Dişi pardon hatun kişi niyetine

Ayşe Şener

Ayşe Şener

1966 Nisan doğumlu. Bu nedenle her an yeniden yaratılıyormuş hissini hiç üstünden atamıyor. İçinde hep bir dağ, çimen ve kır çiçeği halkı var. Ölüm tarihini kendisi de dahil kimse bilmiyor. Dostları, dost çocukları ve pispasları var. İzmir’de yaşadı. Büyüdü. “Herkesten olabildiğince özgür, Allah’a bağlı bir yaşam” hayalini kaynağı bizzat okuyarak, yazarak, çizerek hayatının gerçeği kılmak istedi. Selçuk Üniv. İlahiyat Fak. ve terkettiği Felsefe Eğitimi olsa da diplomayı hiç sevmedi. Akademik hayatın babadan oğula geleneğini babadan kıza şeklinde bozmamak için, ilk gençliğinden bu yana kendince bir halk hareketine koyuldu. Özellikle İzmir ve Akdeniz olmak kaydıyla Anadolu’nun farklı illerinde ve uzun bir süredir de İstanbul’da farklı sivil toplum kuruluşlarında ve kültür merkezlerinde ANLAM ARAYIŞI adlı periyodik söyleşiler, seminerler verdi/veriyor.

Yine meşhur bir söz dolaşıyor.

“Kadının dişiliği ile değil, kişiliği ile var olması gerektiği”ne dair. Neresinden başlasak…Müşteki olduğumuz o kadar çok nokta var ki…

Birincisi; genel olarak erkek yanlısı ve kasıtlı söylemin, bir cinsiyet ayrımı olmaksızın insanlığın bütünü için geçerli olan çoğu erdemi yalnızca kadın cinsine endekslemesi, yüklemesi,

İkincisi; bu dengesiz söylemleri adalete davet edenin, yani herhangi bir erdem beklentisinin, sürekli vurgulandığı gibi yalnızca kadınlara ait değil, bütün insanlığa ait bir vazife olduğunu hatırlatanın kadın olması durumunda hemen feministlikle suçlanması,

Üçüncüsü; bu ve buna benzer bütün yanlışların başka her konuda adaletten yana tavır sergileyen pek çok beyefendi tarafından, entelektüel dalgınlık veya başka bir nedenle sürdürülmesi ve engellenmemesi

Dördüncüsü; en başta namus konusu olmak kaydıyla diğer bütün hayati konularda suçlunun kadın, taraflı kamu vicdanı veya yetersiz hukuk nazarında cezalandırılması gerekenin de pek tabii onun hakkı olduğu ön yargısıyla bütün sorumluluğu, hayati veya dini ödevleri de kadına yükleme alışkanlığında hiçbir değişim ve dönüşüm çabasının yeterli gelmeyişi

Ve daha başka noktalar…

Şu kadın cinsine tek başına atfedilen her yük için soruyoruz: “Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? Üstüne üstlük yalnızca hayatın maddi yüklerini kaldırırken sürekli kadının başa kalkılan “hayat müşterek!” sözü, diğer yükler söz konusu olduğunda tek başınalığa dönüşüyor.

Çağın hatırlatmasına yazılan “Kadın milleti dişi değil, er kişi olsun, kişiliğiyle gelsin beru!” sözüne gelince:

Önce erkek cinsi sevdiği de dahil kadınları sadece bir “dişi” olarak değerlendirmeyi bıraksın. Asıl beklentisinin sahiden ve essahtan, cidden ve hakikaten dişilik değil, kişilik olduğuna dış dünyayı bir inandırsın. Kişilikli kadın gördüğünde bozulup dağılmayı ve nerde dişiliğini öne çıkarmış bir canlı varsa ona doğru koşmayı, sürünmeyi bir bıraksın.

Sonra kişilikli kadın neymiş, kimmiş o vakit görsün. Bir erkek bunu görmek istediğinde pek çok muhatap bulacağına adımız/adsızlığımız gibi eminiz. Sorunun müstesna erkek öznemizin daha ziyade “neyi görmek istediğine karar verme noktasında” olduğuna da…

Erkek, bugüne kadar gördüğü şeyin (kişiliğin), gösterilen şey (dişilik) olmadığını fark etmeyen o bilinçli ahmaklığını terk ettiğinde, sayısız değerli kadının kişilik olgunluğunu da, bir zahmet nihayet görmüş ve desteklemiş olur. Böylece kadın gelişiminin önü açılır. Dişiliğinin ötesinde bir kişi, bir şahsiyet olması, insanın diğer yarısı olan erkek tarafından kışkırtılmış bir algı olarak öne sürülen dişilik beklentisi ile iki de bir sekteye uğratılmamış olur. Ev veya iş, mahrem veya sosyal hayatta kadının sunduğu tarz, istediği değil, daha çok istenen ve kabul görme şartı olarak ısrarla baskılanandır da…Bir mazeret olsun diye değil, olanı tespit babındadır ve doğruya doğrudur söylediklerimiz. Pek çok kadın bugüne dek sadece kişiliğiyle var oldu da ne oldu? Bu yüzden eş, iş kaybına uğratılıp mağdur edilmedi mi? Şahsiyet sahibi nadir insanlar dışında bir çok erkek, kadının daima ve sadece dişiliğini, yani göstermediğini de ısrarla gördü. İdeal kişiliğini görmezden gelerek, onu dişiliğe indirgeyerek o sapkın bakış açısıyla taciz üstüne taciz etti.

Etmedi mi?

Hodri meydan!

Kadını tanımlamayı bırakın. Erkeğin tanımsızlığı, tanımlar üstü keyfiliği ile bi’ ilgilenin. Sizler işinizi gücünüzü kadınla uğraşmaya çok fazla kaptırmış olmakla gülünç oluyorsunuz. Gün geçtikçe sağlıksız haleti ruhiyenizi ele veriyorsunuz. Vazgeçemiyorsunuz yürek yürek taşa, toprağa, karanlığa “diri diri gömmekten” diğer yarınızı, ciğer yarınızı.

Bir Cevap Yazın

*