24 Fırat kalkanı harekatı – Uzman gözüyle harekât

Cerablus’ta IŞİD’e karşı başlatılan harekâtın askeri ve siyasi hedeflerini, Suriye’nin yeniden yapılanmasındaki muhtemel etkisini bölgeyi yakından takip eden uzmanlara sorduk.

Türk Silahlı Kuvvetleri Müşterek Özel Görev Kuvveti ve koalisyon hava kuvvetleri, Suriye’nin Cerablus bölgesinin IŞİD’den temizlenmesi için askeri harekât başlattı. ‘Fırat Kalkanı’ adıyla başlatılan harekâtın askeri ve siyasi hedeflerini, bölgede bundan sonra yaşanacakları, harekâtın PYD ve ABD ilişkilerine etkisini uzmanlara sorduk. Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Mensur Akgün, Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Beril Dedeoğlu, TOBB Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Güvenlik ve Strateji uzmanı Nihat Ali Özcan sorularımızı yanıtladı.

Türkiye’nin başlattığı harekâtın askeri ve siyasi hedefleri nedir?

Mensur Akgün:

Kısa ve orta vadede Türkiye’nin amaçlarından biri, IŞİD’i kendi bölgesinden uzaklaştırmak. Diğer amaç, PKK’nın Türkiye sınırına yakınlaşması ve Suriye’de toprak bütünlüğü elde etmesine engel olmak. Üçüncü amaç da, Suriye’nin geleceği üzerinde söz sahibi olmak. Bunların hepsini bu operasyonla birlikte gerçekleştirmeye çalışacak. Görünen o ki, başarılı olacak. İyi hazırlanmış ve iyi planlanmış operasyona benziyor. Sadece askeri anlamda değil, siyasi anlamda da iyi planlanmış. Belli ki Amerika, Rusya, İran, Suriye rejimi ile koordine edilmiş.

Beril Dedeoğlu:

Suriye’deki silahlı grupların tasfiye edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi öngörülmüş koalisyon tarafından. Bu koalisyon, IŞİD’le mücadele koalisyonu olmakla beraber, içinde Rusya’nın, İran’ın da olduğu geniş bir koalisyon. Aynı zamanda, PYD gibi oyuncuların da bu süreci bozmayacak pozisyona çekilmelerini sağlayacak. Kastettiğim şu; IŞİD’i PYD durduracak diye bakılıyorduysa, ama artık devletler koalisyonu onu durduracaksa PYD’nin silahlı bir mücadele sürdürmesinin anlamı yok. PYD’nin silahlı mücadelesinin tasfiyesine karar verilmiş. Bu kısa vadeli amaçlar içinde Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanması da var, kantonvari, eyaletvari oluşumların devreye girmesinin önüne geçilmesi var. Uzun ya da orta vadede Suriye’nin yeniden yapılanması sürecinde farklı kesimlerin temsil edildiği bir merkezi yapı -farklı kesimlerden kastım Türkler, Türkmenler, Sunniler, Araplar vs- şeklinde, radikal dini unsurların temsil edilmemesi. Bu yapıya öncelikle Esad’la gidilmesi, ama ileride belki Esad’ın da tasfiye edilmesi. Böyle bir konsolide etme beklentisi söz konusu.

Nihat Ali Özcan:

Sınırı korumak. Çünkü, DAİŞ’in üzerinde artan baskı nedeniyle DAİŞ balonu oluştu. Türkiye sınırı boyunca DAİŞ’te yoğunlaşma var. Sınırı korumak sadece fiziki olarak korumak değil, aynı zamanda DAİŞ’in Türkiye üzerindeki etkisi var, işte bu Gaziantep saldırısında olduğu gibi. Diğer bir konu da, Türk dış politikasındaki değişiklikle ilgili. Fırsatlar, Rusya ile ilişkiler, manevra alanı açtı ülkedeki siyasi karar alıcalara. Üçüncüsü de, PYD’nin Fırat’ın batısına geçip Mumbuc’u alması. Biraz daha batıya ilerlerse tablo bu sefer Türkiye’nin kendi çıkarlarını tehdit edecek boyuta ulaşabilir. Türkiye, güneyden PYD tarafından kuşatılmış olurdu. Türkiye bunlara fırsat vermemek için müttefiklerin de desteği ve rızasıyla bu operasyonu başlattı. Asıl lokomotifi Türkiye, görünürdeki aktörü Özgür Suriye Ordusu (ÖSO). Bu harekât Cerablus’u almayı öngörüyordu. İkinci aşama ise, asıl zor olan taraf, güneye doğru ÖSO inecek bir kapasite gösterebilecek mi? Bu konuda Türkiye ile Amerika, PYD’nin pozisyonu ile ilgili nasıl bir çözüm üretecekler, bunu göreceğiz.

