmesi gibi OHAL ile alakası olmayan pek çok düzenlemenin KHK’ler ile uygulamaya sokulduğunu dile getirdi.

“Temel eksikliğin uzlaşma kültürünü kavrayamamaları”

Bütün cumhurbaşkanlarının her zaman parlamentonun önemine vurgu yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, “Demokrasinin mabedi, milli irade kaynağı, halkın oylarıyla seçildik buraya geldik, halkın oylarıyla gitmeliyiz.” dediklerini ifade etti.

Kılıçdaroğlu, temel eksikliğin uzlaşma kültürünü yeteri kadar kavrayamamaları olduğunu savundu.

Gülen örgütünün 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, 16 Temmuz’da yapılan toplantıda 4 partinin genel başkanlarının konuştuğunu, TBMM’nin yayımladığı bildiride demokratik parlamenter sistemin önemi ve parlamenter sistemin bu darbeyi savuşturduğunun yer aldığını aktardı.

Kılıçdaroğlu, konuşmalarında uzlaşma kültürünün önemine değindiğini vurgulayarak, Yenikapı mitinginde, “15 Temmuz’un özelliği var, 15 Temmuz uzlaşma kapısı araladı bize. 15 Temmuz’da artık yeni bir Türkiye var. Bu gücü, uzlaşma kültürünü daha ileriye taşıyabilirsek çocuklarımıza güzel Türkiye bırakırız.” dediğine değindi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 25 Temmuz’da kendisini saraya davet ettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Darbe sonrası parlamentoda bulanan bütün partilerin genel başkanları ortak bildiri imzaladı, darbeye karşı durdular. 4 partiden milletvekilleri, sabaha kadar bombaların altında görev yaptılar. Keşke daveti hiçbir ayırım yapmadan gerçekleştirseydiniz.” dediğini belirtti.

“Yargı bağımsızlığı yok”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan ile görüşmesinde, kendisine göre 2 konuda uzlaşma sağladıklarını belirterek; adalete, adaletin önemine, yargı bağımsızlığının önemine vurgu yaptığını bildirdi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Bugün yargının bağımsız olmadığını, bozulduğunu… Bunu düzeltmemiz lazım, hep beraber düzeltelim. Görüşbirliği sağlandı, bu konuda komisyon kurulması orada ifade edildi. İkinci konu olarak şunu söyledim: 15 Temmuz gecesi 3 asker linç edilerek öldürüldü. Hepimiz askerlik yaptık. Sorumlu olan komutandır, komutan emir verir, o komutanın emrine uymazsanız suç işlemiş olursunuz. Erin, erbaşın ne günahı var? Onların bulunup yargılanması lazım. ‘Evet, doğrudur’ dediler, onların da bulunup yargılanması lazım. Bir süre sonra ‘Anayasa, yargı bağımsızlığı konusunda uzlaşma komisyonu oluşturalım ‘dediler. Biz arkadaşlarımızı görevlendirdik. Ama bu uzlaşma komisyonu iki toplantı ötesine geçmedi. Yeri gelip, bizi zaman zaman ‘Her şeye itiraz ediyorsunuz’ diye suçlarsınız. Uzlaşmayı bozan biz değiliz. Uzlaşmayı bozan, arkada oturan değerli bakanlar, yani yürütme organı. Yargı bağımsızlığı bugün Türkiye’de yoktur. Kimseye anlatamazsınız. Ne yargı bağımsızlığı, birbirimizi kandırmayım. Birisi bir şey söyler, ertesi gün savcısı, hakimi de harekete geçer. Bunun önlemini neden birlikte almıyoruz? Bozan biziz, sorunu çözmesi gereken de biziz. Biz buna hazırız. Çünkü adaletin olmadığı yerde devlet olmaz. Yarın hepimiz adalet isteyeceğiz. Tartışmalarda şundan da özenle kaçınmamız lazım:  Gözaltına alınan veya tutuklananı baştan mahkum ediyoruz. Biz hakim miyiz? Hayır.”

