Bir Gannuşi analizi: Siyasal İslam’dan müslüman demokrasiye

Taha Kılınç, ‘Siyasal İslam’dan müslüman demokrasiye’ başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yeni Şafak’taki ilk yazısında Nahda Hareketi lideri Râşid Gannûşi ile röportaj yapmak için Tunus’ta bulunduğunu ve bu röportajda en dikkat çeken şeyin Gannûşi’nin “demokrasi” vurgusu olduğunu yazdı.

Arap dünyasının bir demokrasi mücadelesi verdiğinden ve bu mücadelenin Tunus’ta başarılı şekilde sürdüğünden söz eden Gannûşi’nin 15 Temmuz hakkında “Demek ki, Türkiye’de demokrasi henüz yeterince yerleşmemiş” dediğini aktaran Kılınç, Gannuşi’nin Türkiye’nin Tunus Büyükelçiliği’ndeki 29 Ekim resepsiyonunda verdiği bir fotoğraf karesini hatırlatarak

Gannûşi, tam da o fotoğraftaki kişiydi işte” dedi.

“GANNUŞİ, HİÇ BİR ZAMAN ŞERİAT YÖNETİMİNİ SAVUNMADI”

Gannûşi’ye tepki gösterenler, onun şeriat yanlısıyken artık demokrasiye geçiş yaptığını düşünüyor, tabir-i caizse ‘soft’ bir İslâm anlayışına kaydığını dile getiriyordu. Bu eleştiriler, Gannûşi’nin uzun siyasi yürüyüşü düşünüldüğünde pek de isabetli değil. Çünkü kendisi hayatının hiçbir döneminde bildiğimiz anlamıyla bir ‘şeriat yönetimi’ni savunmadığı gibi, İngiltere’de geçirdiği yıllar boyunca zaten bazı fikrî dönüşümleri yaşamış, belli ‘batılı’ normları benimsemişti” diye yazan Kılınç, şöyle devam etti:

DEMORKASİ, GANNUŞİ İÇİN “YENİ” DĞEİL

Azzam Temimi’nin 2001’de yayımlanan ve Gannûşi’nin düşüncelerini konu alan kitabının adı, “İslâmcılık İçinde Bir Demokrat”. Bu bile, Gannûşi’nin diline demokrasi kelimesinin yeni yerleşmediğinin ispatı niteliğinde.

“SİYASAL İSLAM” ÇIKIŞI

Geçtiğimiz mayıs sonunda Tunus’un Hamamet kentinde düzenlenen 10’uncu Nahda kongresi, hareketin geldiği noktanın en açık şekilde kamuoyuna duyurulduğu yer oldu. Sonuç bildirgesinde Nahda Hareketi’nin siyasi aktivitelerle dini faaliyetleri birbirinden kesin bir şekilde ayırdığı vurgulandı. Aynı günlerde Fransız gazetesi Le Monde’a konuşan Râşid Gannûşi, Tunus’un politik arenasında artık siyasal İslâm’a yer olmadığını belirtiyor, kendilerini de “müslüman demokratlar” olarak tanımlıyordu. Gannûşi’nin, hızla Batı basınında manşetlere çıkan “Siyasal İslâm’ı terk ediyoruz, demokratik İslâm’a geçiyoruz” sözü de ayrıca önemliydi.

“NEDEN TERK ETTİK?” AÇIKLAMALASI

Parti kongresinden hemen sonra Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst’e mülakat veren Gannûşi, siyasal İslâm’ı neden terk ettiklerini açıklarken şunları söylüyordu:

“Siyasi bir yapıyla dini bir yapıyı birbirinden ayırmak zorundasınız. Örneğin camiler, siyasi partilerin birbirleriyle kavga arenasına dönüşmemeli. Din, toplumu birleştiren bir unsur olmalı, bölen değil. Bu sebeple, parti çatısı altında her türlü tebliğ faaliyetini durdurduk. İslâm bizim referans noktamız ve ilham kaynağımız; ama insanlara, biz diğerlerinden daha dindar olduğumuz için bizi tercih etmelerini söyleyemeyiz. Tunus şu anda tek bir parti tarafından yönetilecek durumda değil; yüzde 51 oy almak yetmez. Bölgemizdeki bütün İslâmi hareketlere daha açık olmalarını, farklı görüşlerle de konsensüs oluşturmak için çalışmalarını tavsiye ediyoruz. Müslümanlarla diğerleri arasında samimi bir uzlaşmaya ihtiyaç var.”

ESKİ DİKTATÖR İÇİN “ÖZGÜRLÜK” VURGUSU

Gannûşi’nin röportajda Tunus’un eski diktatörü Habib Burgiba ile ilgili söyledikleri ise, ayrıca dikkate değer: “Burgiba büyük bir şahsiyetti. Onu tarihimizden silip atamazsınız. O, Tunus’u özgürlüğüne kavuşturan bir harekete önderlik etti. Bunu reddedemem, realite bu.”

PEKİ, NAHDA BU MESAJLARI NEDNE VERİYOR?

Râşid Gannûşi ve ekibini bu ve benzeri sözleri altını çizerek söylemeye iten şey, sadece demokrasiye olan samimi inançları değil elbette. Özellikle son üç yıldır bölge ülkelerinin siyasetini esir alan DAEŞ realitesi, onları “Biz çok farklıyız” mesajını vermek durumunda bırakıyor. Sırf DAEŞ akla gelecek diye, ‘şeriat’ kelimesini röportajlarda kullandırmayan bir hassasiyet bu.

YAMAN ÇELİŞKİ: TUNUS GERÇEĞİ

Fakat tüm bunlara rağmen, şöyle yaman bir gerçeklik de var: Batılı hedeflere saldırılar düzenleyen silahlı örgütlere eleman gönderen Arap ülkeleri sıralamasında Tunus bir numara. Gururla dile getirilen ‘ulusal uzlaşı‘ sloganlarına ve demokrasi öykülerine rağmen, Tunuslu gençlerin ülkelerinden ayrılıp dünyanın çeşitli bölgelerindeki silahlı yapılanmalara katılmalarının önüne geçilemiyor. Tunus içinde zaman zaman düzenlenen kanlı saldırılar da cabası üstelik.

Meseleye bu açıdan bakınca, Nahda Hareketi’nin ve Râşid Gannûşi’nin geliştirdiği ve her fırsatta tekrarladığı demokrasi söylemlerinin, kısa bir süre sonra tamamen demode olması ve sıradan halkın ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalması kaçınılmaz. Herhalde Nahda kadroları, dışarıdan bakıldığında bile rahatça görülen bu gerçekliğin farkındadır.

Bir Cevap Yazın

*