Kentler teröre karşı nasıl daha güvenli hale gelir?

Şehirleri terör tehdidine karşı daha güvenli kılmak için alınabilecek önlemler var. Öncelikle kısa vadede, kent merkezinde yayalaştırmalar arttırılmalı, kent mobilyaları kentteki yurttaşların güvenliğini arttıracak şekilde yeniden düzenlenmeli.

Küreselleşme sürecinin kaçınılmaz sonuçlarından birisi de, kentlerin tüm çatışmaların ve saldırıların da odağı haline gelmesi. Alışılageldik güvenlik önlemleri ve kolluk kuvvetleri, bilişim teknolojisinin karanlık yanına geçmiş yeni tehditleri algılama ve önleme konusunda tüm çabalara karşı yetersiz kalıyor.

Dünyadaki örneklere bakıldığında bu yeni durum karşısında zorlu bir mücadeleye girişilmesi gerektiği anlaşılıyor. Mücadelenin uluslararası politika, ulusal güvenlik ve istihbarat önlemlerinin yanı sıra mekânı ve kentlerin yapısını da kapsayan bütüncül bir şekilde yürütülmesi artık yaygın kabul görüyor.

Ortaya çıkan yeni tehditler, kentlerde sadece kolluk kuvvetleri tarafından değil, kent yönetimleri tarafından da alınması gereken bütüncül önlemlerin varlığını gündeme getiriyor.


Ancak bu yapılırken de kentleri ve toplumları içine kapanmaya zorlayan aşırı baskıcı ve sert önlemler alınmasının hem insan hak ve özgürlükleri açısından sorunlar yaratacağı, hem de tam da terörün kitlelere korku salma ve paralize etme amacına hizmet edeceği biliniyor. Yine de öğrenilen dersler, giderek yoğunlaşan bir saldırı dalgası altında kalan Türkiye için bugüne kadar düşünülmemiş konulara dikkat çekme potansiyeli taşıyor. Bunların başında da kentlerin teröre karşı nasıl daha güvenli ve dayanıklı hale getirileceği geliyor.

Türkiye’deki kentler son beş yıldır çok ciddi terör saldırıları ile karşılaşmaya başladı. Bu saldırıların konumu, etki alanı ve verdiği zarar da giderek artıyor. Özellikle son altı ayda başkent Ankara’da sırasıyla Gar’da, Devlet Mahallesi’nde ve Güvenpark’ta gerçekleşen saldırılar toplumda çok ciddi bir güvenlik bunalımının ortaya çıkmasına sebep oldu. Toplumun tüm kesimlerinde bu güvenlik zafiyetlerinin nasıl giderileceği ve terör olaylarına nasıl engel olunacağı tartışılıyor. Tartışmalar genellikle Türkiye’nin uluslararası politikadaki hataları, Ortadoğu’da gelinen nokta ve beraberlik söylemleri üzerinde yoğunlaşıyor.

Oysa gözden kaçan en az istihbarat kadar önemli bir konu daha var: Kent merkezlerimizde ve kamusal alanlarımızdaki tasarım, düzenleme ve alınan güvenlik önlemleri arasındaki yakın ilişki…

“Dayanıklı” ya da “savunan” kentler

Tüm dünyada artan terör önlemleri ve yaygınlaşan düşük yoğunluklu savaş ortamları sebebiyle kentlerin nasıl daha güvenli hale getirileceği önemli bir tartışma konusu haline geldi. Bu anlamda “dayanıklı kent” ya da “savunan kent” kavramları kullanılıyor. Bu kavramlarla kentlerde yaşayan insanları iç ve dış tehditlerden koruyan önemli savunma ve koruma işlevlerinin yerine getirilmesi ifade ediliyor. Çünkü ortaya çıkan yeni tehditler, kentlerde sadece kolluk kuvvetleri tarafından değil, kent yönetimleri tarafından da alınması gereken bütüncül önlemlerin varlığını gündeme getiriyor.

