Halep ve sonrası: Esed için gerçek bir zafer mi?

Esed rejimi “Küçük Suriye”de ülkesinin doğusu ile kuzeyini kaybetmiş olarak ayakta kalabilse dahi, bu ne ekonomik ne de siyasi açıdan gerçek bir hükümranlık olacak.

Suriye’de gidişat Rusya destekli rejimin Halep’in tamamını ele geçireceği yönünde. Gelen haberlere göre Rusya ile muhalifler arasında Halep konusunda müzakereler başladı. Kadim şehir merkezinin de içerisinde bulunduğu Halep’in doğusunun üçte ikisi rejimin eline geçmiş durumda.

Doğu Halep’te muhalifler ya sonuna kadar savaşacak, ki bu durumda bölgede yaşayan yaklaşık 300 bin kişi bombalanmaya ve açlığa mahkum olmaya devam edecek, ya da muhalif savaşçılar ve halkın bir kısmı açılan bir koridordan çıkarak şehri teslim edecekler. Zira Esed rejimi ve Rusya, Halep’le birlikte Dımaşk (Şam), Hama, Humus ve Lazkiye gibi ülkenin beş önemli şehrine ve tarihsel olarak “Faydalı Suriye” (Suriyyetü’l-Müfide) adı verilen kısmına hâkim olarak Trump’la masaya oturmayı amaçlıyor.

Aylardır uygar ve gelişmiş dünyanın gözleri önünde bu insanlık dramı sürüp giderken kimse bunu kınamaya dahi cesaret edemiyor.

Tarım, petrol, ticaret ve hizmetlere dayalı zayıf bir ekonomisi olan Suriye, şayet bu bölünme konsolide olursa petrol gelirlerini de DAIŞ’a kaptırmış olacak. Ayrıca önemli ölçüde tahrip olan şehirlerin ve altyapıların tekrar inşa edilmesi için büyük maddi imkânlar gerekiyor.


Halep, Suriye’de sembol bir şehir. Dımaşk (Şam) Ankara ise Halep İstanbul. Bir zamanlar sanayi ve ticaretin kalbi olarak Suriye ekonomisini elinde tutuyordu. Savaştan önce ülkenin en kalabalık kenti ve Suriye-Türkiye ticaretinin şah damarıydı. Halkının çok büyük bir kısmı Sünni. Üzerinde insanların kesintisiz olarak yaşadığı en kadim şehirlerden. Münbit Hilal’in ve İpek Yolu’nun önemli bir merkezi olan bu tarihi şehir, Birleşmiş Milletler Kültür Mirası listesinde yer alıyordu.

“Esed’in Küçük Suriyesi”

Suriye’de “Suriyyetü’l-Esed” yani “Esed’in (ailesi) Suriyesi” diye bir söz vardır. Sanırım bu söz artık “Esed’in Küçük Suriyesi” olarak değişecek. Beşşar Esed’in babası Hafız Esed’in “megalo ideası” Türkiye’nin güneyini de içine alacak şekilde, Lübnan, Filistin ve Ürdün’ün kuzeyinden oluşan Büyük Suriye’yi (Suriyyetü’l-Kübrâ, Greater Syria) kurmaktı. Oğul Esed ise halkına katliam yapmak pahasına Rusya güdümünde şimdikinden daha küçük bir Suriye’ye razı olacakmış gibi görünüyor.

Peki son derece büyük kayıplar pahasına kazanılan bu Pirus zaferi ne anlama geliyor? Ülkenin savaştan önce 22 milyonun üstünde olan nüfusu tahminlere göre 15 milyon civarına düşmüş durumda. Nüfusun yarısı yurtdışına veya Suriye içinde başka bir şehre göç etmek zorunda kaldı. Yarım milyon insan bu savaşta hayatını kaybetti. Yüzbinlerce yaralı ve sakat kalmış harp mağduru var. Evsiz kalmış büyük bir nüfus, çadır ve kamplarda yaşıyor. Bir kısmı sürgünde. Halep gibi en önemli ticaret ve sanayi şehri yerle yeksan olmuş, kadim dünyanın en önemli kentleri tarumar edilmiş, tarihi eserleri yağmalanmış durumda. Milyonlarca insan beş yıldan fazla bir süredir cereyan eden savaşta yakınlarını, evlerini, şehirlerini ve işlerini kaybetmiş olarak büyük bir travma içinde.

Suriye’nin 2008’de %6, 2009’da %4 artan gayri safi yurtiçi hasılası çökmüş halde. Suriye Lirası (Syrian pound) yabancı para birimleri karşısında savaştan bu yana büyük oranda değer kaybetti. Hesaplamalara göre şu ana kadar Suriye’nin bu savaştaki toplam zararı üç yüz milyar doları buluyor.