“Yetki alanları içinde görev yapması lazım”

Kılıçdaroğlu, Başbakan Binali Yıldırım’ın, OHAL ile ilgili kanun tasarısı Meclise gelirken, kendisini aradığını, destek istediğini kaydederek, parlamentoda demokrasiyi savunan bir parti olarak destek vermeyeceklerini söylediğini aktardı. Kılıçdaroğlu, son derece saygılı dille telefonları kapattıklarını, Yıldırım’ın kendisine yakışan üslup kullandığını belirtti.

Demokrasi üzerindeki her türlü vesayetin kaldırılmasını savunan bir parti olduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, 16 Temmuz’da yaptığı konuşmada,  “Madem milletin takdiriyle buraya geldik, madem milletin oyu, milli irade çok değerlidir demokrasi üzerindeki vesayete kim olursa olsun, makamı ve mevkisi ne olursa olsun, rütbesi ne olursa olsun bu parlamento asla izin vermemelidir.” dediğini anımsattı.

Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Makamı ve mevkisi ne olursa olsundan kimi kastettiğimi de rütbesi ne olursa olsundan kimi kastettiğimi de gayet iyi biliyorsunuz. Demokrasi üzerinde vesayet olmamalıdır. Herkes anayasal sınırları içinde görev yapmalıdır. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir ama demokrasi mademki bizim ortak paydamızdır ortak paydaya hep birlikte sahip çıkmak zorundayız. Diyeceksiniz ki ‘Demokrasi üzerindeki vesayeti biz de kabul etmiyoruz.’ Arkamda Bakanlar Kurulu var. Bakanlar Kurulunun, her bir bakanın davulu vardır ama ses çıkaracak tokmağı bakanın elinde değildir. Nerededir? Kimse kusura bakmasın, gerçeği söyleyeyim, saraydadır. Bu olmaz. Bunu kabul etmeyiz. Bakanların, yürütme organının, yasama organının iradesine kimse gölge düşürmemelidir. ‘Böyle bir şey yok’ diyeceksiniz. Elinizi vicdanınıza koyarak, bana şu sorunun cevabını verin: Dış politika oluyor, Dışişleri Bakanı değil, saray konuşuyor; ekonomi, tarım, turizm oluyor, saray konuşuyor. Yetkisi, sorumluluğu var mı? Yok. Yetki kimde? Burada. Sorumluluk kimde? Burada. Niye bunlar konuşmuyor, neden susturuluyor? Koltuğuna sahip çıkamayan Türkiye’ye sahip çıkamaz. Herkesin koltuğuna sahip çıkması, herkesin yasaların gereğini yerine getirmesi lazım. Bakanların ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın kendi yetki alanları içinde görev yapması lazım. Aksi halde, parlamentonun iradesine müdahale ediyorlar çünkü bakanların tamamı parlamentoda da aynı zamanda milletvekilidirler. Demokrasiyi ve güçler ayrılığı ilkesini savunuyoruz. Hele hele bir ülkede bakanlar konu mankeni konumuna düşürülüyorsa orada sorunumuz var demektir. “

“Derin gölge düşüren…”

Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuzun kendilerine sağladığı büyük uzlaşma alanını, arenasını kaybettiklerini belirtti.

“Demokrasiyi güçlendirmek için ne getiriyorsanız, ‘evet’ diyeceğiz.” dediklerini, bugün de aynı şeyi söylediklerini vurgulayan Kılıçdaroğlu, halktan daha büyük bir güç olmadığına değindi.

Kılıçdaroğlu, birisi suç işlerse hukuk içinde adalete teslim edilmesi gerektiğini belirterek, işkenceler yapıldığını, işkence fotoğraflarının servis edildiğini öne sürdü. “Türkiye’yi dünyaya rezil etmeye kimin ne hakkı var? ” diye soran Kılıçdaroğlu, eğer bir hükümet işkenceyi savunursa, işkenceden ve adalet dağıtmamaktan yana tavır alırsa, orada Türkiye’nin saygınlığına derin bir gölge düşeceğini belirtti. Hükümetin bunu yaptığını ileri süren Kılıçdaroğlu, “Bu hükümet, maalesef, Türkiye’nin saygınlığına en derin gölgeyi düşüren hükümettir.” dedi.