Peki, nedir bu tedbirler?

Özellikle kentlerde kamusal alanların yeniden düzenlenmesi yoluyla güvenliğin arttırılması için çaba harcanması önem kazanıyor. Avrupa şehirlerinde, son yirmi yıldır kent merkezlerinde ve kentsel kamusal alanlarda yapılan düzenlemeler bu çabaların sonuçlarıdır.  Londra’da oluşturulan “çelik kuşak” uygulaması, İrlanda’da Belfast kentindeki kamusal alan düzenlemeleri, Madrid’deki yayalaştırma uygulamaları bu çabalara önemli örnekler olarak gösterilebilir. Bu düzenlemelerde öncelikle kentte güvenliğin arttırılması için bir tasarım eylem planı hazırlanır. Bu eylem planına göre kent mobilyaları çelik ve betonla güçlendirilmiş koruyucu elemanlar halinde yeniden tasarlanır, toplu taşıma aktarım noktaları birden fazla noktaya dağıtılır, kent merkezine araç girişi büyük ölçüde sınırlandırılır, yaya bölgelerinin kapsamı genişletilir, patlamalardan yurttaşları koruyacak sık ağaçlandırma, bariyerleme çalışmaları yapılır.

Bu örneklere bakıldığında öncelikle kısa, orta ve uzun vadeli bir stratejinin oluşturulduğu, kısa vadede kent mobilyalarının kentteki yurttaşları saldırılara karşı koruyacak şekilde yenilendiği, orta vadede taşıt erişiminin denetim altına alındığı, uzun vadede transit trafiğin by-pass edilerek uzaklaştırıldığı ve kent merkezlerinin ağırlıklı olarak yayalaştırılmış hale getirildiği görülüyor.

Bu açıdan dünyada kentlerin teröre karşı güvenli hale getirilmesinde uygulanan “önleyici kent” yaklaşımlarının getirdiği beş ayrı uygulama stratejisinden söz edilebilir.

·         Örtülmüş Mekân: Kentteki kamusal mekânların ve toplanma alanlarının terör saldırılarının doğrudan hedef alınamayacağı şekilde görsel gizleme altına alınması.

·         Kaygan Mekân: Kentteki kamusal mekânların dolaylı bir şekilde erişilebilecek biçimde tasarlanması.

·         Pütürlü Mekân: Kentteki kamusal alanlarda patlama ve terör olaylarına karşı önleyici elemanlar yerleştirilmesi, denetim noktaları oluşturulması

·         Dikenli Mekân: Kentteki kamusal alanlarda terör davranışlarını zorlaştıracak şekilde kent mobilyalarının yeniden ele alınması

·         Gergin Mekân: Kentteki kamusal alanların etkin gözetim araçlarıyla sürekli izlenmesi

Türkiye’de durum ne?

Ülkemizde kentlerde alınan güvenlik önlemlerinin daha çok “gergin mekân” stratejisine uygun olduğu anlaşılıyor. Kentlerde kamusal mekânlarda kolluk güçlerinin ve güvenlik kameralarının sayısı arttırılıyor. Ancak, yapılan araştırmalar, gözetime dayalı olarak alınan önlemlerin kentlerde teröre karşı korkuyu azaltmadığını, bilakis arttırdığını gösteriyor. Esas olarak kentlerin teröre karşı daha güvenli ve dayanıklı hale getirilmesi için kentsel tasarım ve planlama ile yapısal önlemlerin alınması gerekiyor.

Kentsel kamusal alanlara terör olayları öncesi ve sonrasında acil durum ekiplerinin erişimini kolaylaştıracak, yurttaşların tahliyesini sorunsuz sağlayacak koridorların oluşturulması şart.