Bölge IŞİD’ten temizlendikten sonra ne olacak? Kim bu bölgeyi elinde tutacak?

Mensur Akgün:

Yapılan açıklamalara göre bölge eski sahiplerinin eline geçecek. Önceden orada oturanlar kimse, onlar tarafından kontrol edilecek. Şu anda ÖSO diye tanımlanan fraksiyonlar tarafından kontrol altında tutulacağı anlaşılıyor.

Beril Dedeoğlu:

Bölgede Suriye merkezi yönetiminin etkin olması tercih ediliyor. Tüm dünyadaki devletler artık yarar güçlerle değil, o ülkenin gerçek iktidarı ile görüşmeyi tercih ediyor. Şu an o yapılıyor. Esad’ın iktidarının ülke bütünlüğü içinde yeniden tesisi. Bu Esad’lı mı, Esad’sız mı olur ileride onu bilmiyoruz. Ancak, bir Şam muhataplığı geliştirmeye çalışılan bir süreç var.

Nihat Ali Özcan:

Askeri haritaya bakınca ÖSO, DAİŞ’ten alırsa bölgeyi tehdit edecek tek güç PYD kalacak. Muhtemelen gerilim alanları Türkiye, ÖSO ve YPG arasında olacaktır.

Güvenli bölge oluşturmak, Suriyeli mültecileri bu bölgeye aktarmak gibi bir amaç da var mı ?

Mensur Akgün:

Ay sonunda yeni bir görüşme gerçekleşecek. Suriye sorunu yeniden çözülmez ve yeniden Halep’ten veya başka bir yerden göç olursa tabii ki o bölgeyi güvenli bölge olarak kullanma imkânı olur. Ancak, Türkiye’nin önceliği şu anda güvenli bölge değil. İlk öncelik, Suriye sorununun çözülmesi ve çözüm süreci üzerine Türkiye’nin kendi ağırlığını askeri varlığı vasıtasıyla hissettirmesi.

Beril Dedeoğlu:

Öncelikli konulardan biri de, o bölgenin güvenli bölge olma ihtimali. Bu ihtimal de mevcut. Boşaltılan alana o bölgede yaşayanların yerleştirileceğini beyan etti Dışişleri Bakanı. Buranın güvenli bölge olmasını belki Özgür Suriye Ordusu yapacak.

Nihat Ali Özcan:

Uluslararası onay almış bir güvenli bölge olarak değil, ama de fakto olarak bir güvenli bölge oluşturulabilir.

Bugüne kadar ABD, IŞİD’le savaşta kara gücü olarak PYD’yi destekliyordu. Bu harekatta, Türkiye’ye destek veriyor. Harekâtın, ABD – PYD ilişkilerine yansıması nasıl olur ?

Mensur Akgün:

Amerika açısından PYD araçsaldı. IŞİD’e karşı verilen mücadelenin bir unsuru idi. Devreye Türkiye’nin girmesi, PYD’nin ağırlığının doğal olarak azalmasına yol açacaktır. Amerikalıların yüzde yüz PYD’den vazgeçeceğini düşünmüyorum. Bu, ancak büyük devletler arasında varılacak olan uzlaşma neticesinde ve çözüm masasında olabilir. PYD önemli bir kesiti kontrol ediyor. Rakka’nın üzerinde ağırlık oluşturacak, oraya bir saldırı olacaksa çok büyük olasılıkla PYD’den de yararlanacaklar. Amerika’nın PYD’den kolay kolay vazgeçeceğini zannetmiyorum, ama vazgeçmezken de Türkiye’nin çıkarlarını korumak konusunda bu zamana kadar göstermedikleri hassasiyeti göstereceklerdir diye varsayıyorum.

Beril Dedeoğlu:

Bu gelişmelerden sonra PYD, Amerika tarafından terk edildiğini düşünecektir. Çünkü, amaç IŞİD ile mücadele ise bugün bunun âlâsını Türkiye yapıyor. Ancak, Amerika açısından PYD’nin bölgedeki varlığı hâlâ bir teminat. Hâlâ, radikal grupların, gizli örgütlerin hortlaması halinde temel teminat PYD. Dolayısıyla Amerika tümüyle terk etmeyecektir PYD’yi. PYD geri adım atacak mı, onu bilemiyoruz. Biz de kenara çekilelim mi derler? ABD’nin kendilerini dikkate almalarını sağlayacak, Türkiye’yi IŞİD’e karşı mücadelesinde zayıf düşürecek işler mi yaparlar? Onu bilmiyoruz. PYD, oradaki birlikleri yıpratacak işler yapabilir.