“Bir çuval inciri berbat ediyor

BM Türkiye Temsilcisi Halit Çevik’in 21 Temmuz 2016’da, BM’ye, “Bizde darbe girişimi oldu. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 13 maddesini OHAL süresince askıya alıyoruz.” diyerek dilekçe yazdığını anlatan Kılıçdaroğlu, Fransa 3 maddeye çekince koyarken, Türkiye’nin 13 maddeye çekince koyduğunu belirtti.

Çekincelerden ikisinin önemli olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, bunların, “Tutulanlara insani biçimde davranmak” ve “adil yargılama” olduğunu anımsattı. Kılıçdaroğlu, “Bir hükümet nasıl olur da ‘Tutulanlara insani muamele yapmayacağım, onlara işkence yapacağım, ey BM bunu bilin’ diyor. Bu benim ağırıma gidiyor. Bu kadar yıldır demokraside kazanım elde edelim diye dişimizle tırnağımızla hep beraber mücadele ederken bir hükümet geliyor, bir çuval inciri berbat ediyor.” ifadesini kullandı.

“Bunların tamamının haberi vardı”

Kılıçdaroğlu, Hükümetin, “Bu terör örgütü öyle bir örgütki bizi kandırdılar, haberimiz bile yoktu. Biz bunlarla sarmaş dolaştık, aynı menzile gidiyorduk. Ama bunlar geldiler, bize ihanet ettiler. Vallahi de billahi de haberimiz yoktu.” demesine inanılmamasını istedi.

Bunların tamamının haberi olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, 25 Ağustos 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, “FETÖ’cü irtica grubu devletin tüm kadrolarında, özellikle de Milli Eğitim Bakanlığı, emniyet teşkilatı ve Türk Silah Kuvvetlerinde kadrolaşmayı, bünyesinde bulunan vakıf, okul, dershanelerde eğittiği gençlerle bir taban oluşturmayı ve kendisine maddi destek sağlayacak sermayeyi oluşturarak, dini ele alarak bir devlet kurmayı esas alan bir strateji geliştirmiştir.” denildiğini, toplantıda Fetullah Gülen cemaatinin himmet paraları topladığının da yazıldığını söyledi.

MGK’nın bunu hükümete bildirme kararı aldığına işaret eden Kılıçdaroğlu, olayın 2007’de gazetelere yansıdığını, dönemin bakanının, “Biz MGK kararını yok hükmünde saydık.” dediğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, devletin istihbarat örgütüne, emniyetine, ordusuna güvenilmediğini, ancak Gülen örgütü üyesine güvenildiğini, sonra da “Bunlar beni kandırdı.” denildiğini savundu. Kılıçdaroğlu, bir hükümeti terör örgütü kandırırsa, o hükümetin ülkeye yararının olmayacağını bildirdi.

Kılıçdaroğlu, “Bu olayın sorumlusu kim? Bank Asyaya para yatıran, oğlunu cemaatin okullarına, dershanelerine gönderen mi yoksa devletin bütün uyarılarına rağmen görmeyen, dinlemeyen, Türkiye’yi bilinçli şekilde, adım adım darbeye hazırlayan bu siyaset mi bunun sorumlusu.?” diye sordu.

“Hükümetten çekilmesini bilmeliler”

Akıncı Üssünde darbeyi yöneten Mehmet Dişli’nin 2011’de tuğgeneral olduğunu, kıta hizmetine gitmesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Kıtada işi yok, Genelkurmayın karargahına gelsin.” denildiğini belirtti. Kılıçdaroğlu, proje yönetim daire başkanlığı kurulduğunu, Dişli’nin kıta hizmetini tamamlamadan buraya geldiğini, 2015’te tümgeneralliğe terfi ettiğini, yine kıtaya gitmesi gerekirken daire başkanlığı için “Orayı tuğgeneral değil, tümgeneral yürütür.” diye yeni kural getirildiğini, Dişli’nin burada kaldığını anlattı.

Kılıçdaroğlu, “FETÖ’nün asıl sorumlusu Mehmet Dişli’yi darbe yapsın diye Genelkurmay karargahında tutan mı yoksa birikimlerini Bank Asya’ya yatıran vatandaş mı?” sorusunu yöneltti.

