15 Temmuz, Türk ordusunun 2 bin yıllık tarihinin en acı günüdür

Orgeneral Aytaç Yalman, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinden emekli olduğunda takvimler 2004’ü gösteriyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye, fırtınalı yılların içinden geçerken, Yalman da sessiz kalmadı. 2014’te yayımladığı iki ciltlik anıları ‘Zorlu Yılların Sessiz Tanığı’ özellikle Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarına ilişkin birinci elden bir tanıklığı içeriyordu.

Yalman, henüz yayımlanan yedinci kitabı ‘Sırtından Hançerlenen Kahraman Ordum-Motivasyon ve Liderlik’teyse 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yıpranan ordunun yeniden yapılanması için bir katkı sunduğunu söylüyor. Yalman’la hem kitabını hem de darbe girişimini konuştuk.

15 Temmuz, Türk ordusunun 2 bin yıllık tarihinin en acı günüdür

Son kitabınız üzerinde bir senedir çalıştığınızı ama 15 Temmuz’dan sonra, bu kitabı acil bir görev olarak düşünüp çalışmalarınızı hızlandırdığınızı söylüyorsunuz. O geceden başlayalım. Siz 15 Temmuz’u nasıl yaşadınız?

– O gün ben Bodrum’daydım. Haberleri görünce bunun son derece anlamsız ve yanlış bir hareket olduğunu hemen idrak ettim. “Kapatın” dedim; “İlgilenmeye bile gerek yok.” Tamamen hayal mahsulü bir hadise olarak değerlendirdim. Üzerinde bile durmadım.

Neden?

– Ben maalesef tarihimizdeki dokuz darbe teşebbüsünün birçoğunun içinde bulundum. 1960’ı yaptırdılar bize. 1971 Muhtırası kapalı bir darbedir; Diyarbakır’da Sıkıyönetim Karargâhı’nda çalışarak yaşadım onu. 1980 darbesinde İzmir’deydim. Tüm darbeleri içeriden görmüş biri olarak benim bakışım biraz daha farklıdır herkesten. Darbelerin Türkiye’ye çok büyük zararlar verdiğini kabul etmiş bir insanım ben. Birçok insan bu görüşlerimden dolayı yüzüme karşı söylemese de hakkımda biraz farklı düşünür.

Meslektaşlarınızdan mı bahsediyorsunuz?

– “Askerlerden çok siviller” diyebilirim. Siviller arasında da çok darbeci görüyorum ben.

15 Temmuz değerlendirmenize dönersek…

– Zaman ve zemin itibariyle son derece anlamsızdı. Toplumsal açıdan bir karşılığı yoktu. Birazcık bu işlerin içinde olanlar durumu hemen anlamıştır zaten. Bu yüzden hiç ilgilenmedim. Şöyle söyleyeyim: 15 Temmuz darbe girişimi millet düşmanı, hain bir örgütün değerlerini benimsemiş, küçük, ahlaksız bir asker güruhunun isyanıdır. Ekmeğini yedikleri kahraman ordumuzu sırtından bıçaklamışlardır. Kitabımın ismi de buradan geliyor zaten.

Onları asker bile saymadığınızı söylemişsiniz kitapta.

– Değiller çünkü. Onlar maşa. Bu darbe emperyalist ülkeler tarafından planlanmış ancak başarısız olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) karşı yapılmıştır ve yine TSK tarafından engellenmiştir. Halkın ve kolluk kuvvetlerinin tepkisi de kuşkusuz bahse değer bir olaydır. Ama TSK’yı ortadan kaldırmak istiyorlardı. Son hedef değildir TSK, ilk hedeftir.

Peki bu hadiseyle ordunun milletin gözünde yıpranmış olduğunu düşünür müsünüz?

– 15 Temmuz’u şehit, gazi, kahraman olanlar ve tankların üzerine çıkanlarla TSK arasında bir mesele haline getirmemek lazım. Tankın üzerine çıkanla tankın şoförü aynı insandır, aynı halktır, unutmamalı. 15 Temmuz’u bir ayrışma vesilesi yapmadan götürmemiz lazım. Ordu burada mağdurdur. İsyancılar TSK’nın içinden ama bu isyancıların kafasını ezen de TSK. Tankların önüne yatmak tabii ki vatansever bir harekettir, saygı duyuyorum ama darbe sadece bu şekilde engellenemezdi. Darbeyi TSK engellemiştir. Hal böyleyken milletle orduyu karşı karşıya getirecekmiş gibi bir iklim yaratmak ve devamlı her 15 Temmuz’da bunu bu argümanla gündeme getirmek TSK’yı mutlu etmez. Milletimizi de mutlu etmez. TSK milletimizin omurgasıdır.

Peki ne hissettiniz 15 Temmuz sonrasında?

– Çok çok üzgünüm, acı çekiyorum. Çünkü 15 Temmuz ordumuz için bir kara lekedir. Türk ordusunun 2 bin yıllık tarihinin en acı günüdür. 49 yıl üniforma giymiş bir insan olarak söylüyorum: Bize bunları yaşatanların en ağır şekilde cezalandırılması lazım.