Nihat Ali Özcan:

PYD’nin Suriye’deki rolü ve Amerika’nın beklentileri bitmiş değil. PYD, Amerika ile işbirliği yaptığından beri rüyalarında göremeyeceği kadar bir pozisyon kazandı Suriye’de. Şimdi kazanamadığı yerden dolayı Amerika ile didişeceğini çok sanmıyorum. Kapris yapar, ama tamamen reddedip, “Kendi yoluma gidiyorum” deme şansı yok.

3 partinin ‘Fırat Kalkanı’ yorumu

MHP operasyonu destekliyor. CHP, IŞİD’le mücadelede hükümeti samimi bulmuyor. HDP ise, operasyonu ‘Kürtlerin kazanımlarını boğmaya yönelik’ buluyor. İşte, meclisteki partilerin ‘Fırat Harekâtı’ ile ilgili yorumları.
Can Acun: Cerablus sadece bir başlangıç, devamı gelmeli

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Fırat Kalkanı operasyonunu desteklediklerini açıkladı.

“Milliyetçi Hareket Partisi, Celabrus’a yönelik başlatılan askeri harekâtı çok olumlu bir gelişme olarak görmekte ve bütünüyle desteklemektedir. Siyasi iradenin kararlı ve tavizsiz tutumunun arkasında milletçe durduğumuzu bu vesileyle açık ve güçlü bir şekilde ifade etmek isterim. Bu bölgedeki Türkiye-Suriye sınırının güvenliğinin tam olarak sağlanması, IŞİD’in lojistik ve insan kaynakları ikmal yollarının kesilmesi ve sınırımızdan terörist sızmalarının önlenmesi en acil ihtiyaçtır. Cerablus ve mücavir alanların İŞID unsurlarından temizlenmesi, Türkiye’ye yönelik güvenlik tehdidinin bertaraf edilmesinde çok önemli bir adım olacaktır”

“Kürt koridorunun oluşturulmasının önüne geçilmesi hayati önem taşımaktadır”

Bahçeli, yazılı açıklamasında IŞİD’den arındırılacak bu bölgeye PKK/PYD’nin yerleşmesinin önlenmesi gerekliliğine de dikkat çekti.

“Türkiye’nin sınırına mücavir bölgeler PKK’nın Suriye kolu PYD’nin ve IŞİD’in kontrolüne girmiştir. PKK/PYD, Suriye sınırımız boyunca üç sözde kanton oluşturmuştur. Nihai amaç, bu üç kantonu birleştirip daha da genişleterek sınırımız boyunca Barzani modelinde özerk yönetim bölgesi oluşturmaktır. İlerde bu bölge bağımsız Suriye-Kürt Devleti’ne dönüştürülecektir. ‘Dört parçalı büyük Kürdistan’ hayalinin Irak’tan sonra Suriye bölümü de bu şekilde hayata geçirilecektir. PKK’nın Kobani ile Afrin kantonları arasındaki bölge de uzunca bir süredir IŞİD’in kontrolü altındadır. IŞİD’in bu bölgedeki mevcudiyeti ve yaşanan yoğun çatışmalar sınır bölgemizdeki yerleşim alanlarımız için çok vahim güvenlik riskleri oluşturmuştur. IŞİD’in Türkiye’nin içinde de terör eylemi yapma potansiyeli kazanmış olduğu bir vakıadır. IŞİD’den arındırılacak bu bölgeye PKK/PYD terör unsurlarının yerleşmesinin önlenmesi, PKK’nın üç kantonunun birleştirilerek sınırımız boyunca bir Kürt koridoru oluşturulmasının önüne geçilmesi de hayati önem taşımaktadır.”

IŞİD’le mücadelede geç kalındı

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, hükümetin IŞİD ile mücadelede geç kaldığını belirtti ve hükümete çağrı yaptı.