Askerlerin, “Fetullah Gülenciler var, onları temizlememiz lazım.” demesine rağmen “Hayır temizleyemezsiniz.” karşılığı aldığını öne süren Kılıçdaroğlu, Gülen cemaati üyesi olmayan 3 generalin terfi ettirildiğini, ancak Milli Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın bu kararı imzalamadığını, Meclise, “Cumhurbaşkanı’nın imzalamadığı YAŞ kararları geçersizdir.” şeklinde bir kanun getirildiğini ifade etti.

Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:

“3 general ordudan ayrılır, yerine nasıl olsa 3 FETÖ’cü gelecektir. Çocuğunu cemaatin okuluna veya dershanesine gönderen mi suçludur yoksa YAŞ kararlarında Fetullah Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinenlerin ihraç edilmesini istedikleri halde devreye girip, bunları atmayacaksınız diyenler mi? Hükümeti uyardık, hükümet bu uyarıların hiçbirine uymadı, dikkate almadı. Sorumlu bu arkada gördüğünüz hükümettir ve daha önceki hükümetlerdir. Balık baştan kokar diyoruz. En dipteki adamla, öğretmen, er, erbaşla uğraşıyoruz. Ya komutanlar, ya bu işe yol açanlar, siyasi kulvarı, caddeleri açanlar? Onlara tek kelime yok. Onlar sadece ‘aldatıldık’ diyorlar. Aldatıldıysan namusunla, şerefinle çekilirsin bir köşeye. İnsanlar yeri geldiğinde izzet-i ikbal ile hükümetten çekilmesini de bilmeliler. Bu işin siyasi sorumlusu kim?

Ömer Dinçer’in, ‘Türkiye’de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?’ adlı kitabı var. Başbakanlık Müsteşarlığı yaptığı dönemde olayları anlatıyor. Kitapta, ‘MGK’nın tavsiye kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra konuyu Başbakanımıza açtım ve gelen yazıyı dosyasına kaldırmaya karar verdik. Bu karar metni Bakanlar Kurulunda imzaya açılmadı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Konudan MGK toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı ve onları endişeye sevk edecek bir sonucun doğmamasına özen gösterdik. Bütün toplumsal ve siyasi riski hükümet adına Sayın Başbakanımız, hukuki riski ise ben üstlenmiştim.’ yazıyor. ‘Dönemin Başbakanına ait, riski aldı üstüne’ diyor. Sorumluluk ona aitse, Türkiye’yi bir darbe ortamına taşıyan bu yapı içinde, o kişinin sorumluluğunu ona hatırlatacak makam, mevki, yetkili kim? Allah aşkına bu parlamento ne yapıyor o zaman? Bu Parlamentonun işlevi ne? ‘Biz Kurtuluş Savaşı’nı da yönettik’ diye yeri geldiğinde mangalda kül bırakmıyoruz. Peki, Türkiye’yi adım adım darbeye götürenler hakkında bir şey yapmayacak mısınız? Elinizi vicdanınıza koymayacak mısınız? Çocuklarınıza hesap vermeyecek misiniz?”

Bütün operasyonların intikam duygusuyla yapıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, bir polisin hapse atıldığını, valiliğin özel sektöre yazı yazarak, bu kişinin eşinin de işine son verilmesini istediğini öne sürdü.

Kılıçdaroğlu, “Bu adam hapiste. Çoluk çocuğuna kim bakacak. Bir insana ‘ağaç kökü yesinler’ denilir mi? Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin. Siz kollektif suç yaratıyorsunuz, insanları OHAL uygulamalarıyla perişan ediyorsunuz.” dedi.

“Fişlemeyi darbeciler yapmaz mıydı?”

Suçun şahsiliğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, ancak Fethullah Gülen örgütü soruşturmaları nedeniyle tutuklanan kişilerin eşleri ve çocuklarının da işten çıkarılarak açlığa ve yokluğa mahkum edildiğini savundu.

