Güvenilmez müttefikler..

Abdullah Muradoğlu

Abdullah Muradoğlu

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi "Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi" bölümü mezunu. 15 yıldan uzun zamandır basın camiasının içinde yer aldı. 1997 yılından bu yana Yeni Şafak Gazetesi Haber Merkezi'nde özel haberler, dizi yazıları, araştırma yazıları, röportajlar, tarih sayfaları ve köşe yazıları yazdı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2004 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri Röportaj Dalı'nda ödüle layık görüldü. Biyografi alanında dört kitap yayınladı. Sivil toplum kuruluşlarında çeşitli görevler üstlendi.

Geçen yazımda müslüman halklar arasındaki duygusal kopuşların yol açtığı dramatik sonuçlara değinmiştim. “İran-Irak savaşı”yla “Halepçe katliamı”nı da örnek vermiştim. Her iki örneğin detaylarına indiğimizde bir başka gerçeklik daha karşımıza çıkıyor. Bu gerçeklik, emperyalist güçlere bel bağlayan politikaların çürüklüğüdür. İki isim üzerinden gideceğim: Yevgeni Primakov ve Peter Galbiraith. Ülkelerinde kritik görevler ifa eden iki ismin tanıklıkları önemli. Primakov “Sovyetler Birliği”nin Ortadoğu’yla bağlantılarında önemli rol oynayan bir isimdi. Sovyetler dağıldıktan sonra Primakov Rus dış istihbarat servisi başkanlığı, Dış İşleri Bakanlığı, Başbakanlık yaptı. “Rusların Gözüyle Ortadoğu” kitabında Primakov, İran-Irak Savaşı hakkında önemli detaylara da yer verdi.

O dönemde Bağdat yönetimi sırtını Moskova’ya dayamıştı. Ruslar Bağdat’ın Moskova’nın bilgisi olmadan ciddi hiçbir adım atmayacağından emindiler. ABD’yse Irak’ı “terörü destekleyen ülkeler listesi”ne almıştı. İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 1979’da devrilmesiyle Bağdat’ın ABD nezdindeki yerinin değişeceğini hisseden Saddam Hüseyin Washintong’a uzlaşma sinyalleri gönderdi. ABD’den yeşil ışık alan Saddam 1980’de İran’a savaş açtı. Aynı Saddam bir süre önce Moskova’ya İran’a karşı bir askeri harekatta bulunmayacağını bildirmişti. Bağdat’ın tutumunu içine sindiremeyen Moskova Irak’a silah akışını durdurdu. Gelişmelerin birinci elden tanığı olan Primakov’a dönelim:
“Moskova, Saddam Hüseyin’in hareketlerinden hoşnutsuzluğunu, İran’ın başbakanı’na yapılan askeri yardım teklifi göstermektedir. İran yardımı reddetti ve bu yüzden Moskova tarafsızlık pozisyonu aldı. Bir süre sonra İran, büyük kayıplara rağmen savaşta üstün gelerek Bağdat’a yaklaşmaya başlayınca; Moskova, Irak’a yeniden silah aktarmaya başladı.”

Irak savaş uçakları 16 Mart 1988’de Kürt kasabası Halepçe’ye zehirli gaz saldırısında bulundu. 5 bin civarında insan hayatını kaybetti. Kimyasal gaz kullanması Saddam’ın elini güçlendirdi, ancak bu katliam Kürtlerle Irak Arapları arasındaki duygusal kopuşun milâdı oldu. Hem Washington ve hem ABD basınıysa Bağdat’ın “Halepçe Katliamı”ndaki rolünü başarılı şekilde kararttılar. Peter Galbraith’a göre ABD’nin pozisyonu karartmadan fazlasıydı. Galbraith 1979-1993 yılları arasında “ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi”nde görev yapan bir danışmandı. Galbraith daha sonra ABD’nin Zagrep Büyükelçisi oldu. “Irak’ın sonu” başlıklı kitabında Galbraith bakın neler diyor:
“Zehirli gaz Saddam’ı kesinlikle kurtardı ve hedefleri Irak’a sağlayan Amerikan yardımının değeri paha biçilmezdi. Halepçe saldırısıyla ilgili savaş istihbaratının Reagan yönetimi tarafından Irak’a sağladıklarıyla ilgili olarak ben herhangi bir kanıt bulamasam da, bunun sağlandığı inkar edilemez bir gerçektir. Halepçe’den sonra bile, Reagan yönetimi Irak’ın kimyasal silahlarını daha fazla kullanacağı hedefler için istihbarat sağlamaya devam etti.”

Aslında ABD’nin İran-Irak savaşıyla ilgili politikası iki tarafın da kazanmaması üzerine kuruluydu. Galbraith’ın ifadesiyle, 1 milyon insan öldü, 2 milyon insan yaralandı. Savaşın maliyetiyse 1 trilyon doları geçti. Sonuçta Saddam da ABD’nin eliyle devrildi, Irak fiilen üçe bölündü. Hatırlatıyoruz, çünkü bu bölgenin sorunları bölge güçlerinin işbirliğiyle çözülebilir. Emperyalist güçlerse bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemek isterler. Bölgenin yakın tarihiyse emperyalist güçlerin sözde yerli müttefiklerini nasıl aldattıklarına dair örneklerle dolu. Bugün neden farklı olsun ki?

Bir Cevap Yazın

*