Dr. Mehmet Doğan: Zafer Yahut Hezimet

Ankapark’a aktarılan büyük meblağlar, Türkiye’nin başkenti olan şehir için ancak utanç kaynağıdır.

Bir halkoylamasını daha olgunlukla geride bıraktık. Halkımız 1950’den beri seçimlerde ve halkoylamalarında ülkemizin geleceğini etkileyen kararlar verdi. Son halkoylaması da kayıtlara böyle geçecek.

Bu halkoylamasını Anayasa değişikliği oylamasının ötesine taşıyan, Türkiye’nin 21. yüzyılına başlangıç yapan bir liderin varlığı idi. Hiç şüphe etmiyoruz ki, milyonlarca vatandaş Anayasa değişikliği maddelerini kaale almadan Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına oy verdi. Türkiye’nin istikrarlı geleceğini liderde gördü ve reyini ona göre kullandı.

Yüksek nisbette hayır çıkmasını da önemli bir sonuç olarak görmek lâzımdır. Bu sonuç Türkiye’de demokratik olgunluğun göstergelerindendir. Hayır oylarının elbette bir kısmı, Cumhurbaşkanına olumsuz bakan müfrit bir kitleye aittir. Fakat tamamının öyle olduğu sanılmamalıdır. Hayır oyu verenlerin önemli bir kısmının farklı kaygılarla hareket ettiğini tahmin edebiliriz.

Ortada bir zafer vardır, sonuç sevindiricidir. Fakat her zafer içinde bir hezimet de barındırır. Bu sonucu kutlamak ve rehavete kapılmak yerine, beklentileri aşan sonuçlar üzerinde yoğunlaşmak lâzımdır. Âdeta hezimete uğramış gibi, “Neden İstanbul’da, Ankara’da hayır oyları öne çıktı, neden birçok ilimizde evet diyen iki partinin oylarının çok altında kalındı?” sorularına sağlıklı cevaplar vermek gerekmektedir.

İstanbul ve Ankara’nın “hayır”ı

Son dönemde en büyük yatırımlar İstanbul’a yapılmıştır, hatta diyebiliriz ki, Türkiye bir yana İstanbul bir yana. Bunlar halkın hayatını kolaylaştıran, gözle görülebilecek büyük işlerdir. İstanbul ülkemizin ekonomik olarak da en önde gelen şehridir. İstanbul’da, Ankara’da veya diğer büyükşehirlerde Ak Parti döneminde hatırı sayılır bir varlıklı sınıf ortaya çıkmıştır. Bu varlıklı kitlenin ciddi bir kimlik buhranı geçirmekte olduğunu görmek zorundayız. Ak Parti bir refah zemini oluşturmuş, fakat kültürel bir altyapı inşa edemediğinden kendi düşünce dünyasında olanların kimlik kaybına uğramasını önleyememiştir. Bu kimlik kaybının önümüzdeki yıllarda daha görünürleşeceğini söyleyebiliriz.

Müslüman yeni zenginlerin büyük çoğunluğu kültürel anlamda köylü, medeniyet ufkundan yoksundur. Ne incelmiş zevkleri, ne sanat ve edebiyat ilgileri vardır. Günlük genel geçer kültürün bu tür kişileri kısa zamanda teslim alması zor değildir. İstanbul ve Ankara’da çıkan sonuçlar bu değişim görülmeden anlaşılamaz.

Bu arada Ankara üzerinde bilhassa durmak lâzımdır. Ankara maalesef 20 yıllık bir kültürel ihmal sonucu ciddi bir bozulmaya maruz kalmıştır. Ankara’yı 20 küsur yıldır yöneten başkan, sokaklara taşan yozlaşmanın ve kültürel çoraklığın da sebebidir. Dünya başkentleri içinde kültürel hizmetten yoksun, kütüphanesiz tek belediye Ankara Büyükşehir Belediyesi’dir. Mevcut başkan, gençlerimizin ayaklarına, kol ve bacak kaslarına hizmetten geri kalmamakta, futboldan öte spor tanımamakta ve yeni nesillerin kafasına, aklına, zihnine yönelik hiçbir faaliyete geçit vermemektedir.

İstanbul’a en büyük yatırımlar hangi alanda yapılmıştır? Büyükşehir belediyesinin oyun ve eğlence yerlerine büyük yatırımlar yaptığına dair bir bilgiye sahip değiliz. Oysa Ak Parti döneminde Ankara’ya en büyük yatırım oyun ve eğlence alanına yapılmaktadır. Ankapark’a aktarılan büyük meblağlar, Türkiye’nin başkenti olan şehir için ancak utanç kaynağıdır. Başkentimizin ve ülkemizin geleceğini düşünen zihinlerin bu oyun ve eğlence yatırımları karşısında gerekli tepkiyi ortaya koyamaması da çok üzücüdür.

Ankapark oyun ve eğlence mekânı olarak inşaa edilirken, giriş bölümüne halkımıza yüzyıllardır kutsalı çağrıştıran, Anadolu’daki dinî mimari eserlerimizin kopyalarının dikilmesi, ancak din düşmanlarının çarpık zihinlerinin mahsülü olabilir. Bu anlayış, kutsallığı oyun ve eğlenceye geçiş maksadıyla kullanmıştır. Dünyevileşmenin bu kadar yüceltildiği, bunun için dinî mimarî unsurlarının kullanıldığı bir uygulama bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir.

Halkoylaması zaferini Türkiye’yi 2002’den beri yöneten siyasî akımın zirvesi olarak görmelidir. 15 yıl içinde yapılan birçok iyi şeye rağmen arızalar büyümüş, hasarlar artmış, hastalık emareleri görünür hale gelmiştir. Hep başarıya odaklanan zihinler, her başarıdan sonra bu hasarları, arızaları, bünyeyi saran hastalıkları görmezden gelmişlerdir. Bu nihaî noktadır. Tedbir alınmazsa bünyeyi kemiren bu arızaların ciddi zayiatlara yol açacağı görülmelidir. Üstüne üstlük bu zayiatlar bir siyasî akımla sınırlı olmayacak, ülkemizin geleceğini etkileyen sonuçlar doğuracaktır.

Bir Cevap Yazın

*