Bunun bir çeşit fişleme olduğunu, kolektif suç yaratıldığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Fişlemeyi darbeciler yapmaz mıydı? Biz fişleme için bu kürsüde mangalda kül bırakmadık. ‘Fişleme yapamazsınız, insan haklarına aykırıdır, darbeci zihniyetin ürünüdür.’ dedik. Şimdi bütün bu insanlar fişleniyor. Yazık, günahtır. Neyle yapılıyor? OHAL ile yapılıyor. Bugün vicdanen o kanuna neden hayır dediğime bakıyorum da ne kadar güzel bir şey yapmışız. Bu ülkede birilerinin de kalkıp yüreklice demokrasiyi savunması lazım.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, darbe girişimi gecesi Adil Öksüz’ün neden serbest bırakıldığının, bu kişinin kim olduğunun herkes tarafından sorgulanmasını istedi.

Öksüz’ün Akıncılar Üssü’nde yakalandığını, herkesin eline ters kelepçe vurulurken, Öksüz’e böyle bir uygulama yapılmadığını, kimse telefonunu kullanamazken, onun telefonla konuştuğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, bu kişi ile ilgili üç tutanağın da birbirinden farklı olduğunu öne sürdü.

“Buraya niye geldin?” sorusuna, “Kazan’da arsa bakmaya” yanıtını veren üç kişiden ikisinin tutuklandığının, üçüncü kişi olan Öksüz’ün ise serbest kaldığının altını çizen Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Herkesin eli kelepçelenirken bu beyefendi niye kelepçelenmiyor? Üstelik bunun cemaate yakın olduğu devletin arşivlerinde de var. Kaç sefer gidip geldiği de var. Şu sorunun cevabını hükümetten çok açık ve net öğrenmek istiyorum; sizin darbeden önceden haberiniz var mıydı, yok muydu? Daha önce bu soruyu sordum ama cevabını alamadım. Ben bunun cevabını merak ediyorum. Adil Öksüz sıradan bir insan değildir. Adil Öksüz gariban bir adam değildir. Adil Öksüz eğer Akıncılar Üssü’nde darbeyi yönetiyorsa sıradan bir insan değildir. Kontrollü bir insandır. Kim kontrol ediyor Adil Öksüz’ü?”

“Darbe fırsatçılığı yapıldı”

Kılıçdaroğlu, OHAL sonrası darbe fırsatçılığı yapıldığını, OHAL’in istismar edildiğini savundu.

TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın darbe girişimi gecesi parlamentoyu terk etmemesinin, mücadelesini burada yürütmesinin saygıya değer olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Ancak OHAL uygulamalarının, KHK’lerin parlamentonun iradesini suistimal etmesine sessiz kalmamalıydı. ‘Bunları yapmanız doğru değildir’ demeliydi.” şeklinde konuştu.

OHAL kapsamındaki KHK’lerin ülkeyi normalleşme sürecine sokmasının beklendiğini, ancak bunun tam tersine içerikleri açısından bir tırpan gibi ülkenin üzerinden geçtiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, rektör seçimleri, Hazineye ait taşınmaz malların değerlendirilmesi gibi OHAL ile alakası olmayan pek çok düzenlemenin KHK’ler ile uygulamaya sokulduğunu dile getirdi.

Bunun parlamentonun iradesini gasp etmek anlamına geldiğini, tüm milletvekillerinin bu duruma itiraz etmesinin gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, Hükümetin OHAL uygulamalarında yetkisini aştığını öne sürdü.

Kılıçdaroğlu, “Eğer bir organ parlamentonun görevini suistimal ediyor, yetkisini kullanıyorsa önce Meclis Başkanı’nın bu organı uyarması lazım. Davul burada ama tokmak yok. ‘Atın’ diyorlar imzaları hep beraber imza atılıyor. Tıpkı sizin daha anayasa değişiklik metnini görmeden oturup boş kağıda imza atmanız gibi. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir şey yoksa o arkadaşlarınızı uyarın, çünkü televizyonlarda, gazetelerde fotoğraflar çıktı. Eğer böyle bir şey yoksa sözlerimi geri alıyorum. Fakat böyle bir şey varsa bu doğru değildir.” ifadelerini kullandı.

