Hocamın intikamı ağır olacak

“Yatık Kemal” bir günde “Kancı Kemal”e dönüştü ama randıman vermedi. Aynı gün içinde konuşulup tüketildi, nesini konuşacağım.

Eskiden daha dayanıklıydı, fena da çalışmazdı.

Şimdi öyle değil, dokunuyorsunuz, bir iki gidiyor, sonra duruyor; yürümüyor yani.

La teşbih, yolda kalınca vurdurup giden araçlar misali. Lakin bu iki dakka gitmiyor, yarı yolda yine duruyor. (Hep aynı muameleyi görecek ki yürüsün, başka çaresi yok.)

Bundan olsa gerek kimi zaman, “Aile Bakanı birilerinin önüne yatmış konuşmuyor…” diyerek “Yatık Kemal” oluveriyor; kimi zaman da “Başkanlığı kan dökmeden getiremezsin” diyerek “Kancı Kemal.”

Kana bu denli aşermesinde ikide bir Kandil’den CHP’ye yapılan işbirliği teklifinin katkısı nedir, bilmiyorum.

Benim bildiğim şudur: Ne kadar tırmalarsa tırmalasın, hangi hale girerse girsin yine de dayanmıyor.

Dayanmadığı gibi gitgide acıklı bir hal alıyor.

Şu hale bakın: “Davutoğlu’na hakkımı helâl ediyorum” demişti, şimdi kalkmış, “Başkanlığı kan dökmeden getiremezsin” diyor.

Hayır yani, Davutoğlu başkanlık sistemini istemiyor muydu da ona hakkını helâl ederken, milleti kanla tehdit ediyorsun?

Algı faaliyetine güvenmese elbette gündüz gözüyle bu denli tozutmazdı. Nasılsa müstevliler ve taşeronları arkasında…

Baykal’a kaset komplosu hakkında çağrıldığı halde ifade vermeye gitmeyecek kadar da aymaz.

Adaletten kaçmak niye? Neden korkuyorsun? CHP Genel Başkanı koltuğuna nasıl çöktüğünün anlaşılmasından mı?

Madem defon yok, git konuş…

Nâçizâne yazımıza başlarken “nesini konuşacağım” dedim, elime yapıştı kaldı sanki, ama inanın artık hiç zevk vermiyor, ikrah ettim.

Bugünkü yazı yolcuğumuzda, orta mektepte “sosyal bilgiler” hocam Şenol Güneş’i, yani Beşiktaş Teknik Direktörünü konuşmak istiyorum.

Evvela 95-96 sezonuna dair minik bir fasıl geçerek başlıyayım.

Avni Aker’de şampiyonluğu belirleyecek Trabzonspor–Fenerbahçe maçı oynanıyordu. Fenerbahçe beraberlik golünü atınca (kaybedeceğimiz içime doğdu) bir grup arkadaşla izlediğim maçı yarıda bırakıp eve koştum.

Kapıları pencereleri sıkıca kapattım. Hiçbir ses duymak istemiyordum. Bir yandan da bir mucize olur mu diye kulağım kirişteydi: Acaba bir bağırtı duyar mıydım, “Şampiyon Trabzon” diye.

O ses duyulmadı.

Trabzonspor’un başında Şenol Güneş vardı.

Ali Şen’in psikolojik harp mesabesindeki baskısı sonuç vermiş, Trabzon’a korkunç bir sis çökmüş, dünyamız yıkılmıştı. İntihar edenler bile olmuştu diyeyim de varın gerisini siz hesap edin.

Şenol Güneş’li Trabzonspor 2004 – 2005 sezonunda yine haksızlığa uğratıldı. Bahsi diğer, uzatmayalım. Şampiyon yine Fenerbahçe oldu.

Trabzonspor 2009–2010 sezonu yarışta değildi. Son düzlüğe geçilmişti. Bursa Beşiktaş’la, Fenerbahçe de Trabzonspor’la kader maçına çıkmıştı. Trabzonspor o sezon Türkiye Kupasını aldığı için erken tatile çıkmıştı. Futbolcular adeta tatilden toplanmış Şükrü Saraçoğlu’nda Fenerbahçe karşısına çıkartılmıştı. Hocam yine Trabzonspor takımının başındaydı. Ve tabiri caizse, şampiyonluk kupasını Fenerbahçe’den alıp Bursa’ya vermişti.

Fenerbahçe için korkunç hüsrandı. Hele yanlış anons nedeniyle taraftarlarının (şampiyon olduklarını sanarak) sahaya inmesi tam anlamıyla dramdı.

Fenerbahçe’nin TFF tarafından şampiyon ilan edildiği ama Şampiyonlar Ligi’ne Trabzonspor’un çağrıldığı 2010-2011 sezonunu konuşmaya sanırım hiç gerek yok, herkes neyin nasıl olduğunu biliyor.

Sonuç şudur: Kaleciliği döneminde 6 kez şampiyonluk kupası kaldıran hocama teknik direktör olarak kupa kaldırmayı çok görmüşlerdi.

Hocam yılmadı, yıkılmadı, vaz geçmedi; 2015-2016 sezonunda Beşiktaş’ın teknik direktörü oldu.

Ve yarın akşam büyük bir aksilik olmazsa şampiyonluğunu ilan edecek.

Geçenlerde hocamla uzun uzun sohbet ettik, yemek yedik, hülasa, hasret giderdik.

Bütün Trabzonsporlular bu sezon senin için Beşiktaş’ın şampiyon olmasını istiyor hocam, dedim, gözlerinin içi güldü.

Hocam yarın akşam kendisini haksızlığa uğratanlarla da ödeşmiş olacak.

Kutlu olsun…

Bir Cevap Yazın

*