Gerçek bir hükümranlık olmayacak

Bundan daha da kötüsü, Esed rejimi “Küçük Suriye”de ülkesinin doğusu ile kuzeyini kaybetmiş olarak ayakta kalabilse dahi artık bu asla gerçek bir hükümranlık olmayacak. Zaten tarım, petrol, ticaret ve hizmetlere dayalı zayıf bir ekonomisi olan Suriye, şayet bu bölünme konsolide olursa petrol gelirlerini de DAIŞ’a kaptırmış olacak. Ayrıca önemli ölçüde tahrip olan şehirlerin ve altyapıların tekrar inşa edilmesi için büyük maddi imkânlar gerekiyor. Bosna Savaşı’ndan sonra yıkılan şehirler yurtdışından gelen yardımlar sayesinde yeniden yapılabildi. Ama iş Rusya ile İran güdümündeki Suriye’nin yeniden imarına gelince, ülkelerine üç-beş bin mülteci almamak için ayak direyen Batı ülkelerinin yardım edeceğini düşünmek saflık olur. Rusya ve İran’ın gücü büyük yatırım gerektiren savaş mağduru şehirleri imar etmeye yetecek mi ya da buna gönüllüler mi? Bu soruların cevabını şimdilik bilemiyoruz.

Beşşar Esed, ölmüş bir devletin üzerinde Rusya’nın vesayetiyle ancak ayakta kalabilecek. Tıpkı bir zamanlar babası Hafız Esed’in Lübnan’daki iç savaşa müdahale ederek burada uzun bir müddet vesayet rejimi kurması gibi. Arapça’da bunun için “men dakka bâbe’n-nâs dakkû bâbehû” (kapı çalanın kapısını çalarlar) denilir. Lübnan’ın Suriye gibi çok da güçlü olmayan bir devletin vesayetinden kurtulması yıllar süren zorlu bir süreç sonunda olmuştu. Suriye’nin Rusya karşısında ise hiçbir şansı bulunmuyor.

Rusya ve Esed güçlerinin Halep’ten sonraki hedefinin Türkiye’nin Hatay sınırındaki İdlib cebi olacağı anlaşılıyor. Şayet Halep’in ardından İdlib de düşerse ‘Küçük Suriye’ (Butik Suriye) kuzeyden tamamlanmış olacak.


Putin’in devlet başkanı olmasından sonra kendi hinterlandı olarak gördüğü Gürcistan ve Ukrayna’da Karadeniz üzerindeki hâkimiyetini pekiştiren Rusya, Doğu Akdeniz’deki kalesi olan Suriye’de de eskisinden daha güçlü olarak İncirlik’in hemen güneyinde varlığını sağlamlaştırmış olacak.

Suriye’de Rus mandası

Suriye 1920-1946 yılları arasında yaşadığı Fransız mandasının ardından Rus mandası dönemini yaşıyor. Ekonomik açından bir dev, ancak siyasi ve askeri açından bir cüce olan Avrupa Birliği  ile Başkan Barack Obama yönetimindeki ABD oyundan çekilirken, Rusya’nın son olarak Adriyatik kıyısındaki eski Yugoslav ülkelerinden Karadağ’da bir darbe teşebbüsünde bulunduğu haberleri yayınlanalı çok olmadı. Bu da Rusya’nın Akdeniz’in kuzeyinde de etkili olmak istediğinin bir göstergesi. Putin zaten artık dünyanın eskisi gibi tek kutuplu olmayacağını ve yeni bir dünya düzeninin kurulacağını ilan etti bile. 1990’larda tarihin Batı tarzı liberal demokrasinin kazanmasıyla son evresine girdiğini iddia eden siyaset bilimci Francis Fukuyama da son zamanlarda bu fikrinden vazgeçmiş görünüyor. Anlaşılan Fukuyama’nın ortaya attığı “Tarihin Sonu” kavramı “Liberal Tarihin Sonu”na dönüşmekte.

Suriye’deki savaşın ikinci galibi olarak görülen İran’ın kazançları ise ancak bölgedeki “yeni büyük patron” Rusya’nın izin verdiği ölçüde olacak. Zira Rusya ileride çıkarları çatıştığında Suriye’de İran’ın kazanımlarını her an berhava edebilecek bir güce sahip. Bu da İran’ın Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’da Hizbullah’a ulaşması ve İsrail için tehdit olabilmesi için önemli bir handikap. İran, bölgede Rusya ile iyi geçinmek zorunda.

Rusya ve Esed güçlerinin Halep’ten sonraki hedefinin Türkiye’nin Hatay sınırındaki İdlib cebi olacağı anlaşılıyor. Şayet Halep’in ardından İdlib de düşerse “Küçük Suriye” (Butik Suriye) kuzeyden tamamlanmış olacak. Rejimin daha sonraki hedefleri ise Humus’un kuzeyi, Şam çevresi ve güneyde Dera’a’daki muhaliflere ait cepler olacak.

Suriye’deki manzara-i umumi şimdilik bu şekilde. Ancak dost ve düşmanlıkların günlük olarak değiştiği Suriye cephesinde yarının ne getireceğini kestirmek oldukça zor.

Prof. Dr. Cengiz Tomar, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü (ODE) ve Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi. 1992’de Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını aynı okul ve bölümde tamamladı. Ürdün ve Edinburgh Üniversitelerinde İslam ve Ortadoğu Tarihi ile Arapça eğitimi aldı. 2003-2005 yıllarında Şam Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2011-2014 yıllarında Marmara Üniversitesi ODE Müdür Yardımcısı ve Siyasi Tarih ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan Tomar’ın, Arap coğrafyasının tarihi ve kültürüne dair akademik makaleleri bulunuyor.

Twitter’dan takip edin: @cengiztomar

Bir cevap yazın

*