“OHAL ile karşı darbe sürecine girildi”

Kılıçdaroğlu, bir darbe girişiminden geçildiğini, OHAL uygulamaları ile bir karşı darbe sürecine girildiğini iddia ederek, “Bunu Sayın Cumhurbaşkanı söyledi. ‘Halk bu darbeyi karşı darbeye dönüştürdü’ dedi. Halk kanun hükmünde kararname mi çıkardı? Herşeyin faturasını bir yere çıkarmak gibi bir alışkanlık var. KHK’leri siz çıkarıyorsunuz, niye bütün haksızlıkları, hukuksuzlukları halkın sırtına yüklüyorsunuz?” dedi.

Gelinen noktaya ilişkin 12 maddelik değerlendirmede bulunan Kılıçdaroğlu, ilk maddenin OHAL kararnameleriyle TBMM’nin devre dışı bırakılması, iradesinin açıkça istismar edilmesi olduğunu söyledi.

İkinci olarak, bu süreçte kolektif suç yaratılması, açıkça evrensel hukuk kurallarının çiğnenmesi, Türkiye’nin itibarıyla oynanması olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, “Ben Sevgili Peygamberimiz’in Veda Hutbesi’ni hatırlatmak zorunda kaldım. O Veda Hutbesi’ni tarihçiler, tarihin en önemli insan hakları beyannamesi olarak tanımlarlar. Suçun bireyselliğini vurgular orada, ‘Anne, baba, çocuk suçlu değildir.’ der, kim suç işlemişse ancak o yargılanır.” şeklinde konuştu.

Üçüncü madde olarak muhalif medyanın susturulmasını ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“146 gazeteci hapiste. Neden? Bunların darbeyle ne ilgileri var? Yazı yazmışlar. Ben şimdi geriye dönüp soruyorum; Mehmet Dişli’yi siz orada tutarken hiçbir suçunuz yok, adam yazı yazdı diye alıyorsunuz, içeri atıyorsunuz. Türkiye gazetesinden bir gazeteci çıkıyor, altı yedi ay önce, hatta bir yıl önce, Fetullah Gülen cemaatinin nasıl darbe yapacağını, ne zaman toplandıklarını yazıyor. Bir şey yapıyor musunuz? Hayır, hiçbir şey yapılmıyor. Hukukta çifte standart olmaz değerli arkadaşlarım.”

Dördüncü maddeyi, 12 Eylül döneminde dahi cesaret edilmeyen hukuk dışı uygulamalara başvurulması olarak sıralayan Kılıçdaroğlu, beşinci maddenini ise Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, hükümetin BM’ye başvurarak OHAL uygulamasıyla ilgili adil yargılamayı rafa kaldırdığını, tutulanlara insanca davranmayacağını yani işkence yapacağını bütün dünyaya resmen duyurması olduğunu idda etti.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“6. madde; darbe girişiminde bulunanlarla mücadele hukuk zemininden çıkmış, mücadele adeta bir kişinin kin ve öfke nöbetlerine teslim edilmiştir. 7. madde; iş dünyası, sivil toplum örgütleri, sendikalar konuşamaz noktaya getirilmiş, dünyada karşı darbe algısı giderek güçlenir hale gelmiştir. 8. madde; bilim üretim alanı olan üniversiteler susturulmuş, darbe girişimiyle hiçbir ilgisi olmayan yüzlerce akademisyen ya hapse atılmış ya da görevlerine son verilmiştir. 9. madde; yaratılan atmosfer nedeniyle, suçlu suçsuz demeden, araştırmadan hakim her önüne geleni tutuklamıştır. Çünkü tutuklamasa FETÖ terör örgütüyle irtibatlandırılacağı endişesine kapılmıştır. Üzülerek ifade edeyim ki bu endişe Anayasa Mahkemesinde de açıkça görülmüştür.10. madde; şu anda Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Herkes her an tutuklanabilir, gözaltına alınabilir, mal varlığına el konulabilir. 11. madde; Türkiye şu anda bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Hukukun üstünlüğü kuralı çalışmamaktadır. Açıkça söylemek gerekirse Türkiye bir istihbarat devletine dönüşmüştür. 12. madde; güçler ayrılığı ilkesi fiilen çalışmamaktadır. Devlette ve sağlıklı bir demokraside olması gereken denge ve denetleme ağı çalışmamaktadır. Yetkilerin tek elde toplanması gerçeği Türkiye’ye ve demokrasimize ciddi zararlar vermektedir.”