Başkent başta olmak üzere, Türkiye’de kentlerde son yirmi yılda yoğunlaşan iki düzenleme biçimi ise bu önlemlerin tam tersine bir durum oluşturuyor. Öncelikle kent merkezi ve kent merkezinde bulunan kamusal alanlar, otomobil odaklı bir ulaşım anlayışıyla transit trafiğe açılmış durumda. Öyle ki, kent merkezinde bulunan tüm kamu kurumları, alışveriş merkezleri ve kamusal alanlar, bombalı araçların kolaylıkla erişebileceği bir hale gelmiştir.

İkinci olarak, kent merkezlerinde bulunan kamusal alanların azaltılması ve var olanların da tasarımlarında güvenlik unsurunun hiç dikkate alınmaması, olası terör eylemlerinin etkisini arttırıyor. Yan yana, hiçbir tasarım ve güvenlik önlemi alınmamış toplu taşıma durakları, kapasitesi üzerinde kullanılan bekleme alanları, terör olaylarında zarar gören insan sayısının ne yazık ki artmasına sebep oluyor.

İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır gibi büyükşehirlerde, bugün itibariyle yapılacak düzenlemeler etkili olabilir mi?

Evet, terör olaylarının şok etkisi geçtikten sonra kentsel bağlamda akılcı biçimde üzerinde düşünülmesi gereken önemli düzenlemeler var. Bu önlem paketinin özellikle Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyük kentler için oluşturulması ve yürürlüğe sokulması terör zararlarının azaltılmasında yaşamsal öneme sahip.

Peki, şehirlerimizi terör tehdidine karşı daha güvenli kılmak için neler yapılabilir? Öncelikle kısa vadede, kent merkezinde yayalaştırmalar arttırılmalı, kent mobilyaları kentteki yurttaşların güvenliğini arttıracak şekilde yeniden düzenlenmeli.

Orta vadede, kent yönetimleri, kentleri teröre karşı dayanıklı hale getirmek için bilinçlenmeli, üniversitelerle ve sivil toplum örgütleriyle işbirliğine giderek kentlerin güvenli tasarımı konusunda birer eylem planı oluşturmalı. Yine orta vadede kent merkezindeki yoğun kullanımlar ve aşırı yoğun toplu taşıma aktarım istasyonları dağıtılmalı, daha yaygın bir ağa dönüştürülmeli. Kent merkezleri aşırı yoğun transit trafiğe kapatılmalı, yaygın yayalaştırma çalışmaları yapılarak yaya bölgelerinin sayısı ve kapsamı genişletilmeli. Merkezlere toplu taşıma ile erişimin arttırılmasında fayda var.

Uzun vadede ise kentsel kamusal alanlara terör olayları öncesi ve sonrasında acil durum ekiplerinin erişimini kolaylaştıracak, yurttaşların tahliyesini sorunsuz sağlayacak koridorların oluşturulması şart. Buna yönelik olarak kent merkezlerinin ve kamusal alanların plan ve tasarımlarının yeniden ele alınması ise kaçınılmaz.

Ama belki de en önemli ilk adım, bu konuda yapılabilecek bir şeyler olduğunu kabul etmek ve kentlerimizi bu tehdide karşı düzenlemek için harekete geçmek.

Savaş Zafer Şahin,

ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun olduktan sonra Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ankara İl Özel İdaresi’nde şehir plancısı ve proje yöneticisi olarak çalıştı, birçok önemli projede yer aldı. Dahil olduğu ve yönettiği projelerle şehir planlama, kentsel tasarım ve yönetim alanlarında uluslararası ve ulusal ödüller aldı. İngiltere The University of Kent’te ve ODTÜ’de yerel siyaset ve yerel yönetimler konuları üzerine iki yüksek lisans çalışması yaptıktan sonra doktora tezini Ankara kentinde kent planlama-siyaset ilişkisi ve enformel çıkar ağları üzerine yazdı. Halen Ankara’da Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde görev yapıyor.

Twitter’dan takip edin: @szafersahin

Bir Cevap Yazın

*