Emir komuta zincirinin bu denli kırıldığı bir başka an var mı ordunun tarihinde?

– Hayır. Bu en ciddisidir.

Peki darbeciler başarıya ulaşsaydı nasıl bir Türkiye görürdük?

– Ordu kendi içinde bir savaşa girerdi. Halk da buna katılırdı. Tam bir iç ayaklanma yaşanırdı. Ordunun kendi içinde bölünmesi ve dış müdahale söz konusu olabilirdi. Zaten istenen de buydu.

15 Temmuz, Türk ordusunun 2 bin yıllık tarihinin en acı günüdür

FETÖ BU GİRİŞİMİ TEK BAŞINA GERÇEKLEŞTİRMİŞ OLAMAZ

Kitapta 15 Temmuz soruşturmaları hakkında bir teklifiniz de var…

– Bylock kullanma, itiraflar, ifadeler ve bunun gibi argümanlara bağlı olarak bir çalışma yapılıyor ama endişelerim var. Hukukun suç saydığı fiiller araştırılarak bu konu çözülmeye çalışılıyor kuşkusuz ama ben bunun da ötesinde bir çalışma yapılmasını arzu ediyorum.

Nasıl bir çalışma?

– Askeri kültürün kendine özgü yapısını da gözeten idari bir soruşturma yapmak lazım. 15 Temmuz’dan başlayarak başta generaller ve amiraller olmak üzere her bir şahsın tayin ve terfi grafiği geriye doğru incelenmelidir. En ince detayına kadar. Söz konusu tayin ve terfiler arasındaki ilişki ortaya çıkarılmalıdır.  Böylece atama ve terfilerde rolü olanların gerçek anlamda tespiti mümkün olur.

Soruşturma çok genişlemez mi bu şekilde? Bir noktada herkesin onayı yok mu bu terfilerde?

– Kuvvet komutanlığı ve personel şube başkanlığı yapmış biri olarak söylüyorum… İlişkileri bu şekilde ortaya çıkarırsınız, ‘puzzle’ın bütün parçalarını anlarsınız.

Siz kendi döneminizde bu yapılanmayı teşhis etmediniz mi?

– 2000’lere kadar ordumuzda bir FETÖ meselesi yoktu bizim.

Ne vardı?

– Biz irticacı derdik. Bir FETÖ yapılanması benim katıldığım son Milli Güvenlik Toplantısı’nda geçmiştir.  Ondan önce hep ‘irticacı’lar denmiştir. MGK toplantılarında İrtica Eylem planı, Terör Eylem Planı anlatılırdı.

Ama 1984’ten itibaren sızmalar olduğunu yazmışsınız. O ‘irtica’nın içinde FETÖ de varmış belli ki.

– Onu sonradan öğrendim. Biz olayı bütün olarak görürdük. Nurculuk hareketinin dokuz kolundan biriydi sadece bu cemaat. Yeni bir şey de değildi zaten. 1955 yılında ben Kuleli’deyken bizim kimya hocamız Hüseyin Işık’tı. Bu Işık okullarının kurucusudur işte. O zaman böyle bir şey yoktu. Dini anlatırdı bize, biz de dinlerdik.

O da ordu içinde sakıncalı sayılmıyor muydu?

– Asla olmaması lazım. Ama vardı işte. Kimse bizi hiçbir şeye mecbur etmedi o zamanlar. Ama tabii bunun etkisinde kalarak kendini din üzerinden ifade etmeye çalışan insanlar da çıktı. Yani TSK’nın içinde yeni bir şey değildir bu. Zaten FETO üzerinden değerlendirirsek olayın bütününü göremeyiz.

Nedir olayın bütünü peki?

– Bu olay ABD ve Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’ye bakış açısıyla alakalıdır. Batı, hep bir İslam Birliği kurarak Rusya’yı kuşatmak istemiştir; Türkiye’de de buna uygun iktidar tercih eder. Batı hep, Türkiye üzerinden İslam dünyasını konsolide etme imkânı aramıştır.

Neden Türkiye üzerinden?

– Çünkü iki özellik Türkiye’yi bölgedeki diğer ülkelerden ayırır. Bir laik olması, ikincisi güçlü bir orduya sahip olması. Zaten bu iki özellik kaybolursa, bölgedeki diğer Müslüman ülkelerden bir farkımız kalmaz. Bakın, Sevr’in uygulanamamış olması hiç unutulmadı. Sevr’in tekrarı için yapılan bir hareket bu. FETÖ tek başına yapamaz. Buna birtakım yabancı güçler destek verdiler.

Söylediğiniz o yabancı güçlerle ittifak halindeyiz; en çok da ordu iç içe değil mi?

– Zaten Türkiye’nin en büyük çelişkisi budur. Hem emperyalist güçlerle dostsunuz hem de onlarla mücadele ediyorsunuz. Hep sıkıntı olmuştur bu. Hep onların maşalarıyla mücadele ettik, ediyoruz. PKK ve IŞİD bu maşalardandır.  Bölge ülkeleriyle ittifak halinde olmamız lazım. Suriye’nin  bütünlüğü Türkiye’nin bütünlüğü kadar önemlidir.  Politikalarımızın Suriye, Irak ve İran’la uyum içinde olması lazım. Rusya’nın bir şekilde desteğiyle bu coğrafyayı koruma imkânımız
olabilir.