“Buradan bir kez daha hükümete açık bir çağrıda bulunuyoruz, sadece Cerablus’ta değil, kendi topraklarımız içerisinde de IŞİD’le samimi bir mücadeleye davet ediyoruz. IŞİD, bölge ve Türkiye için en önemli tehdit unsurlarından biri olmaya devam ediyor. IŞİD bir canavar. Bu canavarla içeride ve dışarıda mücadele konusunda maalesef geç kalındı.

Uluslararası hukuk ve BM kararları karşısında IŞİD’le mücadele edilmesi doğrultusunda atılan adımların mutlaka uluslararası toplum ve bölgesel aktörler tarafından desteklenmesi gerekir. Hem içeride hem dışarıda bu tehdidin bertaraf edilmesine yönelik somut önerilerimize açık bir şekilde ortaya koyduk.”

“Samimi mücadeleye davete diyoruz.”

Böke, iktidarın, IŞİD ile mücadele etmek yerine, bu canavarın büyümesine göz yuman aktörlerin başında geldiğini ileri sürdü.

“Öyle ki IŞİD’in bir terör örgütü olduğuna dair, IŞİD’in ekonomik faaliyetlerine ilişkin BM’nin aldığı karar dışında Türkiye mevzuatında herhangi bir hüküm yok. Öyle ki siyasi irade, Irak Şam İslam Devleti adıyla kurulan terör örgütünün ismini dahi telâffuz edemiyor. Öyle ki IŞİD’e 70 ilden katılıma göz yumuluyor. Öyle ki Türkiye içindeki IŞİD hücrelerinin sistematik bir takibinden ve takip edilenlerle sistematik bir mücadelen söz etmek maalesef mümkün değil. İstanbul’un göbeğinde IŞİD piknik düzenliyor. Türkiye çapında IŞİD dergi basıyor ve bu dergide farklı sivil toplum kuruluşlarını ve bu kuruluşların mensubu vatandaşlarımızı açıkça hedef gösteriyor. Gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar tutuklanırken, IŞİD üyeleri hukuk tarafından serbest bırakılıyor. Canlı bomba eylemcileri bilinmelerine rağmen, Türkiye’de at koşturuyorlar. Sonra biz kendi evlatlarımızı, askerlerimizi Suriye’ye, Suriye girdabına IŞİD’le mücadele girdabına sokmak durumunda kalıyoruz. Ama görün ki biz kendi insanlarımızı, kendi ülkemizin sınırları içerisinde bu örgüte karşı koruyamıyoruz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, hükümetin halen IŞİD’E karşı bir topyekûn mücadeleyi ortaya koymadığını da öne sürdü.

Kürtlerin kazanımlarını boğmaya yönelik

HDP Grup Başkanvekili İdris Balüken, düzenlediği basın toplantısında, Fırat Kalkanı Operasyonu ile Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşın fiili tarafı haline getirildiğini savundu ve TBMM’nin operasyonla hakkında bilgilendirilmediğini söyledi.

“Başka bir ülkenin egemenlik alanına girme gibi çok ciddi bir durumla ilgili konuşuyoruz ama TBMM’yi bilgilendirme noktasında en küçük bir gündem bile bu saate kadar dillendirilmemiştir. Bu karar, Erdoğan ve AKP’nin yanlış üstüne yanlış yaptığı Suriye politikasında belki de geri dönülemez en büyük yanlışıyla maalesef bölge halklarının önüne getirilmiştir.”

HDP Grup Başkanvekili Balüken, Türkiye’nin bu müdahalesini IŞİD’le mücadele hamlesi değil, orada Kürtlerin kazanımlarını boğmaya yönelik bir operasyonel süreç olarak değerlendirdiklerini de söyledi.

“Bu savaş kararı uluslararası hukuk nezdinde Türkiye’yi oldukça zora sokacak bir karardır. Bu karar Suriye’deki savaş ortamını daha şiddetli bir şekilde Türkiye’nin içerisine taşıyacaktır. Gelinen aşamada yanlış olarak tespit ettikleri birkaç yıllık Suriye politikasından ders alıp bir doğru politika belirleme durumu yoktur. Yanlışın üstüne yanlış ekleyerek yanlışı büyütme durumuyla karşı karşıyayız. AKP’nin ve Erdoğan’ın şu anda planlamış olduğu, CHP ve MHP liderlerinden de onay aldığı bu Suriye müdahalesini kesinlikle bir IŞİD’le mücadele hamlesi değil, orada Kürtlerin kazanımlarını boğmaya yönelik bir operasyonel süreç olarak değerlendirdiğimizi ifade etmek istiyorum.”

Kaynak: AA

Bir Cevap Yazın

*