“Halka, lütfu tazminat diye gösteriyorlar”

Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada kendi tarihindeki en ağır yenilgiyi yaşadığını, dünyadaki itibarının sıfırlandığını ileri sürdü.

İktidarın, “Gücümüzü test etmeye kimse kalkmasın” dediğini, ancak gelinen noktada, Orta Doğu’nun kabile şeyhlerinin bile Türkiye’nin gücünü test ettiğini ve çok ağır ifadeler kullandığını söyleyen Kılıçdaroğlu, İsrail ile Mavi Marmara Gemisi konusunda yapılan anlaşmayı da eleştirdi.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“İsrail’le anlaşmayı hepiniz gördünüz. Türkçe metin bu. Türkçe metnin içinde bir İngilizce sözcük var. Niye İngilizce yazıldı diye hiç merak ettiniz mi? Çünkü bu İngilizce sözcük, lütuf anlamına geliyor. ’20 milyon doları lütuf olarak vereceğim, tazminat olarak değil’ diyor. Bu, sizin ağırınıza gitmiyor mu? Benim ağırıma gidiyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler, halka lütfu tazminat diye gösteriyorlar, para alıyorlar. İsrail dik duruyor, ‘Tazminat vermem. Davalardan vazgeçeceksin’ diyor. ‘Emredersiniz’ diyorlar. ‘Davadan vazgeçtin, yetmez, daha sonra bir mağdur, dava açar kazanırsa, onu da sen yükleneceksin’ diyor. ‘Emredersin’ diyorlar. ‘Gazze ablukası kalkacak’ diyorlar, ‘Unutun bunu. Abluka aynen devam edecek’ diyorlar. ‘Emredersiniz’ diyorlar. ‘Yetmez, bizim doğalgazımız, petrolümüz sizin üzerinizden gidecek’ diyorlar. ‘Emredersiniz’ diyorlar. Bu bir teslimiyettir arkadaşlar. Bu kadar ağır bir teslimiyeti Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kimse yaşamamıştır.”

İktidarın Suriye politikasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, yanlış politikalar sonucunda Türkiye’nin Suriye’den Süleymah Şah Türbesi’ni kaçırmak zorunda kaldığını savundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Kasım’da yaptığı bir açıklamada, “Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil” dediğini, 1 Aralık’ta ise “‘Fırat Kalkanı’nın amacı, herhangi bir ülke ya da kişi değil” ifadelerini kullandığını belirterek, “Bu, Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışıyor mu? Benim ağrıma gidiyor, sizin ağrınıza gitmiyor mu? Bu beylerin ağrına gidiyor mu? Ses dahi çıkaramazlar. Böyle bir devlet yönetimi olur mu? Böyle bir devlet yönetimi olmaz.” dedi.

“Ne istişaresi arkadaşlar?”

Kılıçdaroğlu, hükümetin Kıbrıs politikasına da tepki göstererek, “18 adada Yunan bayrağı dalgalanıyor. Niye bir şey yapmıyoruz? Hangi gerekçeyle bir şey yapmıyoruz? Horoz ötse duyuyoruz. Yunan bayrağı var. Ada kimin? Bizim. Ya, niye müdahale etmiyorsunuz? ‘İstişare ediyoruz’ diyorlar. Ne istişaresi arkadaşlar?” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin Kıbrıs’taki egemenliğini güçlendirmesi gerekirken taviz verdiğini, bunun doğru olmadığını kaydeden Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin Kıbrıs için geçmişte bedeller ödediğini, şehit verdiğini hatırlattı.

“Vatandaşın cebinde dolar mı kaldı Allah aşkına?”