ÜNİFORMAYI ÇIKARINCA YANILDIĞIMI ANLADIM

Kitabınızda askeri yapıda eksik gördüğünüz birçok unsurun altını çizmişsiniz. Siz en çok neyi eksik görüyorsunuz?

 – Tek bir şey söyleyeyim: Güven… Güven, ordunun çimentosudur. Güven güven güven… Askerin sivile, sivilin askere, üstün asta, astın üste güveni…

Kendi çalışma döneminizde de güven konusunda eksiklik görür müydünüz?

– Emekli olduktan sonra gördüm. Üniformayı taşıdığım vakit hiç tahayyül etmeyeceğim olayları emekli olduktan sonra yaşadım. Disiplin saygı, sevgi önemli ama güvenin hep diri tutulması lazım. İnsanın canını emanet edebilmesi gerekir.

Görev sırasında canınızı emanet ederken yanılmış olduğunuzu mu gördünüz yani?

– Yanılmış olduğumu gösteren çok olay oldu.  Karşında mum gibi duruyor adam, “Bir emir versem, dünyayı yıkar” diyorsun. Ama bakıyorsun ki sonradan, öyle değilmiş o. Sivilde anlıyorsun bunu.

Bu güven nasıl tesis edilecek peki?

– Askerlerin ruh ve gönül dünyalarına girmen lazım. Çünkü Mareşal Montgomery’nin dediği gibi: “Zafer askerin gönlünde kazanılır.”

ÇEVREMDE ASKERDEN ÇOK SİVİL VAR

Bu sene itibariyle kumpas davalarından içeride yatan tüm askerler tahliye edildi. Bir ordu mensubu olarak ferahladınız mı?

– Günahsız olan arkadaşlarımın kurtulmuş olmasından çok mutlu oldum.

İki sene önce Çınar Oskay’la yaptığınız röportajınızda yalnız hissettiğinizi söylemiştiniz. Halen böyle mi hissediyorsunuz?

– Hayır, o döneme hastı bu duygu. Şu an Allaha şükür, entelektüel açıdan son derece zengin bir çevrem var.

Asker bir çevre mi peki?

– Asker de var sivil de var. Ama sivil daha çok. İnsanlar bir ömür beraber yaşamışlar; konuşacak pek bir şey kalmıyor. Bir de askerler arasında entellektüellik açısından fark oluyor. Bazısı bırakıyor her şeyi emekli olduktan sonra. Ama bir yandan da gazete manşetleriyle devleti  yönetmeye kalkıyor. Ben öyle değilim. Ben halen eğitimime devam ediyorum.

Ne yapıyorsunuz?

– Eser veriyorum. İşte Mehmet Akif Ersoy Senfonik Şiiri’ni yazdım en son.  Burdur’da Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde sergilenecek. Kanuni Balesi, Mehmetçik Oratoryosu, Sakarya’da Diriliş Operası, Çanakkale Kahramanları Müzikali… Bunları ürettim. Hepsi yerli ve milli eserlerdir. Hepsi görevdir. Bizi yöneten insanlar da sanırım bunu istiyorlar ama bu eserlerimi besteletmekte zorlanıyorum.

15 Temmuz, Türk ordusunun 2 bin yıllık tarihinin en acı günüdür

Orgeneral Aytaç Yalman, 2004’te Kara Kuvvetleri Komutanı olarak emekli oldu. Bu tarihten itibaren yedi kitap kaleme aldı.

F-16’LARI ASTSUBAYLARA VERİN

15 Temmuz’dan sonra TSK pilot sıkıntısı yaşıyor. Siz de kitabınızda ‘F-16’ları astsubayların uçurmasını öneriyorsunuz…

– Evet ilk defa ben öneriyorum bunu. Çok iyi yetişmiştir astsubaylarımız. Kültürlüdürler. Yüzde sekseni yüksek okul mezunudur ve bütün ömrünü uçaklarla geçirmişlerdir. Belli bir eğitimle bunun altından da kalkarlar. Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük pilot Vecihi Hürkuş da bir astsubaydır, bilir misiniz? Havacılar daha iyi değerlendirir elbette; ben dışarıdan bakan bir göz olarak söylüyorum.

Orduda sosyologların görev yapmasını da istiyorsunuz.

Psikologlar, sosyologlar, anketörler vasıtasıyla iç denetim sağlanmalı. Bunlar subay olmalı ve devamlı görev yapmalı. Ordunun gerçek yapısını şu an bile bilmiyoruz.  Bir de dış denetim gerekiyor. Emekli askerler de görev alabilir orada. Komutanın gördüğü vardır; bir de gördüğünün  arkasında olanlar. Bu unsurlar, orduyu anlamaya yardım edebilir.

KAYNAK : HÜRRİYET

Bir Cevap Yazın

*