Kanal İstanbul bölgeyi nasıl etkiler?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2011 yılında ‘Asrın projesi’ olarak tanıtılan ve kamuoyunda ‘çılgın proje’ olarak da anılan Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin tartışmalar hız kesmiyor. Hükümetin ‘su yolu güzergahında kentsel dönüşüm de yaparak modern yaşam alanı sağlamayı’ ve ‘Boğaziçi üzerindeki gemi trafiğinden kaynaklı yükü ve tehlikeli madde taşıyan gemilerden kaynaklı riskleri azaltmayı’ amaçladıklarını söylediği proje, şimdiye kadar getirebileceği çevresel veya ekonomik sorunların yanı sıra, olası bir depremde bölgede yaratacağı risklerle de gündeme geldi. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, projenin güzergahının çevresel koşullar ile maden alanlarını, sit alanları, hassas alanları, yer altı ve yer üstü toprak ve su kaynakları ayrıca kanal uzunluğu, kamulaştırma gibi etkenler çerçevesinde de dikkate alınarak belirlendiğini ve kanal güzergahı boyunca tek bir yer altı sularının bulunmadığı tespit edildiğini söylemiş olsa da projenin özellikle deprem halinde getirebileceği riskler ve çevresel sorunlar halen muhalefetin projeye ilişkin soru işaretlerinin başını çekiyor. Ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) çok sayıda yetkili, projenin ‘yaratacağı çevre kirliliği ve deprem anındaki riskler’ sebebiyle projenin iptal edilmesini talep ediyor. Çeşitli şehir planlamacıları ise en büyük zararın İstanbul’u besleyen yer altı su kaynaklarına yönelik olacağına işaret ediyor.

‘KANAL İSTANBUL’UN GÜVENLİĞE ETKİLERİ TARTIŞILMIYOR

Sputnik’e konuşan uzmanlar ise güvenlik başta olmak üzere projenin beraberinde getirmesi muhtemel bölgesel problemlere işaret ediyor. Bu isimlerden ilki olan emekli Büyükelçi Onur Öymen “Kanal İstanbul projesiyle ilgili yapılan açıklamalarda işin teknik ve ticari boyutu gündeme getirilirken konunun siyasi boyutu geri planda kalıyor. Bu proje için nasıl bir rejim öngörüldüğü ve projenin Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile nasıl bağdaşacağı gibi konular henüz açıklığa kavuşmadı” dedi.

Projenin güvenliğe etkilerinin de tartışılmadığının altını çizen Öymen “Güvenlik meselesine geldiğimizde, tarih boyunca Süveyş Kanalı, Panama Kanalı gibi bir çok kanal özellikle savaş zamanlarında çok büyük sorunlar yarattı. Bu yüzden böyle bir projenin Türkiye’nin güvenliği açısından ne anlama geldiği enine boyuna tartışılmalı ve daha ihtiyatlı adım atılması lazım diye düşünüyorum” dedi.
Projenin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni ortadan kaldırmadığının altını çizen Öymen “Böyle olsa bile yine de bu konuya açıklık getirilmesi şart” diye ekledi.

‘KARADENİZ DE OLUMSUZ ETKİLENECEK’

Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam ise projenin ekolojik denge açısından yaratacağı sorunlara ve bunun bölge ülkeleri üzerindeki etkisine işaret etti. Sputnik’e yaptığı açıklamasında Saydam “Bu proje, Marmara’nın ekolojisini değiştirecek; Marmara da Karadeniz ile Akdeniz arasında geçişi sağladığı için bu durumdan eninde sonunda Karadeniz de etkilenecektir” ifadelerini kullandı.

Saydam “Bu projenin olumsuz sonuçlarını önce biz görecek olsak da zaman için de Karadeniz de benzer bir durumla karşı karşıya gelecek. Çünkü böyle projeler yapılırken, bunun geri dönüşünün olmayacağı değerlendirmeli ve etkiler 5-10 veya 100 yıl gibi sürelerle kısıtlanmamalı. Biz başından beri bu projenin yapılmaması gerektiğine işaret ettik ama yapılıyor” dedi ve şöyle devam etti:

“Eğer anoksik dediğimiz oksijensiz ortam oluşursa bu çok riskli olur. Zira Marmara’nın alt tabakası Karadeniz’e doğru akıyor; boğazın da belli kısımlarında bu tabaka üst suyla karışıyor. Eğer oksijensiz bu tabaka, üst suyla karışırsa, balıkların göç yolları etkilenir. Karadeniz’deki balıklar Marmara ve Ege etkileşimi içinde göç ettikleri için bu hayvanların önüne set çekmiş olursunuz. Ayrıca proje suyun tuzluluk seviyesini de etkiler. Bu 3000-4000 yılda oluşmuş bir tuzluluk değişimi. Yani, binlerce sene içinde kurulmuş bir tuzluluk dengesini kısa zamanda değiştirirsiniz ve bu da pek hayırlı olmaz.”

Bir Cevap Yazın

*