Kılıçdaroğlu, yaşanan tüm olumsuzlukların ekonomiye yansıdığını, siyasetteki krizin ekonomik krize neden olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Sayın Başbakan, ‘Doları moları boş verin, dolarla ne işimiz var?’ diyor. Köprüden geçiş dolarla, mercimek getiriyorsun dolarla, doğal gaz geliyor dolarla, petrol geliyor dolarla, AVM’de kiralıyor esnaf işyerini dolarla. Sayın Cumhurbaşkanı da dolar bozdurma konusunda çağrı yapıyor. Kendisinin Albaraka Türk’te 200 bin doları var, bunu bozdurdu mu? Merak ediyoruz. Banka dekontunu gönderirse çok mutlu oluruz. Esnafın cebinde, vatandaşın cebinde dolar mı kaldı Allah aşkına? Sanki dolarla yatıp kalkıyoruz biz. Yok öyle bir şey arkadaşlar. Esnaf kampanya açıyor, ‘Kim dolar bozdurursa gelsin, bedava tıraş edeceğim’ diye. Kimin cebinde dolar var? Bakın, ben şu açık çağrıyı bütün siyasi liderlere yapıyorum; Ben dahil hepimiz servetlerimizi oturup açıklayalım. Kimin doları var, kimin doları yok, kim Türk lirasına inanıyor, kim dolara inanıyor. Ben birikimimi dolara yatırmadım ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı birikimini dolar olarak tutuyor. Evet, tutuyor. Nerede? Albaraka Türk’te.”

“Nasıl olsa bütün aktarmaları Maliye Bakanı yapıyor…”

Kılıçdaroğlu, konuşmasında bütçenin Anayasa ve İçtüzük’e aykırı olduğunu da iddia etti.

Anayasanın 163. maddesinde “Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararnameyle dahi bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez” dendiğini ifade ederek, “Biz bıraktık hükümeti bütün yetkileri Maliye Bakanına veriyoruz, istediği ödeneği alıyor, istediği yere veriyor. Olur mu bu? O zaman bu parlamentonun iradesi nedir? Getirsinler bütçe toplam rakamlarını, üç gün görüşelim, nasıl olsa bütün aktarmaları Maliye Bakanı yapıyor, ne gereği var?” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin maliyetini çok defalar farklı ortamlarda ilgili kişilere sorduklarını ancak yanıt alamadıklarını belirten Kılıçdaroğlu, “Hiç kimse bilmiyor. Peki, hiç kimsenin bilmediği bir bütçeye, bir büyüklüğe biz niye evet diyeceğiz ve hangi gerekçeyle evet diyeceğiz?” diye sordu.

Kılıçdaroğlu, iktidar milletvekillerinden Külliye’nin maliyetini sorgulamalarını istedi.

Konuşmasında Meclis Başkanı Kahraman’a seslenen Kılıçdaroğlu, milletvekillerinin soru önergelerine yanıt verilmediğini, bunun parlamentonun itibarını zedelediğini söyledi.

İktidarın ekonomi alanındaki uygulamalarını da eleştiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Bir hükümet kendi vatandaşına tuzak kurmaz. 16 Haziran 2009, bir kararname çıkardılar, kararnameye göre, döviz geliri olmayana dövizle üzerinden borçlanma hakkı getirdiniz. Şimdi dolar almış başını gidiyor. Vatandaşa dönüp diyorsunuz ki; ‘Cebinizdeki doları bozdurun’ Adamı dolarla borçlandırmışsınız. Dolar karşısında Türk lirasının bir kuruşluk değer kaybının maliyeti 2 milyar 100 milyon lira. Fellik fellik dolar bozduracağız. Nereden bozduracağız doları, nereden yapacağız bunu? Kimde var bu dolarlar? Nerede vardı? Gayet net hatırlarsınız, ayakkabı kutularına istif edilmişti. Onlara söyleyin, ‘Getirin dolarları, bozdurun’ diye. Hani diyorlardı ya ‘Oğlum, paraları bozdurdun mu?’ Götürsün, bozdursun, itiraz eden mi var? İtiraz eden yok.”

Anlattıklarının iktidarın hoşuna gitmediğini, ancak tarihe not düşmek için bu eleştiri ve uyarıları yapmak zorunda olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, uzlaşmanın, güçler ayrılığının korunmasının önemine işaret etti.

Birleşimi yöneten Meclis Başkanı Kahraman, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını tamamlamasının ardından, yanıtlanmayan soru önergelerine ilişkin eleştirisine işaret ederek, “Konuşmanız sırasında bahsettiğiniz soru önergeleri hakkındaki araştırmamı yapacağım ve zatıalinize bilgiyi ulaştıracağım inşallah.” dedi.

Bir cevap yazın

*